Belgesel Poto and Cabengo: La moa, Poto?

Published on Şubat 11th, 2017 | by Hasan Cem Çal

Poto and Cabengo: La moa, Poto?

Share Button

Jean-Luc Godard’la birlikte Groupe Dziga Vertov’u (Dziga Vertov Group) kuran Jean-Pierre Gorin, tek başına gerçekleştirmiş olduğu işleriyle çok da tanınmaz. Godard’la 68’den 72’ye kadar çalıştığı düşünülürse, Groupe Dziga Vertov’un işlerinin keşfiyle, Gorin’in bağımsız gerçekleştirdiği işlere ancak bir ilgi duyulduğu da söylenebilir. 71’de, Gorin’le Godard’ın çekmiş olduğu Vladimir et Rosa ve 72’de çekmiş oldukları Tout va bien, onların kurmuş oldukları bu oluşuma, ya da bu örgütlenmeye, asıl ününü kazandırmış olan işlerdir. Ardından, 72’de, çekmiş oldukları Letter to Jane‘le birlikte, Groupe Dziga Vertov’un, Godard’la Gorin’in, kopuşu da gerçekleşir. Godard, Groupe Dziga Vertov’un dağılmasının ardından, eşi olan Anne-Marie Miéville’le birlikte bir dizi çalışma gerçekleştirmeye başlar; bunlardan bir tanesi de Gorin’le Godard’ın birlikte çekmiş oldukları, ama tamamlayamadıkları, Ici et ailleurs‘ün kullanımıyla yaratılmış, aynı ada sahip bir belgeseldir. Gorin’se, bu dönemin ardından, ilk bağımsız filmi olan Poto and Cabengo‘yu gerçekleştirir. Godard’la karşılaştırıldığında, ne birçok filmi olduğu, ne de filmleri arasında keskin bir dönem ayrımına rastlandığı söylenebilecek olan Gorin; belgesel formunda, ama bu formun meşruluğunu ve menşeini, kayda aldığı özneler vasıtasıyla sorgulayan bir anlayışı içeren işler gerçekleştirmiştir. Poto and Cabengo‘ysa, bunların hem ilki, hem de en unutulmazı, en akılda kalıcı olanıdır.

27948id_004_primary_w1600

Doğumlarından itibaren etraflarındaki insanlarla dilsel iletişimleri sınırlı olan, kendilerine bir tür dil icat etmiş, bu dil ile anlaşan ve ebeveynleri tarafından geri zekâlı oldukları düşünülen ikizlerin, Grace ve Virginia Kennedy’nin hikâyesidir Poto and Cabengo. Gorin’in filmi, yalnızca Grace’le Virginia’nın, ya da kendilerine taktıkları isimlerle Poto’yla Cabengo’nun, hikâyesinden de oluşmaz; ama, aynı zamanda da, onların dil ile, bu dilin toplum içerisindeki meşruluğu ile, bu meşruluğun sorgulandığı düzlem olarak medya ile, ve daha birçok şey ile ilgili bir söylemler bütünü sunar. Gorin’in de dediği gibi; ”Bu film, yapılandırılmamış bir söylem hakkındadır; bu, ikizlerin dilidir. Ve bu dilin, yapılandırılmış söylemler tarafından (ailenin söylemi, medyanın söylemi, terapinin söylemi, belgeselin söylemi) kuşatılması hakkındadır da.” Böylelikle, ikizlerin dili ile karşılaştığımız kadar, onları çevreleyen bir söylemler kütlesi ile de karşılaşırız. Grace’le Virginia’nın dili, Gorin’in de söylediği gibi, yapılandırılmamış bir söylemdir; bir gerçeği kuşatmaz, harekete göndermez; yalnızca kendisini pratik eder. Öyle ki, ikizlerin dil ile bağlantıları, onların hareket kabiliyetlerine de bir ket vurmaktadır. Bu meçhul dilin; hareketle, algıyla, kavramla, görüyle, sesle, ve daha birçok şeyle bağlantısı, filmin tam da merkezindedir. Grace’in ve Virginia’nın dilinin, evlerinde konuşulan dillerden, Almanca ve İngilizce’den oluşan bir tür karışım olduğuna inanılır. Ama anlaşılır ki, yaratmış oldukları dil, her iki dilden de çok daha karmaşık bir yapıya ve varyasyonlama biçimine sahiptir. Bu nedenle, çevrelerindeki kimse onlara dil vasıtasıyla ne temas, ne de tesir edebilir. Aslında, Gorin’in de, bu dile tesir etme imkânının olmadığını düşündüğü söylenebilir; çünkü kurmuş olduğu yapının, belgeselin kendisinin bir yapılandırılmış söylem, ya da yapılandırılmış bir söylemin ekseninde kurulmuş, imajlar ve seslerden oluşan, kapalı bir sistem olduğunun farkındadır. Belki de, Glenn Gould’un yorumladığı, Mozart’ın Fantasia In D Minor‘unu da bu yüzden, histerik bir şekilde tekrar etmektedir. Bu nedenle de, ikizlerin yaratmış olduğu dilin, yapılandırılmış bir söylemin aracılığıyla kavranması mümkün değildir. Öyledir ki, tüm bir söylemler kütlesi, bu gerek aileninki, gerek medyanınki, gerekse de terapininki olsun, durmaksızın bu dili istismar ve ıslah etmeye çalışır. Gorin’inkiyse, bu söylemlerin bir yığımına, bir sunumuna işaret eder; daha fazlasına değil, ki başka bir iddiası da yoktur.

27948id_005_w1600

Yapılandırılmış bir söylem aracılığıyla, ikizlerin dilinin, yapılandırılmamış bir söylemin, ki bu işleyişi anlaşılamamış bir düzene gönderir, kavranması imkânlı değilse, o hâlde bir tek şey imkânlıdır; o da bu söylemi yapılandırmak, kopuk parçalar hâlinde bulunan birimleri, tanıdık bir düzen, bir söz dizimi (syntax) oluşturacak şekilde tekrardan kurmaktır. Gorin’in, filme içkin bir noktada başarmaya çalıştığı şeyse, bu süreç nihayete ermeden, söylem yapılandırılmadan, ikizlerle iletişime geçebilmektir. Bu nedenle de, Poto and Cabengo‘nun zamanda gerçekleştirdiği sıçrayışlar, bir buluntu film (found footage) pratiğine değil, ama Gorin’in geç kalmışlığına işaret eder. Ama, ta en başından itibaren, Gorin’in bu materyali kullanma biçimi, gerçekten de kayda değerdir; çünkü bu materyalden, görüntüden değil, ama sesten elde ediyor olduğu bir imkânlar dizisi çekip çıkartır: Birçok sesi, ki bu ikizlerin yaratmış olduğu dildir, İngilizce’leriyle birlikte, hareket hâlinde yazınsal bir dizi olarak tekrardan sunar. Poto and Cabengo‘nun, bir noktaya dek, altyazı işlevi gördüğü de söylenebilir. Ama İngilizce’leriyle birlikte sunulan bu dil, İngilizce olarak sunulmasına karşın da bir şey ifade etmez, o hâlde tam olarak çevrilememiş midir? Emin olamadığımı belirtmeliyim. Şöyle ki; Gorin’in, Grace’le Virginia’yı bir kütüphaneye götürdüğü bölümde, Gorin’in de belirtmiş olduğu gibi, kitaplara ve çevrelerinde bulunan tüm maddelere karşı tutumları, felsefî ve/veya mantıksal açıdan bir anlam bilimle (semantics) bağdaşamayacak kadar, maddenin fonksiyonel bir kavranışından uzaktır. Aksine, ikizler, maddeyi kıvamına, ebatına ve yoğunluğuna göre kavrayacak, ve de bu, onlar için fazlasıyla yeterli olacaktır. Böylelikle, dilin, işlevsel de olamadığı noktada, yazınsal olmayan bir boyutundan, kayıtsız bir ânından, bellekten azade bir boyutundan da söz edebilir miyiz? Bundan da emin olamadığımı söyleyeceğim. Ve Gorin’in de emin olamadığına kanaat getiriyorum; yoksa filmini bir ağıt yakarcasına, ikizlerin yaratmış olduğu dilin eşliğinde bitirmezdi, diye düşünüyorum. Öyle ki, Gorin’in bu dile, bu seslere, bir imaj vakfetmek istemediğini, bundan esefle kaçındığını da belirtmek gerekiyor; çünkü kayda almanın zorunluluğuyla, kayda almış olmanın faydasızlığı arasında gidip geliyor. Poto and Cabengo‘nun bir tanıklık, buruk bir tanıklık olduğunun bilinciyle gerçekleştirilen bir kayıt bu. Gorin’in Grace ve Virginia’yla kurduğu bağ, belki de en çok Albert ve David Maysles’ın Grey Gardens‘ta Edith’le kurduğu bağı, yakınlığı andırıyor; yalnızca, doğal olarak, fazlasıyla masum bir hâlini.

PotoAndCabengo3-1600x900-c-default

Gorin’in filmi, ikizlerin imajlarını sunuş biçimiyle de, belirli kollara ayrılıyor gibi gözüküyor: Hem aktüel mânâda, ikizlerle Gorin’in geçirdiği zamanı takip ediyoruz; hem de virtüel mânâda, ikizlerin farklı mecralarda yer alış biçimlerine tanıklık ediyoruz. Böylelikle, Poto and Cabengo‘nun lineer bir yapıya sahip olduğunu söylemek de zorlaşıyor, ama sirküler bir yapıdan da söz edemeyiz. Ancak, doğrusal olanda bir döngüselden bahsedebiliyoruz. Bu, imajların ve seslerin, özellikle de seslerin, bir tekrarına ve manipülasyonuna işaret ediyor. Poto and Cabengo‘nun bir hikâye aktardığı, bir başı, ortası ve sonu olduğunu yadsıyamayız, ama müdahalesiz, bir Straub-Huillet işiymişcesine saf bir kayıt olduğundan da söz edemiyoruz. Gorin’in lineer bir zaman üzerinde açtığı delikler, bunu ister görsel-işitsel, isterse de yazınsal-işitsel bir kuşakta gerçekleştirsin, onun imajlarını bu denli etkili kılan şeyin ta kendisidir. İlki; bu imajların tekilliğini, biricikliğini temsil ve teslim eder. İkincisiyse; imajların yokluğunda, onlarla özdeşleşen sesleri, ya da zaten seslerin başat olduğunu düşünürsek seslerle özdeşleşen imajları, ve onların evcil (domestic) ve sıhhi (medical) olanla kırılgan bağını kapsar. Böyle bir ses-imaj ilişkisi, belirtildiği gibi, zamanın kavranışında da bir etki yaratacaktır. Öyle ki, Gorin’in filmi, imajın şimdisinde bulunsa da, şimdinin müphemliğini de içerisinde barındırır; çünkü geçmişi ancak yapılandırılmış bir söylem aracılığıyla kavrayabileceğinin, yani kavrayamayacağının farkındadır. O hâlde geleceğe yönelecektir; çünkü geçmişteki ham, yapılandırılmamış söylemin imgesini, bir imkân olarak, gelecekte arayacaktır. Deleuze’ün Beyin, Ekrandır‘da söylediği gibi; ”Şimdide olan imajın ‘tasvir’ ettiği, imajın kendisi değil. İmaj, şimdinin, ya ortak bir çoklu olarak ya da en küçük bölenler olarak, sadece içinden çıktığı zaman ilişkilerinin bir bütünü. Zaman ilişkileri asla sıradan algıda görülmemiştir, fakat yaratıcı olduğu anda imajda görülebilirler. İmaj, şimdiye indirgenemez zaman ilişkilerini görünür, hissedilebilir kılar.” İşte tam da bu noktada Gorin, imajın şimdiye indirgenemezliğinin farkındadır; o, ne görsele, ne de yazınsala yönelecektir, ama elindeki son şeye, işitsele, sese sarılacaktır; çünkü ses, zaman ilişkilerini, imaja indirgemeksizin, ama imaja göndererek, şimdide kılabilir: Poto and Cabengo‘nun sonunda, jenerik akarken duyduğumuz Grace’in ve Virginia’nın sesi, onların imgesini, belleklerimizde, bâki kılacak kadar tanıdık bir hâle getirmiştir. Öyle ki, onları görmektense, duymayı yeğleriz: “La moa, Poto?” (Here more, Poto?).

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

27 Haziran 1994’te, İstanbul’da doğdu. Liseyi, 50. Yıl Tahran Anadolu Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde, İletişim Fakültesi'nde, Sinema ve Televizyon’da okumaktadır. Çeşitli siteler, oluşumlar ve kurumlar için İngilizce’den Türkçe’ye metin çevirileri yapmakta, metin yazmakta ve düzenlemektedir. Serbest aralıklarla, belirli bir marka değeri taşıyan oluşumlar için görsel-işitsel kurgu çalışmaları gerçekleştirmektedir. Edebî anlamda teorik ve pratik metinler kaleme almaktadır. Yarı profesyonel olarak bateri çalmaktadır. FOL Sinema Topluluğu'nda yer almaktadır. Hâlâ doğduğu kent olan İstanbul’da yaşamaktadır.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑