Bir Zamanlar Üçlemesi: Once Upon a Time… the Revolution / Bölüm 2

dev3

Juan ve John’ın yanına Doktor Villega’yı ekleyerek filmin esas izleğini tartışabiliriz. Önceden dediğim gibi Meksika Devrimi’nin arifesindeyizdir. Çatışma olabildiğince meydandadır. Tüm sosyal hayatı kuşatmıştır.  Leone kamerasını devrime çevirdiğinde, devrimcilere yahut anti-devrimcilere ayar yahut salık veriyor değildir. Sadece var olanı tespit ediyordur.

“Devrim bir akşam yemeği değildir, bir edebi olay, bir resim ya da bir işleme değildir; Zarafet ve incelikle yapılamaz. Devrim bir şiddet eylemidir.” Mao Tse-Tung

Çin Devrimi’nin öncüsü ve yeni devletinin lideri Mao’nun devrimin mahiyeti üzerine tespiti ile başlar film. Mao’nun sözlerinin maksadı devrimin şiddetini meşru kılmaktır. Robespierre gibi haykırıyordur, devrimsiz devrim olmaz diye. Ama bu sözler haberci olur Leone sinematografisinde. Neyle karşılaşacağımızı anlarız. Ve kamerasını ölülerin üzerinde gezdirir filmin ilerleyen anlarında Leone.

Bir Zamanlar Batıda’ki doğal hayat ve kültürel hayat arasındaki çatışmayı devrimin içine getirir Leone. Doğa ve kültür diyalektiğini kitap okumayan ve okuyan adamlar arasında kurar.

Devrim kafilesinin konakladığı sırada John, Bakunin’in Vatanseverlik adlı metnini elinde tutmaktadır. Juan çadıra gelir. Meksika haritasının üstüne doğru yatar. John, üstüne yattığın senin ülken der. Juan ise benim ülkem ailem ve benim diyerek mukabele eder. Üstüne John, bütün Meksika’nın onun ülkesi olduğunu vurgular, burada devrim gerçekleştiriyoruz der. Ardından Juan, film için ehemmiyeti yüksek monoloğuna başlar: “Ben devrimlerin nasıl başladığını çok iyi bilirim. Kitap okuyan insanlar, kitap okumayan insanlara giderler. Fakir insanlara ‘Artık değişim vakti geldi’ derler. Böylece fakir insanlar değişikliği yapar. Sonra kitap okuyan insanlar büyük, cilalı masalarda oturur, konuşur konuşurlar. Yemek yiyip dururlar. Peki, fakir insanlara ne olmuştur. Onlar ölmüştür! İşte sizin devriminiz bu. Sonra ne olur? Yine aynı şeyler yaşanır durur.’” Evvela Juan’ı sessiz olması konusunda uyarır John, etrafı işaret ederek. Monoloğun sonunda ise bir düşünür ve elindeki kitabı çamur yığıntısının içine atar.

Bu sekansın iki önemli noktası var, ilki Juan’ın kendine dönüklüğü ikincisi ise devrimi arzu eden ve eyleme katılanların arasında da sınıf çatışmasının mevcudiyeti. Bu iki nokta arasındaki ilişkisi ise şudur, Juan bu çatışmanın ilelebet devam ettiğini kavramıştır ve bundan sebep kendine dönüklük kurmuştur.

dev 5

Devrimi arzulayanlar ve gerçekleşmesi için eylemlere iştirak edenler arasındaki sınıf çatışması Juan ve Doktor Villega timsalleri ile teşkil edilir. Bu ilişkilerde ise sınıfına göre hareket etmekten vazgeçen John, Leone’nin kurgusunda kritik rol üstlenir, Leone onun üzerinden doğanın kültüre olan hâkimiyetini vurgular. Juan’ın devrime dair olan monoloğu ile bir kırılma yaşadığı aşikârdır John’un. Evvelinde Juan’ı sadece bir tavuk hırsızı olmakla itham eder. Oysa monologdan sonra ona saygı duymaya başlar. Peki, sadece Juan’ın monoloğu mudur John’da bu kırılmaya sebep olan? John’da bu kırılmaya sebep olan yaşamdan edindiği, canlı olan tecrübesidir aslında. Juan’a saygı duymaya başlaması ile de bildiği gerçeği kabullenir hale gelmiştir.

John’un kırılma yaşadığını ilk olarak Doktor Villega ile olan tartışmasında görürüz. Albay Gunther Ruiz emir erleri ile devrim kafilesini takip etmektedir. Doktor Villega, devrimcilerin koordinatörü rolündeki kişi, mağaralara saklanmayı tasarlar. John ise karşı çıkar: “Siz bir kilere saklanıp hayaller kurabilir ve duvara işemek isteyebilirsiniz.” Villega, “Herkes savaşacak diye bir şey yok. Organize eder,  insanları düzenleyen kişiler de olmalı.” şeklinde kurar argümanını. John ve Juan kalmayı seçip askerlere tuzak kurarlar. Bu sahnede görürüz ki John canlı olmayı seçmiştir, dinamizmi, hareket etmeyi seçmiştir.

Sekansın devamında ise mağaralara saklanan kafilenin katledildiğini görürüz. Devrimin bilfiil iştikakçıları askerler tarafından katledilmiş ve ürünler gibi bir kenara istiflenmiştir üst üste. Bunlara Juan’ın altı tane çocuğu da dâhildir. Juan, Tanrı’yı suçlar ve O’na olan öfkesini haçını koparıp atarak gösterir. Duygularına hâkim olamaz ve dışarı askerler ile çatışmaya çıkar. John ise rasyonel davranır, bunun mantıklı olmadığını iddia eder ve içeride kalır. Juan çatışmaya başlar mağaranın dışında. Silah seslerini duyarız ardı ardına. Bir süre sonra teslim alınacaktır Juan. Çatışma sırasınca Leone kamerasını yerde gelişigüzel ve üst üste istiflenmiş ölüler üzerinde gezdirir. Uzun sürer bu hareket. Juan’ın küçük oğlu Chulo’nun cansız gözlerinde son bulur kameranın gezisi. John’un tavrı ise bilgecedir sahne boyunca. Her şeyin farkında bir hasta adam gibidir. Ölüler üzerine bakışları soru sorar, aslında Leone soru sorar, esasta yapılan şey öldürmekten başka nedir?

Ardından sağ kurtarılan Doktor Villega’nın işkence ile devrim yoldaşlarını sattığını görürüz, yağmurlu bir gecede katledilirler devrimin nispeten önemli isimleri. Tüm bunlara John şahit olur. Juan’ın devrim üzerine olan monoloğundan beri film John’un bilincinde ilerler. Onun bakışıdır esas olan kamera için. Tüm yaşananları yalnızca o bilir. İktidar ondadır.

İleride de değinecek olduğum bir noktaya şimdi temas etmek lazım. Bu üçlemede ortak bir kurgu vardır. Filmin esas karakterlerinden biri geçmişinden kişileri yahut eylemleri hatırlar. Armonikacı Adam’ın gözünden üç defa intikamını almak istediği olayın Frank’e dair görüntüsünü görürüz. Filmin sonunda vuzuha erer seyirci için bu anın anlamı. Noodles’ın bilincindedir Bir Zamanlar Amerika tamamen. Onun hatırladığı anları izleriz. Bir Zamanlar Devrim’de ise hatırlayan bilinç John’un bilincidir. Filme bilincini veren Juan değil John’dur. Yönetmen bakış açısını John üzerinden kurar. Bu filmin Martin Eden’i John’dur.

devv

Alt sınıftan, doğal hayatından kopan ve üst sınıfa, kültürel hayata erişince, yukarıdaki tek geçerli kaidenin donukluk ve ikiyüzlülük olduğunu kavrayan Martin Eden’in aydınlığına sahiptir John. Martin Eden gibi alt sınıftan gelmemiştir ancak alt sınıfa inerek üst sınıfa olan bakış açısında kırılma yaşamıştır. İkisinin esas trajedisi ise ne üst sınıfa ait kalabilirler ne de alt sınıfa. Üst sınıfın ikiyüzlülüğü ve donukluğu iter onları. Ama bu itilme alt sınıfa doğru olmaz çünkü alt sınıf da tüm samimiyetine ve canlılığına rağmen tavuk hırsızı gibi görünür gözlerine. Hayatta daha büyük hakikatler vardır ve bunun ayırdına varmamıştır onlar. Martin Eden gibi intihar eder John da filmin sonunda, yaralı vaziyette.

Filmde John’un zihninden anımsamalar olmasının katkısı şu olur bize, John -ilk başlarda bize gösterilen anıya binaen- işkence altında devrimci yoldaşlarını satan arkadaşını, bu eyleminden dolayı değil –filmin sonunda gösterilen anıya binaen- tutkularından (tutkusunun nesnesi bir kadındır) dolayı öldürmüştür. Doktor Villega ile özdeşleşir öldürdüğü bu arkadaşı John’un. Trene yükledikleri bomba ile onlara doğru gelen askerlerin trenine doğru ilerlerken John’un tavırlarından her şeyi bildiğini anlayan Villega, işkence gördüğü için bunu yaptığını söyler, elinden başka bir şey gelmediğini söyler. John’a öfkelenir onu yargılayıp mahkûm ettiği için. John ise şunları söyler: “Dinamit kullanmaya başladığım zaman pek çok şeye inanıyordum. Hepsine! Sonunda sadece dinamite inanır oldum. Seni yargılamıyorum Villega. Onu hayatımda sadece bir kez yaptım.” John devrime idealistçe yaklaşmamaktadır artık. Daha iyiye ve güzele, tinsel bir gelişmeye doğru değildir ilerleme onun nazarında artık. Devrim için dinamit kullanan biriydi önceden. Mao’nun filmin başındaki sözleri anlamlıydı onun için, devrim için insan öldürebilirdi. Ama arkadaşını kültürel saiklerle yani devrime olan idealistçe yaklaşımından dolayı değil, tutkularından yani bedeni saiklerinden dolayı öldürünce, kültürün doğa üzerinde hâkimiyetine olan inancı kaybolur. Devrim için öldürmemiştir, kadın için, iktidar için öldürmüştür esasında. Tavuk hırsızı dediği adamlardan başka biri değildir. Ama tavuk hırsızı da olmayı kabullenemez, saygı atfetmez. Ta ki Juan’ın monoloğuna kadar. Juan’ın aydınlığı John’a yaşamın bilgisinin, ampirik bilginin kavrayış sağlayabileceğini gösterir. Bilginin –kültürün- doğadan kaynaklandığını gösterir. Artık evvelden sabitlenmiş olan gerçeği kabullenir, hayatta sadece dinamit vardır. Hayatta sadece hareket esastır. Bedenin itkileridir egemen olan.

22

Villega ile John’un trendeki sohbetine tekrar geri dönelim. Villega, John’a derdini açıklamaya çalışırken aynen şunları söyler: “Oynamayı bırakalım. Her şeyi biliyorsun, öyle değil mi? Bunu sezdin ya da tahmin ettin.” John’un cevabı zekice senaryo edilmiştir: “Ondan daha basit Villega. Seni gördüm. O yağmurlu gecede (John Villega’yı asker aracında otururken görmüştür, arkadaşları katledilirken onaylamaktadır devrimci olduklarını). Bu cevabın üstüne Villega şöyle devam eder: “Anlıyorum. Yani beni çoktan yargılayıp mahkûm ettin. Bu yüzden beni de yanında getirdin, öldürmek için. Yargılamak kolay tabii. Sen hiç işkenceye maruz kaldın mı? Konuşmayacağına emin misin? Ben emindim. Ama konuştum. Benim yüzümden bazı adamlar öldü. Kendimi mi öldüreyim yani? Neden? Ölen ölmüştür. Ama ben değişmedim. Hala aynı şeylere inanıyorum. Ben bu amaç uğruna hizmete devam edebilirim.” Doktor’un, John’un bilgisini hisle yahut tahminle yani zihinsel süreçlerle elde ettiğini sanmasına karşılık ampirik yolla, müşahede ile elde etmiş olması ironiktir. “Kitap okuyan” adam çetrefilli bir süreçle elde edildiğini zanneder, bu kadar basit olabileceğini sanmaz. İdealinde konuşmayacağına emindir evvelde. Zihinsel, kültürel bilgisi bu yöndedir. Oysa bedenin acısı zihnine galebe çalar. Üstüne üstlük pişkince devrime hizmet etmeye devam edebileceğini söyler. Kültürün ikiyüzlülüğüdür, hayvan gibi -tutkularına ve acılarına esir- davranmış olsa bile bunu şatafatlı sözler ile manipüle etmeye kalkışır. Oysa kendisi de herhangi bir alt sınıftan adam gibi davranmıştır (acılara yenik düşerek ihanet etmenin alt sınıfa özgü olduğunu söylerdi sorsak Villega’ya, muhtemelen). Bu diyaloglar bütünü Leone’nin tüm üçlemenin esas savına yöneliktir, doğa kültüre galebe çalar.

Kaynakça:

London, Jack. Martin Eden. İstanbul: İthaki, 2014

Eagleton, Terry. Kültür Yorumları. İstanbul: Ayrıntı, 2011.

de Tocqueville, Alexis. Amerika’da Demokrasi II Cilt. Ankara: Doğu Batı, 2016.

Devamı gelecek…

Diğer yazıları Konuk Yazar

Gerekli İllüzyonlar: Kara Şövalye ve Büyük Engizisyoncu

Yazar: Yağız Ay Edgar Allan Poe’dan Manic Street Preachers’a kadar popüler kültürde...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir