Sinemanın Psikopat Çocukları

9- The Joker – The Dark Knight (2008)

Genellikle kötü karakterlerin, yaptıkları kötülükleri meşrulaştıran motivasyonları vardır. Bu motivasyonlar kötüyü tamamen kötü olmaktan alıkoymak ve izleyicinin onunla empati yapması için izleyiciye sunulur. Üstelik her insanın içinde iyilik ve kötülük beraber bulunurlar. İzleyiciler de içlerinde bulunan kötülüklerle, beyazperdede izledikleri kötülerin kötülükleri arasında bağ kurabilirler. Ancak hiç kimse içinde bulunduğu topluma herhangi bir nedene sahip olmadan kötü karakteri sevdiğini söyleyemez. Bu motivasyonlar, aynı zamanda, izleyicilerin kötüleri “gönül rahatlığıyla” sevebilmeleri için gerekli olan bahane görevini de üstlenirler.

Joker ise bu genel geçer “kötü” tanımına uymaz. Çünkü izleyiciye Joker’in kötü olmasıyla alakalı hiçbir motivasyon sunulmaz. Belki kendisine göre motivasyonları vardır (mutlaka vardır) ancak izleyici bunları bilmez. Hatta Joker bununla dalga geçmek için, yüzündeki yaraların nasıl oluştuğuna dair herkese farklı hikâyeler anlatır. Ancak buna rağmen ne ironiktir ki, Joker, en sevilen kötü karakterlerden birisidir. Bunda hiç kuşkusuz Joker’in Batman’in düşmanı olması ve Heath Ledger’in efsanevi oyunculuğu da pay sahibidir. Ancak insanların “nedensiz kötülük”e gösterdikleri ilgi de göz ardı edilemez.

The Dark Knight’ta Joker, iki feribota da bomba yükleyip bombanın patlaması için gerekli olan kumandaları ters feribotlara verir. Böylece her iki feribottaki insanlar da -kendileri patlatılmadan önce- diğer feribotu patlatma şansına sahip olurlar. Bu yolla Joker, insanların içindeki kötülüğü gözler önüne sererek hiç kimsenin masum olmadığını göstermek istemektedir. Joker insanların suçsuzmuş gibi davranmalarını Batman üzerinden şu sözlerle açıklar:

“Onlardan biriymiş gibi konuşma. Değilsin! Olmak istesen bile… Onlara göre sadece bir manyaksın, benim gibi! Şu an sana ihtiyaçları var, ama olmadığında, seni sanki cüzzamlıymışsın gibi dışlarlar! Onların ahlakları, kanunları, yalnızca kötü bir şaka… İlk sorun belirtisinde gider. Onlar sadece dünyanın onlara izin verdiği kadar iyiler. Sana göstereceğim. Zora düşüldüğünde, bu medeni insanlar, onlar birbirlerini yerler. Görüyorsun ben bir canavar değilim, sadece genelin önündeyim.”

Joker birçok kez “kaosun elçisi” olduğunu söyler. Çünkü insanların, eğer kurallar öyle söylüyorsa, aslında normal olan bir şeye nasıl anormal bir şeymiş gibi yaklaştıklarını; anormal olan bir şeye ise nasıl normal bir şeymiş gibi yaklaştıklarını söyler. Joker bu durumu şu sözlerle özetler:

“En iyi yaptığım şeyi yaptım. Planı aldım ve kendisine çevirdim. Biraz gaz ve biraz kurşunla şu koca şehre yaptığıma bir bak. Biliyor musun? Ne fark ettim biliyor musun? Her şey “plana göre” gittiğinde kimse paniklemiyor. Plan korkunç olsa bile! Eğer, yarın, basına bir suçlunun vurulacağını ya da asker dolu bir kamyonun patlayacağını söylersem kimse paniklemez, çünkü her şey “plana göre”dir. Ama sadece bir valinin öleceğini söylediğimde herkes aklını kaçırıyor! Biraz anarşiyle tanışın. Kurulu düzeni boz ve kaos hakim olsun. Ben kaosun elçisiyim. Kaos hakkında bir şey biliyor musun? Adildir.”

Filmin sonunda Joker iddia ettiklerinin bazılarında haklı çıkar bazılarında ise çıkmaz. Nolan bize ne tam kötülük ne de tam iyilik vermiştir. Zaten hayat da böyle değil midir? Filmin belki de bir başarısı güçlü realist anlatımıdır. Ancak hiç şüphesiz, filmin en büyük başarısı, sinema tarihine kattığı en önemli oyunculuk performanslarından biri olan Heath Ledger’in Joker’idir.

Diğer yazıları İsmail Erk Deliormanlı

A Most Violent Year: En Doğru Yol Var Mıdır?

J.C. Chandor’un (Margin Call, All Is Lost) hem yazıp hem yönettiği A...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir