Eleştiri

Published on Ocak 10th, 2017 | by Ozan Kaan Üreten

Tree of Life (2011)

Share Button

“Sanır mısınız ki muaftır acıdan hakkaniyetli birinin ya da bir bilgenin bedeni?”

“Takdir ederse, şifa vereceği yaraya sinek gönderendir O.”

Terrence Malick’in Hayat Ağacı filmi, Texaslı bir ailenin en büyük oğlu olan Jack’in (Sean Penn), yetişkinliğinde kendini, hayatın kökenine ve anlamına cevap arayan ve acı çeken bir kişi olarak bulmasını anlatıyor. Bu cevap arama sürerken, Jack, inancın varlığını da sorguluyor. Terrence Malick, Jack O’Brien’ın bu sorgulama ve cevap bulma arayışını yaparken izleyicileri bir yandan Jack’in küçüklüğüne götürürken öbür yandan da hayatın kökeninden günümüze kadar olan olaylara birer izlenimci olarak katıyor.

1950’lerde Texas’ın Waco şehrinde, dindar bir anne (Jessica Chastain) ve baba (Brad Pitt) ile yetişen üç erkek evladın (Jack, R.L. ve Steve) büyürken çevreleri, ebeveynleri ve birbirleriyle olan ilişkileri karmaşıktır. Baba O’Brien disiplinli, katı yürekli dindar bir babadır. Anne ise kabullenici, merhametli ve iyidir. Aile öğretilerinde dinin çok büyük bir etkisi vardır ve her şeyin Tanrı’dan geldiği düşüncesi (lütuf) evi çevreleyen ana öğretilerden biridir. Babanın disiplini sağlarken sergilediği sert tutumu, işler hallolduktan veya çocuklarından kendi istediğini gördükten sonra yerini sevgiye bırakır, görmediğinde ise hiddete. Anne ise naif ve oğullarına karşı hep sevecen bir eğitici olmuştur ve tepki ile karşılaşsa bile karşılık vermez. Belirli bir yaştan sonra ise aile öğretilerine ve daha çok babasına karşı içinde bastıramadığı bir kızgınlık oluşmaya başlayan Jack, inayeti ve babasının evlatlarından istediği “dediğimi kabullen ve güçlü bir birey ol” yolunu değil de diğer yolu seçiyor ve babasından nefret etmeye başlıyor. Film, doğa yolunu mu, inayet yolunu mu yoksa her ikisiyle de uzlaşabilir miyiz sorusunu düşündüren ve bu yolları sorgulatan bir temelde ilerliyor.

tree-of-life-water-splash

Filmin açılış sekansında, yıllar 1956’dan 70’lere gitmekte ve anne ile babaya oğullarından birinin (R.L.) ölüm haberi gelmektedir. Annenin hayatını çevreleyen inayet, ne kadar naif biri olsa da bu acıya katlanmasına ve kabullenmesine yardım etmektedir. Film, bize iki yolun gösterildiğini söylemekte ve inayeti seçenlerin istediği gibi hareket etmeye çalışmadıklarını, hafife alınmayı, unutulmayı, sevilmemeyi kabullendiklerini; hor görülmeye ve yaralanmaya razı geldiklerini belirtmekte; doğa yolunu seçenlerin ise istediği gibi hareket edebildiklerini ve diğerlerine de kendi istediklerini yaptırdıklarını, başkalarının üzerinde hakimiyet kurmayı sevdiklerini ve kendi bildiklerini okuduklarını söylemektedir. Masum olanın acı çektiği düşüncesi, filmde işlenen temel konulardan biridir. Kabulleniciliği ve bütün merhametiyle anne O’Brien oğlunun ölümünden sonra çok acı çekmektedir fakat hem eşinde hem de kendinde olan inanç nedeniyle Tanrı’ya asla isyan etmezler. Semavi dinlerinde dürüstlüğü ve sabrıyla bilinen Eyüp peygamber, filmin dinsel altyapısını oluşturan en önemli figürdür. Eyüp’ün Kitabında anlatılan hikayelerde dürüstler neden acı çeker sorusuna odaklanılmaktadır ve masum olanın acı çektiği düşüncesini en yoğun biçimde anne O’Brien’da görürüz. Annenin gösterildiği üzere kusursuz (ütopik) bir inayet yolunu seçtiği aşikardır, peki ya baba O’Brien?

Baba, inayet yolunu seçtiğini yaşam tarzıyla göstermeye çalışsa da, yanlış yolu seçenlerin içindeki uzlaşmazlığın bitmeyeceği gerçeğini kanıtlıyor. Baba O’Brien’ın tavırları, kafasına buyruktur. İstediği zaman seyahate çıkan, çocuklarına istediği gibi davranan, çocuklarının her hareketini sorgulayan fakat kendini sorgulatmayan, kendi bildiğini okuyan bu babanın filmde aslında seçiminin doğa yolu dediğimiz doğanın insanı var ettiği, somut, tek yönlü faydacı yol olduğu ve aslında doğal olanın seçilemeyeceği ve inkar edilemeyeceği; yanlış yol nedeniyle durumundan hep rahatsız olduğu, Malick’in babaya atfettiği metaforlardan sadece biri. Baba O’Brien aynı zamanda bazı yönleriyle Eyüp peygamber ile özdeşleşiyor. Baba bahçesinde kendi ürününü yetiştirip satar, Eyüp de çiftçidir. Kutsal kitapta Yaratıcı, şeytana, Eyüp’e karşı öldürmemesi dışında her şeyi yapmasına izin veriyor. Eyüp’ün hayvanları telef oluyor, tarlası yok ediliyor, ona amansız hastalıklar veriliyor fakat Eyüp sabrediyor ve isyan etmiyor. Baba O’Brien da türlü acılardan geçiyor. Çalıştığı yer kapanıyor, patentli aletleri para etmiyor ve her yerden red yanıtı alıyor, oğlu vefat ediyor.

the-tree-of-life-61

Film her ne kadar dini motif yoğunluğuyla drama filmi gibi gözükse de, birçok farklı yönden, zamanla değişen Tanrı algısına yoğun bir eleştiri niteliği de bulunur.

Baba O’Brien ile Tanrı arasında bazı yönler üzerinden benzerlik kurmak pek muhtemeldir. Bu ihtimali oluşturan ana düşünce ise Tanrı’yı maskulen düşünen hatalı zihin yapımızdır. Sert bir baba ve maskulen bir Tanrı’yı özdeşleştirmek oldukça kolay. İstediği zaman bize rızkımızı verip istemediği zaman vermeyen, istediğinde şefkatli, istemediğinde zalim, istediği zaman koruyucu ve çevreleyici, istemediği zaman cezalandırıcı bir figür… Bizi böyle düşünmeye, yanlış özdeşleştirmeye zorlayan noktaysa şu anki çağdaş dünyada gerçek inancın yerini boyun eğmeye bırakmış olmamız ve Tanrı’nın bağışlayıcı değil aslında cezalandırıcı ve sert olarak görüldüğü bakış açımızdır. Jack’in babasına karşı Freudyen olan babayı düşman görme tavrı da Terrence Malick’in eleştirdiğini düşündüğüm hatalı Tanrı algısı. Jack’e göre babası, sadece evlatlarından kendisine ters gelen bir hareket gördüğünde hiddetlenen, onların davranışlarını kısıtlayan ve görevler veren bir kişidir. Eğer annedeki zarafeti, öğretici ve merhametli tarafları Tanrı figürüne koyamazsak ve gerçek bütünsel Tanrı’yı bulamazsak içimizdeki uzlaşmazlık Jack’te de olduğu gibi hiç bitmeyecektir.

Yoksa Terrence Malick’in, iyi olduğu için değil, başarılı olduğu için sevilmeyi isteyen, parası fazla olanlara karşı onların hep haksız kazandığını düşünen fakat para kazanmak için kumar masasına oturan, para hakkındaki düşünceleri hep aklını kurcalayan ve içindeki uzlaşmazlık yanlış yolu seçtiği için bitmeyen maskulen bir babanın Tanrı ile özdeşleştirilmesini gerçekten isteyeceğini düşünmek gülünçtür.

“İnayet yolunu seçen hiç kimsenin sonu kötü olmaz diye öğrettiler.”

Filmdeki bir diğer dinsel eleştiri de baba ve oğlu Jack arasındaki diyalogdan ortaya çıkıyor. Eğer Malick, gerçek anlamda doğru yolun inayet olduğunu düşünseydi, içimizdeki uzlaşmazlıkların sebebinin kadercilikten kaynaklı kabullenme olmadığına karşı bizi ikna ederdi. Jack’in babasına “ben de senin kadar kötüyüm, annemden daha çok sana benziyorum.” demesiyle seçilimin doğa olduğunu, inayet olmadığını gerektiği kadar ifade ediyor.

dvd_tree

Yaşamın temellerine inen görsellerle izleyicileri bambaşka dünyalara götüren Malick, Hayat Ağacı’nın doğal yollarla (su filmdeki en önemli yaşam materyali) canlılara yaşam verdiğini ve sirkülasyonun bu şekilde sağlandığını göstermek istiyor. Hayat Ağacı denilen bu büyük gücün insan acısının gerçekliğini tasvir etmek için kullanıldığını düşündürüyor. Çünkü hayatlarımız, kontrol yeteneğimizin çok üstünde güçler tarafından yönetiliyor ve neden acı çektiğimiz aslında insan algısının anlayamayacağı bir doğa unsuru.

“Bu evren karanlıkta doğdu ve bize buralara getirdi fakat bunlar olurken sen neredeydin?”

Filmin son bölümünde Jack artık babasından davranışları için özür dilemiş ve hakikati arama yolunda kendini farklı, gerçeküstü ortamda bulur. Jack’in vizyonu artık genişlemiştir ve inayeti seçmiş anne ve babasının gerçek olan doğadan gelmeye geçiş yaptığını görmektedir. Babasının sertliği gitmiştir çünkü o gerçek olanı kabul etmiştir, ölen kardeşi de dahil herkes mutludur ve Jack hakikatle uzlaşmıştır.

İnsanoğlu, her daim hayatın kökenini, başlangıcı merak etmiştir. Ona, akıl eklenerek bir seçim hakkına erişmiştir ve bu, insanoğlunu hayvanlardan ve düşünmeyenlerden farklı kılan ayrıcalıktır. İnsan, seçimleriyle bir karar vermek zorundadır. İnsan yaşamıysa, diğer bütün yaşam formları ve cansız materyallerle karmaşık bir ilişki içindedir ve bu karma bize bütünsel yaşamı gösterir. Yaşam, aslında hakikattir. Hayat Ağacı ise Ademoğullarını hakikate götüren ve onları besleyen gerçekliktir. Görme kabiliyetimiz bazen azaltılabilir. Varoluşumuza sebep olanı algılamak bizim için zor olabilir. Fakat bu durum, yaşamın gerçekliğini asla değiştirmez. Gerçekliğe, hayatın köklerine inerken insan, bu yoldan doğru seçimi yaparak sapmaz. Doğru olan yol ise, insanın kendisine, hissettiklerine göre seçtiği yoldur, başkası tarafından diretilen veya öğretilen değil.


Yazar Hakkında

Bir hayalim var ve her yeni günde onu korumam gerek.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑