Eleştiri

Published on Ocak 6th, 2017 | by Yaşam Kaya

Kahraman Mı Vatan Haini Mi?: Snowden (2016)

Share Button

2014 yılında Citizenfour filmi ile belgesel alanında Edward Snowden’ın hayatını beyazperdeye uyarlayan Yönetmen Laura Poitras, belgesel üzerinden çok yakın tarihimizin skandal olayını tüm dünyaya çarpıcı bir gözle aktardı. CİA’ye bağlı çalışan NSA adlı dinleme izleme grubunun bir çalışanı olan Snowden, tüm dünyadaki insanların ABD hükümeti tarafından izlendiğini, takip edildiğini fark edip bu durumu The Guardian aracılığıyla bizlere aktardığında tüm dünyada yer yerinden oynamıştı. 29 yaşındaki genç casus Edward Joseph Snowden’in NSA (Ulusal Güvenlik Teşkilatı) ile ilgili yaşadıklarını Oscarlı yönetmen Oliver Stone, “Snowden” adı altında sinemada farklı bir kurguyla yansıttı. Politik anlamda kendisine özgü sorgulamalarıyla ünlenen yönetmen, bu casusluk olayından yola çıkıp yine kendi çizgisinde muhteşem bir işe imza atıyor. Gerçi bizler belgeselin etkisinde kaldığımızdan dolayı, filmi izlerken gerçekçi öyküleri olayların içinde aradık.

Kısmen gerçekliliğin içinde gün ışığında belirginleşen Snowden görüntüsü eşliğinde, yaşadığı hayatın öncesinde ve de sonrasında geçirdiği devinimlerle beraber, filmde bir CIA ajanının neden böylesi bir karar verdiğini izliyoruz. Sıradan karakterin bazı liberal duyguları ön plana çıkarıp “özgürlük” bağlamında insanların geleceğini düşünmesi, kendi içsel çatışmaları eşliğinde sevgilisinin duygularına teslim oluşu senaryodaki dikkat çekici unsurlar. NSA çalışmalarından o güne kadar haberdar olmayan dünyanın, Snowden’dan önce ve sonra diye ikiye ayrılan politik gündemi bir nevi tüm dünya ülkelerine mesaj niteliğinde. Aslında bazı komplo teorilerine göre yaşanılan bu casusluk olayının deşifre olmasına ABD hükümeti bilerek göz yumdu. Sonuçta dünyaya verilen “takip ediliyorsunuz” korkusu, “Big Brother” programının bilinç altımıza kadar işlemesine sebep oldu. Filmdeki sahneleri düşündüğümüzde zaten karakterin açıkladığı bilgilerden CIA’nin çokta etkilenmediği görülüyor.

snowden

Joseph Gordon-Levitt’in canlandırdığı Snowden rolü belgeselin içinden fırlayıp karşımıza dikilen karakterle farklılıklar gösteriyor. Sakin durağan yapısıyla rolünün sessizliğini çok iyi kavrayan oyuncu, üstün performansıyla göz dolduruyor. Muhteşem aktris Shailene Woodley’in oynadığı Lindsay karakteriyle olan yakınlaşmaları uzun uzadıya anlatan Stone, senaryo ekibinin üretimleri sayesinde casusluk öyküsünü bir kahramanlık hikayesine başarılı biçimde dönüştürmüş. Zaten siz filmi izlerken, NSA’ın uygulamalarını “yanlış” diye beyninize kodlayıp, Snowden’le duygusal empati kurmaya başlıyorsunuz. Liberal görüşleri ön planda olan Lindsay’in filmdeki kilit duruşu, olayı tekdüzelikten kurtardığı gibi, baş karakterin “özgürlük” bağlamında etkilendiği kadını da tüm çıplaklığıyla tanıtıyor.

Devletlerin sistematik olarak birbirlerine gözdağı verdiği “soğuk savaş” sonrasında, güç gösterileri genel anlamda “izleme-yönetme” bağlamında gerçeğe dönüşüyor. Filmde dev ekran görüntüsü eşliğinde Snowden’a tepeden bakıldığı sahnede, The Truman Show’un içimizdeki birikmiş duyguları dışa dönük yapıyla patlama noktasını oluşturmuş. Snowden’la Hong Kong’da bir otel odasında görüşen Tom Wilkinson, Melissa Leo ve Zachary Quinto’dan oluşan üçlü gazeteci ekibiyle tarihin en büyük skandalının gösterilişi filmdeki muhteşem derinliğe çok farklı anlamlar katmış. Zaten en son sahnedeki gerçekle yüzleşmeye geçmeden önce, tarihin en büyük skandalının sessiz biçimde yükselişine şahit olmak her açıdan heyecan verici.

Snowden genel anlamda bir kahramanlık öyküsünü bizlere aktarıyor. Yönetmen Oliver Stone, siyasal görüşünün etkin baskı unsuru olduğu bölümlerde, NSA yapılanmasının özgürlüğümüzü elimizden alan kuruluş olduğunu gözümüzün içine sokmuş. Kusur bağlamında fazlaca didaktik kalan bu tercihi yönetmenin geçmişiyle değerlendirmek lazım. Yakın tarihi bir an önce beyazperdede görmek için işini acele tutan Stone, Snowden’la ilgili gerçekliliğe belgesel tadın dışında renkler katmış. Filme 10 üzerinden 8 puanı gözüm kapalı verebilirim. Hani 2 puanı da fazlaca aceleye getirilmiş senaryodan kırdığımı da belirteyim.


Yazar Hakkında

1999 yılından bu yana sinema, tiyatro, jazz, blues ve arkeoloji üzerine yazılar yazmaktadır. 2 YIL Taraf Gazetesi, 4 yıl BirGün Gazetesi, 2 sene İstanbul Art News, 3 yıl Turkish Review' da yazılar yazdı. Şu anda Sinematopya, Life Art Sanat, Tiyatronline, Tiyatro Gazetesi'nde, Artful Living'de köşe yazarıdır. Ntv Radyo'da sanat eleştirileri konuşmaktadır. UK Leeds'te Psikoloji eğitimi aldı.



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑