Sergio Leone’nin Bir Zamanlar Üçlemesi: Giriş

Hegel, Shakespeare ve Martin Eden Üzerinden

“Güneşin altında yeni bir şey yoktur.”

Sergio Leone’nin “Bir Zamanlar Üçlemesi”nin en meşhur filmi bilindiği üzere Once Upon a Time in America’dır (C’era una volta in America/Bir Zamanlar Amerika, 1984). Bir diğer taraftan serinin öteki filmlerine baktığımızda Once Upon a Time in the West (C’era una volta il West/Bir Zamanlar Batıda, 1968) ve Once Upon a Time… the Revolution (Giu la testa/Eğil, Sersem, 1971) filmlerini görürüz. Leone, çeyrek asırda ortaya çıkardığı bu üçlemede Amerika’nın bir asrını anlatır. Bir Zamanlar Üçlemesi’ne dikkat ettiğimizde, yönetmenin önceki eserlerine nazaran bu üçlemesiyle sosyo-ekonomik açıdan farklılıklar sezeriz. Bununla beraber yâdda saklanmalıdır ki Leone, filmlerinde uzaklaşan ya da yalnız kalan erkekleri konu edinir. O, bir motivasyon ile hareket eden fertleri anlatır ve bundan dolayı bu üçlemedeki tarihselcilik, ferdi anlamamıza hizmet edecek noktaya ulaşır. Leone tarihselciliği, fertleri benzeştirmekten ziyade onların kişiselliğini anlamamız için olanak sağlar.

sergio

Pek bilindik bir Latince deyiş vardır, nihil nove sub sole. Türkçe’ye “güneşin altında yeni bir şey yok” şeklinde çevrilir. Ama anlamını idrak için bir cümlelik çeviriden ziyade tarih felsefesi yapmak gereklidir ki deyiş, kendinde yoğun bir felsefi öne sürümün de anahtarıdır . G. W. F. Hegel, Türkçe’de Tarihte Akıl olarak basılan ders notlarında tarihsel süreci şu sözlerle açıklar: “Doğadaki yeniden canlanma yalnızca aynı şeyin yinelenmesidir: hep aynı döngüyle gelen can sıkıcı bir tarih. Güneşin altında yeni bir şey yoktur. Ama tinin güneşiyle iş değişir. Onun gidişi, devinişi bir kendini yineleme değildir; tersine, tinin daima başka biçimlere girmesiyle değişen görünüşü özünde ilerlemedir.” Sergio Leone, güneşin altında yeni bir şeyin olmadığını göstermekle birlikte tinsel gelişime de karşı çıkar. Hegel’in felsefesinde değişen görüngüler tarihin tekerrüründen ibarettir ancak öz de bir noktada sabit kalmaz, tekâmül eder. Başlangıçta, Tin maddeden gayrıdır Hegel’in öğretisinde, madde Tin’in yansıması, tezahür etmesidir. Fizik metafizikten sudur eder, metafizik fizikten değil. Hegel’i referans alınacak ve mukabele edilecek nokta seçmek Leone’yi anlamamıza yardım edecek bir bütünlük sağlayacaktır. Leone’nin kontrasını Shakespeare’in Kış Masalı’nda, şu dizelerde bulmak olasıdır ki: “Olsun; doğayı geliştiren araçlar da doğanın kendi yarattığı araçlardır ancak; doğaya katkıda bulunduğunu söylediğiniz sanat da doğanın kendi yarattığı bir sanattır. Görüyorsunuz ya, tatlı kız, bizler narin bir fidanla en yabanıl kütüğü evlendirerek  bayağı türden bir ağacı gebe bıraktırabiliriz daha soylu bir tomurcuğa. Doğayı onaran, daha doğrusu, değiştiren bir sanattır bu; ama sanatın kendisi doğadır.”

batıda

Shakespeare’in bu dizelerinin sırrı metafiziği yani kültürü maddeleştirmesindedir. Doğayı (fizik-madde-ten-içgüdü) dönüştüren kültür (metafizik-mana-tin-akıl), bizatihi doğa üzerinden dönüştürülmüştür. Bu dönüştürme işlemi yaratım değil, bir devşirme işlemidir. Çünkü yoktan var edilmemiştir. Terry Eagleton, Türkçe’de Kültür Yorumları olarak basılan kitabında, kültürel materyalizm deyişinin tekrar içermekte olduğunu söyler. Evvela kültürün tanımını yaparak insanın materyal hayatının faaliyetlerine işaret ettiği yorumunda bulunur. Bu nedenle, kültür özünde materyal bir imleme içermektedir zaten. Bu Leone’nin üçlemesinde vurguladığı esastır. En başa dönecek olursak, Leone, Hegel’in güneşin altında yeni bir şey yoktur saptamasına katılır, değişen fenomenlerin yalnızca birer tekerrürden ibaret olduğunu düşünür. Fakat tinsel ilerlemesine ise kültürün zaten doğadan kaynaklandığını ve özleri itibari ile aynı oldukları gerekçesi ile karşı çıkar gibidir. Doğanın aşkınlığı da ancak doğa üzerinden üretilebilen araçlar ile var olabilir.

Bir Zamanlar Amerika’da, Noodles’ın tuvalette Jack London’ın Martin Eden kitabını okuduğunu görürüz. Leone bu hamle ile film ile kitap arasında kurgusal bir aynılık kurarken, Martin Eden kitabının, üçlemedeki Amerika için önemi de apayrıdır. Martin Eden, London’ın sözleri ile harcadığı yoğun kültürel mesai sonucu şu fikre kani olur:  “Okumaları sırasında iki kurgu okulunun var olduğunu keşfetmişti. Biri, insanın dünyevi kökenini yok sayarak ona Tanrı gibi davranıyor, öteki de cennetten gönderilen rüyaları ve ilahi olanakları yadsıyarak onu bir toprak parçası yerine koyuyordu. Martin’in düşüncesine göre her iki okul da yanılıyordu ve bu, bakışın ve amacın aşırı bir biçimde teke indirgenmesinden kaynaklanan bir yanılgıydı. Bir taraftan toprak okulunun acımasız vahşiliğine meydan okurken öte taraftan da Tanrı okulunun dalkavukluğuna soyunmadan yapılabilecek, gerçeğe yaklaşan bir uzlaşma vardı.” (s. 261)  Martin’in kanaatinde ikili bir ret vardır. Toprak okulu dediği rafine materyalizmi ve Tanrı okulu dediği rafine idealizmi reddederek Shakepeareyen bir uzlaşıma varır. İkili ret, diyalektik ikili kabuldür aslen. Martin’in kanaatinde doğanın kültür üreticiliği ve kültürün doğayı dönüştürücülüğü saklıdır. Leone’nin üçlemesine sızmış olan doğa ve kültürün birbirine içkinliğidir bu.

once-upon-a-time-in-america-180

Shakespeare’den bahsetmenin anlamı da şuradadır ki, Leone’nin karakterleri doğa ve kültür motifini içlerinde barındırırlar, alegoriktir filmleri, Shakespeare’in oyunları gibi. Bir Zamanlar Batıda filminde Frank ve Morton karakterleri ile alegori kurar; ilki doğanın, ikincisi kültürün suretidir. Aynı zamanda filmde eski doğal hayat ve yeni kültürel hayat ikiliği de yaratılır. İkinci film, Devrim’de ise doğa ve kültür alegorisini canlılık ve katılaşmışlık olarak kurar. Son filmi, Bir Zamanlar Amerika’da ise temasını alt sınıf ve üst sınıf şeklinde kurarak sinema tarihine kalıcı izler bırakır.

Devamı gelecek…

 

Diğer yazıları Konuk Yazar

Leviathan: Cesur Yeni Dünya

Yazar: Yağız Ay   “Sürekli olarak bir şeyleri önleme ihtiyacı içindeyken  öyle...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir