Bir Zamanlar Üçlemesi: Once Upon a Time in the West / Bölüm 1

Hobbes Üzerinden

Bir Zamanlar Batıda, Leone’nin klasik Western türünün özelliklerini tam anlamıyla gösteren üçlemenin tek filmdir. Film, modern hayatın daha yeni kurulmakta olduğu, doğal hayatın ise hüküm sürdüğü Amerika’da başlar. Başlangıç, Leone’nin önceki Western filmleri gibi ağır bir ritim ile gerçekleşir. Karakterlerin hareketleri olması gerektiği gibidir, ağır değildir aslında ama hayatın kendisindeki  yavaşlığı da göz ardı etmememiz gerekir. Sahne ilerledikçe birbiri ile konuşarak iletişim kurmaktan ziyade hayvani araçlarla iletişim kuran üç kovboyun bir treni beklediğini görürüz. Bu kertede hayattaki yavaşlığın giderek hızlı bir değerlendirmeye tabi tutulan durumun aslında yavaşlıktan ziyade hayattaki kopukluğun da ta kendisi olduğunu anlarız. Filmin kurgusunda bir sonraki aşama olması gereken trenin gelişinin uzun sürmesinin yarattığı bu hayattaki kopukluk can sıkıcı denebilecek atmosferi yaratır. Leone’nin sinematografisinde Western filmleri böyle başlar. The Good, the Bad and the Ugly filmine bakacak olursak on üç dakika süresince diyalogların olmadığı bir başlangıca sahip olduğunu hatırlarız. Leone’de, bu sinematik dil Western türü için kaçınılmaz bir özelliktir.

Frank-2

Western türünün mühim ve kendinden sonrasını etkilemiş yapıtlarından olan, Amerikan auterlerinden John Ford’un 1956 yapımlı filmi The Searchers bahsini konuyla ilişkin açmak gerekiyor. Bu filmin önemli tarafı Amerikan ulusunun hangi sosyo-ekonomik koşullarda yaratıldığının nitelikli sinematografi ile gösteriliyor olmasıdır. Film, oldukça geniş plan çekimlerinin mühim rol aldığı bir sinematografiye sahiptir. Bu sayede Amerikan modernizm öncesi doğal hayatında meskenler arasındaki kopukluğu ve geniş çöl coğrafyasının yarattığı yalıtılmış bireyleri görürüz. İlk yalnız kurt anlatısının ortaya çıktığı filmlerin de başını çeken çalışmalardan biridir Bir Zamanlar Batıda.

Leone’nin Western filmlerinde, meskenlerin birbirinden kopuk olduğuna tanıklık edip, filmin ritmik işleyişinde ağır bir  gidişatın farkına varıp kadrajların geniş planlarla sunulduğunu görürüz. Bu filmlerde insanlar başına buyruktur. Merkezi otorite yoktur ortalıkta. Devlet her alanı kuşatmamıştır. Bu ortaya koyduğumuz hayatın Hobbes’un doğal devlet durumu olduğunu kavramak, filmin anlatısında önemli bir yeri olan doğa ve kültür diyalektiğini idrak etmek için kullanabileceğimiz önemli bir ip ucudur.

Bu filmin en trajik anları McBain ailesinin katledilmesidir. Filmin eski doğal hayat ve yeni kültürel hayat çatışmasını yetkin bir sinematografi ile anlatılır. Tren yolunun hangi araziden geçeceğini kestirebilecek yeterlilikte bir akla sahip olan McBain, o araziyi satın alır ve ranttan faydalanma telaşı ile merkezi hayattan uzakta ıssız bir alanda yaşamaya razı olur. Tren yolunun arazisine ulaşacağı ana kadar istasyonu yapma hazırlıklarına başlar. Bu şekilde istasyonun sahibi olabilecektir yasa gereği ve bu da onu zengin bir adam yapacaktır. Son kertede ortada ekonomik prensiplerin gerektirdiğince tasarruf eden yani bugünkü hazdan, gelecekteki getirisi daha yüksek olan bir haz için feragat eden bir adam vardır. Bu anlatı McBain’in kızı Maureen ile masa sohbetinde de vurgulanır, ekmek dilimlerini ince kesen kızına, “gelecekte istediğin genişlikte kesebileceksin” der. Tasarruf etme kültüre özgü bir iştir. Çünkü doğal durum yani hayvani olan içgüdüler anlık tatmin peşinde iken, içgüdüler ile tatmini arasına irade koymak insanidir, aklın işidir. Bu maksatla tehlikeyi göze alarak tenha bir alanda, devletin yahut başka bir koruyucu otoritenin gözetiminin olmadığı bir yerde yaşamaya karar verir. Hobbes’un doğal devletinde yaşayan, tamamen kendi kuvvetince korunan bir adam ve çocuklarıdır.

tumblr_ojflduuMXd1usolfso4_1280

Derken, Frank ve çetesi tarafından katledilirler. Katliamın haberi ses kurgusunda gizlidir. Doğal hayatın olağan ses ritminde bir kırılma yaşanır. Leone, kurgusunda sese çok önem verir. Ses onun sinematografisinde unsur olmaktan ziyade aktör gibidir. Etkin bildirime sahiptir seyirci için. Doğal hayatı gösteren sekanslarda doğal seslerin aktif kullanımı vardır. Bu sekansta kuşların ve rüzgârın olağan ritminin bozulması ile başlar trajedi. Evin içinde olan en küçük çocuk Timmy dışında herkes katledilir. Silahlar susar. Filmin estetik hazzı en çok doyurucu kurgularından biri başlar. Evin içinde bulunan küçük çocuk, yaşanandan bihaber, endişeli surat ifadesi ile koşarak dışarı çıkar. Sonrasında katil silahşorlar belirmeye başlar. Seyirci için gizem varlığını sürdürür ve oldukça uzun, geniş bir plan sekansı kullanılır. Katillerin kimliği meçhuldür. Çocuğa yaklaşmaları sırasında, Leone kamerayı tabana yakın koyar. Böylelikle katillerin ihtişamı olabildiğince arttırılır. Çocuğa, katillerin gözünden, yukarıdan bakarız. Çeteye ise aşağıdan bakarız, çocuğun gözünden. Hepsi katillerin arkasından bir plan ile gösterilir, kamera öyle konumlanmıştır ki katiller mutlak hâkimiyet kurar çocuğun kaderi üzerinde. Devamında çetenin lideri Frank arzı endam eder yakın planda. Kamera aşağıdan yukarı doğrultuda yakın plandadır. Bu kurgudaki bütün kamera açıları, katillerin çocuğun akıbeti üzerindeki hâkimiyetini ima eder ve çetenin üyelerinden biri sorar, çocuğu kastederek: “Bunu ne yapacağız, Frank?”

Çocukla çetenin karşılaşma kurgusu en başından beri bu soruya maksatlıdır zaten. Seyirci, çete üyesi sormadan önce filmin merak uyandırıcı bu sahnesinde  “bu çocuğa ne yapacaklar.” diye soracaktır. Fakat bu sorudaki esas çocuğa ne yapılacağı değildir. Esas, soruda saklıdır, bu çocuğa bir şey yapılacaktır, küçük ve tehlike arz etmeyen bu çocuğun kaderini bu katiller belirleyecektir ve buna mani olmanın bir yolu var mıdır? Herkesin herkesle kendi gücü nispetinde savaştığı devlette bu çocuğun katlinin önlenmesinin ihtimali yoktur ve çocuk, çıkar gereğince katledilir.

tumblr_ojflduuMXd1usolfso2_1280

Filmin bu iki sekansı Amerika’da modern öncesi hayatı anlatır. McBain ailesinin katli ile de eski ve yeni hayatın çatışması başlar filmde. Çocuğa doğrultulan silahın ateş alması ile Jill’in yani ailenin yeni annesinin (kısa süre önce Brett McBain ile evlenmiştir) yolculuk yaptığı tren üst üste bindirilir. Tren gelmiştir. Tren ile silahın üst üste bindirilmesinde çatışmanın araçlarını görürüz. Filmin başında silahşorlardan birine sinek dadanır. Silahşor bir süre mücadele eder bu sinekle. Çareyi silahında bulur, sineği namluya hapseder. Bu eski hayatın karakterlerinin işlerini silahla gördüğünü müşahede ederiz. Eski hayatın yegâne aygıtı silahtır. Öldürürler, uzlaşmadan bihaberdirler. Yeni hayatın aygıtı ise trendir. Trenin modern hayat için anlamı ulaşılabilirlikte saklıdır. Merkezi otoriteyi sürükleyen kapitalizm tren ile sızar tüm alanlara.

Tren yolunun gelişi ile patlak veren çatışmanın bir tasvirini de Jill’i yeni evine taşıyan at arabası ile tren rayları arasındaki mücadele ile yapar. Arabacı raylara yaklaştıkları zaman oldukça romantik davranır, at arabası ile ihtişam gösterisinde bulunur, hızlanarak geçer ray işçilerinin arasından. Müzik epik bir anlatı sunar gibidir. Kamera devamında oldukça geniş plan çekerek at arabasını ihtişamına saygı gösterir. Ama arabacının mücadelesi komiktir özünde, coğrafyaya hâkimiyet kuramayacağı ve ortalıktan çekileceği aşikârdır.

Filmde karakterler arasındaki Shakespearyen doğa kültür alegorisi en rafine halde silahşor Frank ve iş adamı kötürüm Morton ile teşkil edilir. Morton bir işverendir, işlerini para ile görür, şahsi görmez. Morton’un işlerini Frank görür. Aralarında iyice belirginleşmiş olan bir gerilim vardır. İktidar mücadelesine girişmişlerdir. Morton fiziksel olarak yetersizdir, kötürümdür. Kuvvetsizdir ve silah kullanmayı bilmez. Frank ise fiziksel olarak oldukça yeterlidir. İyi bir silahşordur. Kuvvetlidir ancak kudretsizdir, kültürün gerektirdiği manipülatif akla sahip değildir. Frank, filmin sonunda Morton gibi olamayacağını Armonikacı Adam’a itiraf eder, senin bir yerlerde yaşamakta olduğunu bilerek hayatımı sürdüremezdim der ve düelloya gelir, tehlikeli ve iş açısından mantıklı olmayan bir eylem gerçekleştirir.

tumblr_ofhaikLfaI1szuplto1_1280

Önceden sabit kıldığımız gibi, Leone’nin kültürü doğaya aşkın görmediği ve kültürleşmenin bir ilerleme olmadığı fikrini bu filmde, Morton ve Frank arasındaki bir sohbette görürüz. Morton, Frank’in kendisi gibi bir adam olma azmini taşıdığını ima edercesine ona, önceden işleri şahsen hallederdin, oysa şimdi arkada kalıp emirler vermekle yetiniyorsun der. Bu sırada Frank, Morton’un masasında oturmaktadır. Morton sorar, nasıl bir his der, o masada oturmak. Frank şöyle cevap verir: “Tıpkı bir silah doğrultmak gibi. Ama çok daha güçlü.” Leone, sonrasında, Bir Zamanlar Amerika’da daha yoğun işleyecek olduğu kültürün sadece ikiyüzlülük olduğu fikrini bu diyalog ile beyan eder. The Godfather’da, Vito Corleone’un, “senin senatör yahut başkan olmanı isterdim” demesine Michael Corleone’un, başka bir büyük adam daha diyerek mukabele etmesinin anlamını taşır bu diyalog. Kültürleşme, sadece, şahısların birbirini doğrudan katletmesi değil dolaylı katletmesidir. İki eylemin de özü aynıdır, katliam bakidir.

Film nihayete ererken, kapitalizm tren rayları ile serpilmekte, genişlemektedir. Geniş planda tren istasyonu ve rayları çalışanlarını görürüz. Eski hayatın aktörleri, Chayenne ve Frank ölür. Armonikacı Adam da yalnızlığı ile ait olmadığı bu dünyadan çekip gider. Rantın sahibi ise, Brett McBain ile olan evliliğinden dolayı miras edinen Jill olur ve yeni hayatta ikamet edecektir. Jill öncesinde bir fahişedir. Hayatını geçindirmek için bedenini yani erkeklerin içgüdülerini, itkilerini kullanır. Sırf hayatta kalabilmek çabası ile kocasının katili Frank ile beraber bile olur. Jill öncesinde doğanın (hayatta kalma içgüdüsü göstermesi ve ahlaki ilke tanımaması) timsali iken film süresince (edindiği miras ile) rantın timsaline dönüşür. Once Upon a Time in the West, eski hayattan yeni hayata geçiş serüvenini anlatır büyük kurgusunda.

Devamı gelecek…

Diğer yazıları Konuk Yazar

Filmekimi 2014: İnsan Sermayesi, Turist, Aşkın Halleri

Yazar: Yağız Ay İnsan Sermayesi (Il Capitale Umano) Stephen Amidon’un aynı isimli...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir