Uzay Yolcuları – Passengers (2016)

Şimdi gözünüzü kapatın ve 120 sene sürecek bir uzay yolculuğuna çıktığınızı hayal edin. Seyahatiniz sırasında derin uykuda olacağınız için neler olup bittiğini anlamadan varmak istediğiniz noktaya gözünüzü açıp kapatıncaya kadar ulaşacaksınız. Bir sinema filmini böyle tasarladığımızda olayın cazibesi eminim sizleri esir almış olacak. Bir eleştirmen olarak sinema salonuna giderken uzay yolculuğu fikri beni de fazlasıyla etkiledi diyebilirim. Fakat gel görelim ki, bazı zorlama senaryolar hayalinizdeki kurguyu mahvedip, sinemadaki duygularınızı yerle yeksan edebilir. “Uzay Yolcuları” filmi dünyadan Homestead II adlı gezegene 120 yılda yapılan yolculukta 255 mürettebat ve 5000 gönüllü yolcu ile seyircileri kendisine bağlayan bir senaryo. Yönetmen koltuğuna 2014’te The Imitation Game filmi ile Oscar’a aday olan Norveçli yönetmen Morten Tyldum oturmuş. Oturmuş oturmasına ama filmin 2007 yılında yazılıp bitirilen senaryosu birçok sinemacının elinden geçtikten sonra Tyldum’a ulaştığı için, konuda anlatılan 120 yıllık uyku sürecine benzer uzay konuları karşımıza çokça çıktı. Sonuçta yapı itibariyle hayran olduğumuz ama işleniş anlamında bizlere anlatmak istediğini veremeyen bir sinema filmi ile karşı karşıyayız.

passengers-sony-pictures-entertainment-chris

Uzayın sonsuz derinliklerindeki konuya geçerken özellikle belirteyim, anlatacaklarım spoiler içermektedir. 120 yıl sürecek yolculuk esnasında uzay gemisindeki arızadan ötürü Jim (Chris Pratt), 30 yıl sonra gözlerini açıyor. 90 yıl boyunca yaşayıp yaşamayacağı bile belli olmadığı bir yolculukta yalnız kalan Jim, 1 yıl sonra yalnızlıktan çıldırıp gözüne kestirdiği bir yolcuyu uyandırmaya karar veriyor. Yazar olan Aurora’yı (Jennifer Lawrence) uykusundan uyandıran Jim’ in bu saatten sonra yapacağı tek durum vardır; kadına aşık olduğuna inandırmak. Uyandırılan Aurora’ya aşık olduğu için böyle bir çılgınlık yaptığını söyleyen adam, sonucunda yaptığı işin altında kalmamak için büyük bir rolün içine girer. Düşük bütçeli yolculuk yapan Jim’ in, zengin bölümden bir yolcuyu uyandırması ise filmdeki çatışmanın başladı bölüm. Gemideki android (Michael Sheen) olan bitene tanık olup, yaşanılanları paylaştığında ise yaşanılan her şey tersine dönüyor.

90 yıllık serüvene hazırlanan bir insanın binlerce insan arasında yaşadığı tek kalma korkusu, uzayın derinliklerinde süregelen aşk sahneleriyle epeyce süslenmiş. Jim’in Aurora’nın gözünü boyamak için ya da kısacası çıkarı uğruna yaptıkları uzay yolculuğu fikrimizi zihnimizden silip atarken, senarist Jon Spaihts’in fazlasıyla duygusal kararları konudaki gerçekliği bir çırpıda siliyor. Makina mühendisi olan adamın çaresizliğinde, bazı bilimsel veriler adeta yok sayılmış. Örneğin makinalar konusunda uzman olan uzay yolcusu, bozulan makinasını tamir etmekte yeteneksiz, aksine geminin içindeki tüm makinaları tanımaktan aciz. Hal böyle olunca bizde şu soruyu soruyoruz; bu adamın mesleğiyle yaptıkları neden tutarsızlık gösteriyor? Zaten ünlü bir yazarın filmin içine dahil edilişi de illaki olayların duygusal boyutuna yaratıcı bir güzellik serpiştirmek. Nedensiz biçimde ikili diyaloglarla süslü filmin kendisinden tutarsız konusu bizi uzay seyahatinden çok, uzay gemisi içinde mahsur kalan iki insanın çarpık yakınlaşmasına sürüklüyor. İlk otuz dakika bittikten sonra filmden soğuduğunuzu, gemideki olayların abartılı sahnelerle ilerleyeceğini anlıyorsunuz.

passengers-trailer-002-1280x535

Lawrence ve Pratt ikilisini sinemada izlemekten keyif alanlar için Passengers güçlü bir film izlenimi yaratıyor olabilir. 100 küsür milyon dolar bütçenin getirisi olarak uzay-zaman kavramının derinlemesine analiz edilişi filmdeki bazı sahneleri –ki özellikle giriş- ön plana çıkarıp, insanları geçmişteki uzay filmleriyle kısmen bütünleştirmiş. Gravity’den sonra Interseller’ın sinema kitlesi üzerinde bıraktığı muhteşem etki The Martian filmi ile doruk noktaya ulaştı ve sinema yönetmenlerinin bu alan üzerinde ciddi bütçelerle çalışmalarına sebep oldu. İşte bizim meselemiz her uzay projesinin başarıya ulaşamayacağı gerçeğini insanlara anlatmak. Passengers tarz olarak hikaye kurgusunu doğru noktadan yakalarken, yönetmenin fazlaca insani kalan bakış açısı yüzünden tamamen hüsranla sonuçlanan bir yapım olmuş.

Diğer yazıları Yaşam Kaya

Aşk Olsun (2015)

Son dönemde mantar gibi çoğalarak artan yerli film furyası öyle bir hal...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir