Eleştiri

Published on Ocak 1st, 2017 | by Burcu Meltem Tohum

0

Gothic: Gerilim, Gizem ve Metafor

Share Button

Karanlık bir güz akşam üzeri sonrasında, Lord Byron malikanesinde oturuyordu. Sancılı bir baş ağrısıyla o an mücadele içinde olan Byron, bu sancının getirdiği güçten yeni eserlerine göz atıyordu. Onunla aynı evin havasını soluyan Dr. Polidori ise malikanenin en üst katında camdan Lord Byron’un zihnine davetli üç kişiyi karşılıyordu. Bu üçlünün malikaneye gelişi tuhaf ve bir o kadar da cezbedici bir serüvenin başlangıcı olacaktı.

img_0002

Ken Russell’ın elinden çıkma Gothic, Lord Byron ve Peri Bysshe Shelley’nin hikayelerinden yola çıkılarak çekilmiştir. Russell bu filmiyle 20. yüzyıl gerilim filmlerine gerçeküstücülüğüyle esin kaynağı olmuştur. İronik bir yapısı olan Gothic, üslubunu Lord Byron ve Ken Russell’ın biçiminden almıştır. 20. yüzyıl gerilim ve korku filmi türünün çok biçimli, kimi zaman olabildiğince yıkıcı, kimi zaman da yaratıcı atmosferin; baş döndürücü düşsel buhranın, dünyalar arası savaşların, çelişkilerin yansımaları Russell’ın filminin çeşitliliğinde ve kimi zaman farklılığında görülüyor. Bu yanıyla Lord Byron ve Percy Bysshe Shelley’den beslenen yönetmen Gothic yapıtını tek bir üsluba hapsetmiyor. Yönetmenin bu çok sesli ve çok yönlü üslubu, avangard sanatına da dokunuyor. Filmde seyirciye sunulan birçok unsur, gerilim, gizem ve metafor üçlüsünün de birleştirici kavrayışını yansıtmaktadır. Russell’ın sinematografisine baktığımızda Gothic yönetmenin ayrı bir yerinde duruyor. Gothic filminde kullanılan metafor, imge ve simgelerin toplamı, Russell’ın estetik algısının hiç yok olmayacak özü gibi. Yönetmenin üslubu, içerik ve dışa vurum bakımından bu filmde kaçınılmaz bir şekilde birbirine yakın durmakta. Filmde birbiriyle bağdaşmayan öğeler ise filmin kurgusunda kaybolmayacak kadar kendini belli ediyor. Gothic, bu bağlamda Russell’ın kompozisyon ve kurgu bağlamında iletişimi sağlayan dil görevini görmekte. Lord Byron’ın çocukluk ve gençlik yıllarında soluduğu hava, hatıralar, yaşayış biçimi onu eserlerinde yer yer mit ve kozmopolit çağdaş kültür atmosferi çevresinde çok yönlü sanat anlayışına sahip olmaya davet ediyor. Filmde onun eserlerine yansıyan bu havadan beslenen Russell, Gothic filminde yeni olana, bilinmeyene doğru bir arayışa sürükleniyor. Gothic bize seyrimiz boyunca Russell’ın bu serüvenine tanık olmamıza davetiye çıkarıyor. Lord Byron ve Shelley’nin filmin kompozisyonunda büyük bir yer aldığı bu filmde onların kültürel köklerine ve bu çerçevede geçmişin izlerine gitme şansı bulabiliriz. Öte yandan filmi izlerken bu izleri takip etmeye itilmekten başka bir seçenek sunulmaz. Biçim ve içerik açısından oldukça doyurucu olan Gothic, teknikten ziyade felsefi ve entelektüel bir alt yapısı vardır. Schopenhauer, Nietzsche gibi düşünürlerin yanı sıra filmde karelerin yansıtılması bakımından Böcklin ve Max Klinder gibi simgesel gravür eserleri olan sanatçılardan faydalanılmıştır. Russell’ın bu filminde kavramsal ve tematik tüm öğelerin akışkanlığı belli sanatçılar ve düşünürler üzerinden tanımlandırılabilir. Filmde Lord Byron karakterini, Gabriel Byrne, Shelley karakterini Julian Sands, Mary Shelley karakterini Natasha Richardson ve Claris’e Clairmont karakterini Natasha Richardson, Dr. Polidori karakterini ise Timothy Spail canlandırmaktadır. Oyuncu kadrosu açısından da birbirinden farklı yüz ifadesi ile karşımıza çıkan Gothic, fenomenolojik olarak izleyicileri karakterlerin içine çekere, onlara bu karakterler olma şansını veriyor. Film bu yanıyla sadece Russell, Byron ve Shelley hikayelerine kendisini yakın hissedenler ve o hikayelerde kaybolmaya hazır olanlar için biçilmiş kaftan görevini üstleniyor.

img_0003

İmge Ötesi Bir Gerçeklik Kurgusu

Nihilist bir tutum içinde, kendine göre belli bir imgesel rutin içerisinde ilerleyen film, izleyende farklı okumalar sunan bir yapı barındırır. Bu bağlamda sunulmak istenen hikayede oyuncular büyük ölçüde yardım etmektedir: Mary Shelley karakterini oynayan Natasha Richardson ve Shelley karakterini oynayan Julian Sands adeta bir Yunan mitinden fırlamış gibiler. Mitolojiye öykünen bir havası olan filmde yer yer Doğuya ait geleneksel şeyleri de bulmak mümkündür. Hikaye anlatımında oyuncuların yanı sıra birtakım nesnelerden de beslenen Gothic; Türk Mekanik Kadın, Mekanik Kadın ve Rehber, Zırhlı Adam gibi figürlerle de filme fantastik bir hava katıyor. Filmin ve hikayenin sunumu açısından Russell’ın görsel kullanımında Marquis de Sade’da ilham aldığını söylemek yerinde olacaktır. Zira filmde yer alan kadrajların birinde kadın orgazm olurken yan oradakinin kadın her orgazm oluşunda elini duvardaki çiviye sokup çıkarttığını görürüz. Bunun yanı sıra filmde Mary Shelley’nin Frankenstein romanı için nasıl ilham aldığına dair izler de bulmak mümkündür. Neo – gerilim olarak da adlandırılabilecek bu yapım, birbirinden oldukça farklı görülen içerik ve metaforların iki hikaye aracılığıyla nasıl kullanılabileceğinin bir özeti olurken, Ken Russell’ın da üslubunun ele aldığı yapımdan yapıma nasıl farklılık oluşturduğunu gösteriyor.

img_0005


Yazar Hakkında

Burcu Meltem Tohum 1993 yılında İstanbul’da doğdu. Öğrenimini İstanbul Üniversitesi Klasik Filoloji departmanında tamamladı. Şu an Latin Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimi görmektedir. Sinema atölyesinde başlayan sinemaya olan tutkusu farklı disiplinlerde çalıştığı zamanlarda peşini bırakmadı. Lise yıllarında başladığı sinema alanında çeşitli yazınsal projelere eğilimini sürdürdü. 2013-2014 yılları arasında Filmloverss adlı site üzerinde ve çeşitli sinema bloglarında yazıları yayınlandı. Uzun yıllar boyunca film altyazı çevirilerinde gönüllü olarak çalıştı. Boğaziçi Üniversitesi’nin Sinefil dergisinde yazarlık yapıyor. Edebiyat ve sinemanın hayatında vazgeçilmez bir ikili olduğunu düşünerek bu alanlara olan tutkusu yaptığı çalışmalarında onu perçinlemeye devam ediyor.

E-posta: [email protected]

https://twitter.com/masc_movie



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑