Eleştiri thumbnail_24917

Published on Ocak 5th, 2017 | by İsmail Yaprak

Nocturnal Animals Üzerine

Share Button

Bir filmi anlamak için hemen her zaman “bu film kimin ve neyin fantezisi?” diye sorarım. Çünkü aşağı yukarı her film (ve sanat eseri) birilerinin ‘dertlerinden’ çıkar. Çoğu zaman da derdini anlatan yönetmen, o farkına varmasa da derdini anlatayım derken, kendini de ifşa etmeye başlar. Film analizi dediğimiz şey de yönetmenin anlattığı konuya bakarken, anlatmak istemediklerini görebilmekten geçer.

Şimdi soralım o zaman: bu film neyin fantezisi? Erkek parasız, başarısız, tipsizdir ve birlikte olmak istediği kadın başarılı, zengin ve güzeldir. Kadın erkeğin bu halini beğenmez ve onu terk eder. Bu terk edilme üzerine erkek hırs yapar; başarısızsa başarılı, fakirse zengin, çirkinse yakışıklı olur ve kendini zamanında terk eden kadının karşısına yıllar sonra tekrar çıkar. Tabii kadın (bu masal amacına ulaşsın diye) daima –erkek ortaya çıktığında- mutsuz ve ümitsizdir. Sanki içten içe erkeği terk ettiği için vicdan azabı çekmektedir. Yıllar önce terk ettiği adamın seksiliği ve başarısı karşısında büyülenir ve onunla birlikte olmak ister; ama erkek “tren kaçtı bebeğim, şimdi de ben seni beğenmiyorum” diyerek intikamını alır.

nocturnal-animals-7-620x413

Fark ettiğiniz gibi bu fantezi, paradoksal olarak, hala ezikliğini üzerinden atamamış bir erkeğin rüyasıdır. Muhtemelen gerçekte bunların hiçbiri olmuyordur, kadın bir baltaya sap olamamış erkeği terk etmiş, yakışıklı ve zengin bir erkekle evlenmiştir ve hayli de mutludur aslında. Hatta bu fanteziyi kuran erkek de sık sık kadının evinin önünde durup yakışıklı kocaya ve malikâneye imrenerek bakıyor ve “keşke bir halta yarayabilseydim” deyip kafasından çocuksu bir intikam alma hayali kuruyordur. Bu film de bu çocuksu fanteziden başka bir şey değildir.

Şunu da eklemeden geçmeyelim: az buçuk bir şeyler görmüş, üç aşağı beş yukarı deneyimli herkes, kadına ‘giydirmek’ için kurulan bu hayalin bile çelişkilerle dolu olduğunu fark etmiştir. Kadın erkeği sevmektedir, fakat erkek üniversiteye gitmeyi reddedip roman yazacağını söylemektedir. Hatta bir tartışma anında kadın, erkek kendisini üniversiteye gitmeye zorladığı için ona kızdığında, “ne yani?” der, “üniversiteye gitmeni istememin nesi kötü? Bir kitapçıda çalışıp roman mı yazacaksın? Kurduğun hayal bu mu?” diye sorar ve –şaşırtıcı ama- erkek bu soruya cevap bile veremez çünkü kadın sonuna kadar haklıdır. Kadın alenen “seni seviyorum ama bir işe gir lütfen, çünkü ayakları üzerinde duran bir adam istiyorum” demektedir. Fakat nasıl oluyorsa, mesela on sayfalık Ekşi Sözlük yorumlarında bir kişi bile çıkıp “kadın haklı beyler” dememiştir. Acaba kaç kadın “işsizim ama roman yazıyorum, gör bak çok ünlü olacağım” diyen bir erkekle geleceğini kurma kararı alır? Erkeklere soruyorum, bir kadın böyle bir erkekle birlikte olsa, o kadın için aklı başında mı dersiniz yoksa aşk gözünü kör etmiş mi dersiniz? Veya tersinden okuyalım: Susan her şeye rağmen Tony ile birlikte olmayı tercih etse ve film çocukları olduğunda bitse, zengin kız fakir oğlan hikâyesi mutlu sonla bittiği için bunun ağır bir klişe olduğunu söylemez miydik? Kim ne derse desin Susan’ın Tony’i terk etmesi son derece mantıklı bir davranıştır ve filmde bu davranış Susan’a değil, annesine mal edilmektedir çünkü büyük ihtimalle bu rüyayı gören erkek, kadının annesinden nefret etmektedir. Susan belki aşık olduğu için başlarda Tony’i annesine karşı savunur, ama sonra annesinin izinden gider. Buradan çıkaracağımız sonuç da annenin sağduyunun ve gerçekliğin; kızının ise toyluğun ve tecrübesizliğin sesi olduğudur. Aşırı ergence ‘anneye benzemek’ olarak anlatılan durum, aslında erkek bir halta yaramadığı için, uydurulan sahte bir ithamdan başka bir şey değildir.

nocturnal-animals

Bir de şu var: Tony yıllar sonra roman yazıp Susan’a yolluyor. Filmin yarısı bu romandan oluşuyor. Roman ne anlatıyor peki: bir grup ‘hayvan’, bir adamın karısıyla çocuğuna tecavüz edip öldürür, adam da bir polisin yardımıyla bu heriflerden intikam alır. Susan’ın bu kitaba bayılması da tabii fanteziye dahil. Düşünün, yıllar sonra kitabı yazıp yolluyorsunuz ve kadın size şöyle bir mail atıyor: “canım, kitabını okudum ama bir halta yaradığını söyleyemem. Bence biraz daha çalışman lazım…” Bana kalırsa tam da böyle bir cevabı hak eden bir roman bu. Yani Tom Ford öylesine izleyicisinin kendi tarafında olduğundan, hep beraber kadından nefret edileceğinden ve finalde herkesin yağlarının eriyeceğinden emin ki, erkeğin yazdığı romanını bir halta benzetmeye bile gerek duymuyor. Ne de olsa bu bir rüya… En boktan roman da gitse Susan’a, onun deliler gibi etkileneceğinden eminiz çünkü bu bizim fantezimiz. İçini istediğimiz gibi doldurmakta özgürüz!

Dikkat edin şöyle de olmuyor: Tony romanını yayınlıyor ve birden bire çok satan, ünlü bir yazar oluyor! Bunu gören Susan pişman oluyor ve Tony’i arıyor. Bu olmuyor çünkü zaten erkek, yani bir bakıma Tom Ford’un bizzat kendisi kıro da ondan. Fantezisini böyle bile anlatmıyor çünkü donanımı eksik, baya Mahsun Kırmızıgül ayarında… Erkeğin, romanı kendisini terk eden kadın için yazdığının farkında bile değil (güya intikam için yazmış ama aslında baya hala kadının kölesi). Hani filmde koca harflerle İNTİKAM tablosu göstermek de, yine Tom Ford’un zekâ seviyesini göstermesi açısından bir zirve herhalde. Her neyse… Tom Ford bir intikam filmi çekeyim derken eziklikte sinema tarihine geçen bir adamın hikâyesini anlatmış olmuş…

Not: İsteyen, tam da bu konuya aynı felsefi düzeyde parmak basan Murat Dalkılıç’ın ‘Bir Hayli’ klibini de izleyebilir.


Yazar Hakkında

Samsun'lu. 9 Eylül Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı mezunu. Demokratlığa, cool'luğa ve eğlenceye inanıyor.



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑