Bir Zamanlar Üçlemesi: Once Upon a Time in America / Bölüm 3

Martin Eden Üzerinden

Üçlemenin son filmi Bir Zamanlar Amerika, Devrim’in bıraktığı zamandan devralır süreci, 1920li yılların New York’unda buluruz kendimizi. Batıda ve Devrim yeni hayatın kurulumu sürecine iki yönden bakar, kapitalist devrim ve sosyalist devrim süreçlerinden. Bir Zamanlar Amerika ise yeni hayatın egemen olduğu Amerika’ya götürür bizi. Geniş plan çekimler artık çölde değil arkada köprünün yükseldiği apartmanların arasında gerçekleşir. Kadın artık sadece rantın timsali (Jill) ve üzerine iktidar kurulacak (Devrim’deki iki kadın) nesneler değil, bizzat rantı arzulayan ve erkek üzerine iktidar kurmak isteyen (Deborah ve Carol) öznelere dönüşmüşlerdir. Kültürün, modernist egemenliğin bir yansımasıdır bu değişim filmler arasında.

birr

Doğa ve kültür çekişmesine serüvenin başında atılırız. Çetenin üyelerinden Patsy küçük bir pasta alır, Peggy ile beraber olabilecektir bu sayede. Dairenin önüne gelir ve kapıyı çalar. Peggy’nin annesi onu birazdan görebileceğini söyler. Patsy, merdivenlere oturur, elindeki küçük pastayı önüne koyar, hediye paketi olarak sarılmıştır. Son birkaç rötuş için pasta ile meşgul olmaya başlar. Paketine bulaşmış kremasını parmaklar ve ağzına götürür. Tadına varır. Sonra paketi açar, düzenlemek ister intizamı bozulmuş pastayı. Pakete bulaşmış kremasını parmaklar yeniden, ağzına götürür. Arzuları ile yeterince mücadele ettikten sonra kendinden geçmişçesine yemeye başlar pastayı Patsy. Ennio Morricone’nun Poverty (yoksulluk, sefalet) adlı film müziği çalar sahne boyunca… Leone’nun kamerası yeterince usuldur, derinliği ile kavramasını ister sahneyi seyircinin, ahesteliği ve ahengi bozmaz. Kamera hamleleri dikkati bozmaz, yaşananın yoğunluğunu dağıtmaz. Sahne komik olmaktan ziyade trajik kurgulanmıştır. Çocuğun arzuları ile mücadelesinin gerginliği had safhadadır. Sahnede, ekonomik terminoloji ile konuşmak gerekirse, mübadele işlenir aslında. Bu genç adamın birini bir diğerine tercih ettiği iki ürün vardır, pastayı cinsel münasebete tercih eder. Burada bir tenakuz var, çünkü en başında cinsel münasebet için almıştı zaten pastayı. Yani, normal halde, bütün diğer değişkenler sabitken (ceteris paribus) cinsel münasebetin faydası, getirisi daha yüksektir pastadan, bu genç adam için. Bu nedenle Patsy tasarruf yapmaya karar verir, cinsel münasebete ulaşmak maksadı ile. Zaman akışında, pastanın erişimi ve tüketimi cinsel münasebetin erişiminden evveldir. Ekonomik aktörün yapması gereken açıktır bu noktada, kısa vadedeki faydadan feragat et, bedel öde ve uzun vadede daha çok arzuladığın, daha çok faydası olan ürüne eriş. Tam bu kertede doğa ve kültür çekişmesi doğar. Çünkü tasarruf yapmak akli bir eylemdir. Arzularına ket vurmayı gerektirir. Pastanın bedeli beş senttir. Özde ise beş senti elde edebilmek için feragat ettiği tüm faydalardır. Pastaya yani ürüne ulaşmak bedel ile olur. Cinsel münasebetin değeri ise pasta ve pastayı aldıktan sonra cinsel münasebete kadar geçirdiği sürecin toplamıdır. Yani cinsel münasebeti pastadan daha değerli kılan şey sadece geçirilen zaman, bu geçirilen zamanı da feragat unsuru kılan şey ise aklı eylemler; arzularına ket vurmak. Bu safhada görüyoruz ki cinsel münasebetin içsel bir değeri olmakla birlikte (bu değer pastanın değeri kadardır) yaratılmış, özne tarafından atanmış bir değeri daha var (özne nesneye erişmek ister ve bunun için kısa vadedeki tutkularından bedel öder). Sözün özü, mübadele insan aklı ile yaratılmış, kültürel bir eylemdir. Ama bu genç adam arzularına hâkim olamaz ve pastayı yer. Doğa, Leone sinemasında bir kez daha mutlak olarak çıkar karşımıza.

00451

Bu filmin üçlemenin diğer iki filminden farkı derinlemesine işlenen kadın erkek ilişkisidir, bu derinliği kadının nesne konumundan özne konumuna yükselmesi ile yakalanır. Batıda’da ve Devrim’de erkekler arasındaki ilişkiden ve çelişkiden söz edilebilir ancak. Kadınlar birer nesnedirler. Ama bu filmde Noodles ve Max ilişkisi ve çelişkisinden söz edilebilecek kadar Noodles ve Deborah ilişkisinden söz edilebilir. Noodles ve Deborah ilişkisini, Martin Eden ve Ruth ilişkisine atıfta bulunarak okumak derinliğin kavranması için önemli.

Noodles, Martin gibi alt sınıfa mensuptur. Ruth gibi, sadece yaşamak hassasiyetinden ziyade iyi ve güzel yaşamak hassasiyeti taşıyan Deborah’ya tutulmuştur. Aşkı da karşılıksız değildir. Ancak Deborah’nın Noodles’a dair çekinceleri vardır ve onu düzeltmek ister. Düzeltmek eylemi özünde buyurgan bir anlam taşıyor, daha düzgün –üstün- olan olmayanı –alçak- düzeltir. Bu noktada Deborah’nın egemenlik iddiası taşıdığını görebiliriz. Tıpkı Ruth gibi o da bedenine ve canlılığına tutulduğu bu erkeği yola getirmek, ehlileştirmek ister. Hayvanı, toplumsallaştırmak ister; bunun da biricik yolu toplum hiyerarşisine sokabilmektir onu. Bu amaçla toplumda saygın bir mevki edinmesi konusunda telkinlerde bulunur. Bir bedenin içine kültür sokmaya çalışır ama burada kritik olan ise o zaten bu adamın hâlihazırdaki özelliklerine tutulmuştur. Leone’de doğanın mutlakıyeti açığa çıkar bu ilişkide.
Deborah’yı bale yaparken görürüz ilk. Noodles ise onu küçük bir delikten gözetlemektedir. Deborah farkındadır bunun.  Noodles da bu Deborah’nın onu gözetlediğinin farkında olduğunun farkındadır. Cesareti buradan ileri gelir. Deborah onun gözleri önünde arkasını döner ve soyunur. Noodles’ın tutkularını tahrik etmek amacı güder. Sekansın devamında onu aşağılamaya kalkar, hamamböceği olarak niteler Noodles’ı. “Aynada baktın mı hiç kendine” diye sorar. Tıpkı Ruth gibi davranır:

“Daha sonra, adam için adama karşı, hırsla piyano çaldı, niyeti sanki onları ayıran uçurumun aşılmazlığını vurgulamaktı. Müziği adamın kafasına acımasızca indirdiği bir topuz gibiydi adamı sersemletip yere çarpıyordu ama kışkırtıyordu da. Adam kıza huşuyla bakıyordu. Kendi kafasında da tıpkı kızın kafasında olduğu gibi aralarındaki uçurum genişliyordu ama uçurumu aşma isteği, uçurumun genişlemesinden daha hızlı gelişiyordu.” (s. 23)

Adamı kendine çekme arzusu bedeni tutkularından doğar. İtme arzusu da tutkularını bastırma arzusundan. Aşağılama hareketini adam için yapıyor değildir aslında, kendisi için kendine dönük yapıyordur. Adamı kendi nezdinde aşağılamak ister. Çünkü alt sınıftan biriyle, bu şekilde iyi ve güzel olmayan ilişki içinde olmak olacak şey değildir. Bu minvalde aklı ile doğasını bastırarak kendini ikna etmeye çalışır Ruth ve Deborah. Noodles diyaloğun ardından sokakta bir aynaya bakar. Martin de akşam odasına döndüğünde:

“Ama ilk kez kendi varlığının farkına vardığı için adil davranacak durumda değildi, kusurlarına gözlerini dikmiş, utançla bakıyordu. Birden ayağa kalktı ve lavabonun üstündeki kirli aynada kendisini dikkatle görmeye çalıştı. Aynayı bir havluyla sildikten sonra tekrar, uzun uzun dikkatle baktı. Kendisini ilk kez gerçekten görüyordu.” (s. 37)  

Bu hegelyan manadaki köle efendi diyalektiğinin bir izdüşümüdür aslında. Erkek ilk defa öz bilince varma, –senbana- kabul ettirme sevdasına düşer. Köle konumuna düşürülmüştür. Aynaya baktığında aşağılanmış bir benlik görürler. Aynadaki yansıma ile öz-farkındalık gerçekleşir. Şimdiki safhada bu yansımanın karşıdaki efendide gerçekleşmesi sevdası çıkar ortaya. Noodles’ın Deborah’yı fethetme arzusu bir kendini gerçekleştirme arzusudur aslında. Tıpkı Martin’in Ruth için kültürde yükselme sevdasına düşmesi gibi Noodles da bu sevdaya düşecektir

10

Bu isteği gören Deborah onu eğitmeye kalkışır. Ona kutsal günde sinagogda olmadığı için dert yanar ve yanına oturtup Kitabı Mukaddes’ten okumaya başlar. İğneleyici ve yola getiricidir sözleri:

“Sevgilim beyaz ve sağlıklıdır. Cildi en güzel altın gibidir. Yanakları baharat yatağı gibidir. Geçen Aralık ayından bu yana yıkamasa da. Gözleri güvercinlerin gözleri gibidir. Vücudu parlak fildişi gibidir. Bacakları mermer sütunlar gibidir. Pantolonu kendi başlarına ayakta duracak kadar kirlidir. O bu özelliklerin hepsi ile sevilebilir. Ama her zaman iki kuruşluk bir serseri olacak. Bu yüzden asla benim sevgilim olmayacak. Ne yazık.” 

Kitabı Mukaddes’ten okuduğu kadar da kendi sözler söyleyerek terbiye vermeye çalışır. Sonrasında ise Noodles ile aşk anı yaşarlar, öpüşürler. Tıpkı Ruth gibi karşısındaki yabani erkeğe çekiliyordur ve aynı zamanda onu terbiye etmeye kalkışıyordur:

“Evcilleşmemiş yabanıl bir yaratıktı o ve böylesine bir uysallıkla eline gelmiş olması Ruth’un gururunu okşuyordu. Onun özünü yeniden biçimlendirme arzusu sadece bilinçsiz bir dürtüydü, yeryüzündeki en iyi model olduğunu düşündüğü babasına benzetmek gibi bir amacı yoktu. Tecrübesiz olduğu için Martin’de kendisini çeken şeyin kozmik şeyin, dünyanın her yerinde kadınları ve erkekleri aynı kuvvetle birbirine çeken, çiftleşme mevsiminde erkek geyiklerin birbirini öldürmesine neden olan, elementleri bile karşı konulmaz bir şekilde birleşmeye zorlayan en evrensel duygunun, aşk olduğunu bilmesi olanaksızdı.” (s. 76)

Deborah’nın Noodles için, serseri olarak kalacak demesi kritiktir. Bu şekilde ondan toplumsal hiyerarşiye dâhil olarak mevki edinmesini talep eder. Bu safhada ise Max etkin rol almaya başlar Noodles’ın hayatında. Deborah ve Noodles öpüşüyorlarken Max onları dikizler. Deborah bir anda fark eder bunu ve Noodles’ı uyarır. Max uzaklaşır oradan dışarı doğru, Noodles da kontrol etmek için yerinden kalkar. Dışarı çıkar ve Max ile karşılaşır. Sahnenin ilerlemesi ile fark ederiz ki Max’in derdi Noodles’ı Deborah’nın elinden çekip almaktır. Filmde Noodles için ilk tenakuz başlar; bir tarafta kültürel hayat (toplumsal hiyerarşi) ve Deborah, diğer tarafta ise Max ve çete ile sürdürdükleri kendi başlarına buyurgan hayat. Devamında mahallenin büyük balığı Bugsy ve çetesi tarafından dövülürler. Sahnenin sonunda yardım dileyen Noodles’a kapıyı kapatan Deborah çatışmayı derinleştirir ve ne istediğini açıkça ortaya koyar. Noodles, Deborah’nın hayatında serseri kalarak edinemeyecektir. Bu çatışma bir kez daha Noodles hapisten çıktığında sergilenir. Max ve Deborah arasında tercih yapmak zorunda kalır ve Deborah’nın deyişi ile “annesinin yanına” gider.
Noodles ve çetesinin arzusu kendi başlarına buyurgan sürdürmektir hayatlarını. Toplumsal hiyerarşiye girip birilerine uşaklık yapmak istemezler. Çetenin kurucu ilkelerinde bulunur bu esas. Ve fakat Noodles, Bugsy’yi öldürdüğü için uzun bir süre hapis yatar ve dışarı çıktığında çetesi eskisi gibi değildir. Hayatının sonuna doğru yalnızlaşan Noodles için trajedi, Deborah’yı kaybetmek zorunda kalmasıyla birlikte çetesini de kaybetmek zorunda kalacak olmasıdır. Noodles, uşaklığı reddedecektir.

89

Diğer yazıları Konuk Yazar

Knight of Cups’ı Gerçekten Anladık mı?

Knight of Cups bize yeni hiçbir şey söylemiyor! Tersine söyledikleri o kadar...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir