Bir Zamanlar Üçlemesi: Once Upon a Time… the Revolution / Bölüm 2

Üçlemenin ikinci filmi, Bir Zamanlar Devrim’de sınıf çatışmasının yaşandığı Meksika’da buluruz kendimizi. Devrimin arifesindeyizdir, yirminci yüzyılın başları. Filmin başlangıcında sınıf çatışmasının içine lüks bir at arabası yolculuğunda atılırız. Filmin başkahramanlarından Juan, bilmediğimiz bir nedenden dolayı arabacı tarafından arabaya alınır. Arabada dört tane üst sınıfa mensup kişi ve bir de ruhban sınıfından peder vardır. Juan numune gibi oturtulur bir yere ve üst sınıf mensuplarının sohbetine konu olur. Sohbetin mahiyeti ise doğa ve kültür çatışmasına dairdir. Üst sınıf, bu alt sınıftan yalın ayak, kaba adamı ve öteki köylüleri de hayvan olmakla itham eder. Akıl ve ahlak yoksunudur onlar. Kayıtları yoktur, yaşlarını ve ana babalarını, kardeşlerini bilmezler. Ailedeki üyelerin sayılarını bile bilmezler. Tek dertleri vardır, itkilerini tatmin etmek. İçgüdüleri ile yaşayan birer hayvandırlar ve hiçbir şeye sahip olmaya hakları yoktur. Peder biraz daha insaflı davranır, ehlileştirilebilir der onlar için.

 150151_1 SIRIO_Mondadori 146 97 254 1457 967 RGB Nessuna Giù la testa Servizi AME_2004_3922 Diritti Mondadori James Coburn

Derken, Juan’ın bir bandit olduğu anlaşılır, çocukları arabayı durdurur ve koruma kuvvetlerini katleder. Sonra, arabadaki evli çiftten erkeği dışarı çıkarır Juan. Onu tokatlayarak nesebini anlatır. O kadar da hayvan olmadığını gösterir. Ve bir soru sorar bu önünde korkarak titreyen, üst sınıf mensubu adama: “Bebek yapabiliyor musun?” Ardından arabadan karısını çıkartır ve alır götürür kuytuluğa. Juan kadına yaklaşmaya başlar, kadını hayvanca arzulamaktadır, kendinden yani iktidarından emin şekilde kadına yaklaşır. Leone, ustalıkla, bu sahneyi tecavüz şekline sokmaz. Zora dayalı bir cinsel münasebet beklerken seyirci, Leone onlara iki tarafın da arzu duyduğu bir ilişki verir. Kadın sarsılmaya başlar bu hayvani adam karşısında. İkilem yaşamaktadır kadın, aklı buna karşı çıkması gerektiğini, arzularına hâkim olması gerektiğini söylemektedir. Ama bedeni, Juan’ın erkekliği karşısında sarsılmakta ve ıslanmaktadır. Hatta bayılmak üzeredir kadın, bir fikir doğar seyircinin zihninde; bu kadın tutkularının tatmini bakımından bakiredir, herhalde kocası onu daha önce hiç bu kadar tahrik edememiş ve tatmin edeceğine inandıramamıştır. Kadının hormonları aklına galebe çalar, iktidarını yitirir. Juan’ın kollarına bırakıvermekten başka çaresi kalmaz kendini. Başka çare mi? Kadın bunu ölesiye arzulamaktadır şu anda. Leone sinematografisi mükemmeldir bu anlarda, hiçbir çıplaklık olmamasına rağmen, sahne alabildiğine müstehcendir. Sinematografi, söylemez, sezdirir bu anlarda.

Bu sekansın tafsilatı için Martin Eden’e atıfta bulunmak çok faydalı olacak, öyle ki Leone kitaptan bir detayı aktarır filme. Martin Eden, ilahi aşkla bağlı olduğu Ruth’un dudağında kiraz lekesi kalınca bir anda sarsılır. O an onun da insan olduğunu, etten kemikten olduğunu ve onun da bedeninin arzularının olduğunu idrak eder. İdealizmin, büyünün bozulduğunu duyar içinde. Filmde de Juan’ın seviştiği kadın, soygundan önce arabadaki sohbet sahnesi boyunca kiraz yer ve nihayetinde dudağında kiraz lekesi kaldığını görürüz yakın çekimde.

dev2

Dahası, sohbet boyunca yemek yerler Juan’ın hayvanlığı üzerine konuşurken. Jack London, Martin Eden’in, ilk defa Ruth’un ailesince yemeğe davet edilince, vakıf olduğu hakikat üzerine şunları yazar: “İlk kez, yemek yemenin yararlı bir işin ötesinde bir şey olduğunu fark ediyordu. Genelde ne yediğinin farkında olmazdı. Yediği sadece yiyecekti. Yemek yemenin estetik bir işlev olduğunu bu masada, güzelliğe olan tutkusunu doyuruyordu.” (s. 17)  Burada ayırdına varılması gereken çatışma şu, karın doyurmak ile yemek yemek aynı eylemler değil. İlki zaruriyetin giderilmesi maksadı ile eylenir, ikincisi ise zaruri ihtiyaçlardan öte etik ve estetik ihtiyaçların da giderilmesi maksadı ile eylenir. Hayvanlar karnını doyurur, Tanrı’dan öz devşirmiş olan insan ise yemek yer. Leone ise uygar şekilde yemeklerini yiyen bu üst sınıf mensuplarının –özünde- alt sınıf mensuplarından farklı bir şey yapmadıklarını ağızlarına aşırı yakın çekim yaparak gösterir. Leone tiye alıyor gibidir bu aristokratları. Kadrajında gerçekleşen şudur: Besin unsurları ağızlara girer ve dişler yardımı ile öğütülürler. Bu süreç tamamıyla fizikseldir, metafizik içkin değildir bu eyleme. Tek farkın parlayan beyaz dişler olduğunu söylerdik, belki Juan’ın dişleri onların dişlerinden daha beyaz ve sağlıklı olmasa. Özellikle, Leone’nin bir hamlesi tüm komediyi gözler önüne serer, aristokratlardan bir tanesi yemeğini yerken ağzına aşırı yakın çekim yapar. O sırada, o karakter üstüne bastıra bastıra “Hayvan!” demektedir. Leone’nin kurgusunda, bu hayvan lafzının muhatabı Juan’dan ziyade yine hatibin bizatihi kendisi olur.

Üzerine tefekkür edilmesi gereken bir diğer mevzuu da Juan’ın kadınla beraber olması. Juan neden o kadınla beraber olmak istedi? Bu soruyu atıfta bulunarak şöyle de sorabiliriz: Martin Eden neden Ruth’a âşık oldu ve onu elde etmek istedi?

azz

Martin Eden’in zihninde, Ruth’un ailesi ile yemek yerken, şu düşünce inkişaf eder: “Ona şarap gibi geliyordu bu. İşte macera buydu, kafa ve elle yapılacak bir şey, fethedilecek bir dünya; bilincinin ta gerilerinde bir düşünce belirdi: Fethetmek, yanı başında oturan o solgun leylak rengindeki ruhu fethetmek, onu kazanmak.” (s. 21-22) Cevabın iktidar istenci olduğu açık. Burada kadının fethi Juan için üst sınıfın fethi anlamını taşır. Peşinen bir soru daha sormak lazım: Kadın hangi sebeple Juan ile beraber olma arzusundaydı? Yine Martin Eden kitabına atfen şöyle de soralım: Ruth hangi sebeple Martin’e tutuldu? Cevap Ruth’un şu düşüncelerinde gizli: “Bakışları bir an kaslı, bir boğanınki kadar kalın, güneşte bronzlaşmış, her yerinden sağlık ve güç fışkıran boyna takıldı. Adam karşısında kızarmış, aciz görünüyordu ama yine de ona doğru çekildiğini hissetti. Zihnine hücum eden uygunsuz düşünce ile şaşkına döndü. İki elini bu boynunun üstüne koyabilse bütün kuvvet ve canlılık ona geçecekmiş gibi geliyordu.” Cevabı hiç şüphesiz, hayvaniliğin canlılığı olarak sabitleyebiliriz. Juan’ın kadının kocasına sorduğu, bebek yapabiliyor musun sorusunun anlamı da buradadır. Juan, tüm ihtişamını sergilemek ister bedeninin, canlı olduğunu, üretken olduğunu göstermek ister. Karşısındaki kadın ise Juan’daki bu canlılığa, üretkenliğe tutulur. Juan’ın fethinin anlamı şuradadır, Leone, kültürün donukluğunu gösterir. Metafiziğin tamamıyla hâkimiyeti, donukluğun, ölümün anlamını taşır. Çünkü melekler cinsiyetsizdir, iradesizdir. Yani melekler tutkusuzdur. Kültürün tüm alanı işgal ettiği anda, hayatı mümkün kılan, hayata sebep veren arzular bastırılır. Hayat doğadadır, hareket doğadadır. Ve bu canlılık, kültüre galebe çalar, üzerinde iktidar kurar Leone’de. Çünkü -evvelden söylediğimiz gibi- metafiziğin kendisi zaten özünde fizikten ayrı değildir, ondan devşirmedir.

Bu filmin bir diğer mühim karakteri de İrlandalı devrimci John’dur. Juan ile John’un ilişkisini bir Zamanlar Batıda’ki Armonikacı Adam ve Chayenne ve Bir Zamanlar Amerika’daki Noodles ve Max’in ilişkileri ile karşılıklı okumak önemli. Üç filmin sonunda da Juan, Armonikacı Adam ve Noodles yalnız kalırlar, John, Chayenne ile Max hayatlarını kaybederler. Ve fakat mahiyette filmlerin tümel derdini ihtiva eden bir farklılık vardır. Batıda’da doğal hayatın unsurları olan Armonikacı Adam ve Chayenne eşittirler sınıf olarak, Devrim’de John, filmin sınıf çatışmasının temsillerinden olan “kitap okuyan” ve “kitap okumayan” taraflarından okuyan yani entelijansiya kesime dâhil iken zamanla okumayan Juan ile benzeşir ve son olarak Amerika’da Noodles ve Max aynı sınıfa mensup iken zamanla Max üste çıkar ve Noodles ile farklılaşır.

Diğer yazıları Konuk Yazar

Bireysel Mahvoluştan Toplumsal Trajediye: Cennette Savaş

Cennette Savaş (Batalla En El Ciello) yönetmenliğini Carlos Reygadas’ın yaptığı 2005 yapımı...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir