Sinemanın Psikopat Çocukları

2- Mark Lewis – Peeping Tom (1960)

Neden sinemaya gideriz? Her hafta sonu bir cinayeti bize merakla ve belki de istekle izleten motivasyon nedir? Herkesin bu sorulara verecek birden çok ve farklı cevapları olabilir. Zaten sinemanın da bir sürü işlevi vardır. Ancak aralarında öyle bir işlev vardır ki herkes varlığını kabul etmiştir: Röntgencilik. Başka hayatları, başkalarının mahremlerini izlemek ve bunda bir sorun olmaması kuşkusuz herkesin ilgisini çeker. Birçok film röntgencilik faaliyetini merkezine almıştır. Bu filmlerden en meşhur olanları Rear Window, Psycho, Das Leben der Anderen (“The Lives of Others”) olarak sayılabilir. Peeping Tom’da da psikopatın temel dürtüsü röntgencilik üzerinedir.

Mark Lewis, kadınları öldüren, öldürürken onları kameraya alan ve daha sonra bu kayıtları izleyen biridir. Film vizyona girdiği 1960 yılında büyük eleştiri yağmuruna tutulmuştur. Bu eleştiri yağmurunun asıl sebebi filmin rahatsız ediciliği olarak görülse de aslında bir sebebi de filmde yalnızca kadınların öldürülmesidir. Hâlbuki filmde yalnızca kadınların öldürülmesi eril toplum yapısına yapılmış bir eleştiri olarak da görülebilir. Çünkü sinemada neredeyse her zaman kamera erkeğin gözünden bakar. Yapımcılar filmlere seyirciyi çekmek için kadını bir cinsel obje olarak kullanır. Peeping Tom’da psikopatın yalnızca kadınları öldürmesi, psikopatın suçuna eril toplum yapısını da ortak eder. Çünkü bakan erkek, bakılan kadındır. Yönetmen Michaell Powell herkese bu toplu erkek yanlısı röntgencilik faaliyetinin bir sapkınlık olduğunu duyurmuştur. Bu bağlamda Peeping Tom’un feminist eleştirilere konu edilmesi isabetli değildir.

Filmdeki psikopata dönecek olursak, Mark Lewis’in hayatının neredeyse tamamını kameraya alma tutkusu çocukluğundan gelir. Zaten her psikopat çocukluğunda yaratılır, sonradan var olmaz. Bu filmde de çocukluğunda babasının vahşi deneylerine kurban olan Mark, büyüdüğünde o deneyleri yapan kişiye dönüşmüştür. Babası ünlü bir biyolog olan Mark, tüm çocukluğunu babasının onu korkutması ve Mark’ın korku hissiyle verdiği tepkileri kameraya almasıyla geçmiştir. Babası bu amacına ulaşmak için, Mark’ın henüz yeni ölmüş, kanlar içinde yatan annesiyle vedalaşmasını bile kameraya almıştır. Mark’ın bu ve bunun gibi birçok korku dolu anının kameraya alınması, Mark’ın büyüdüğünde korku hissini kameradan izlemek gibi bir takıntısı olmasına yol açmıştır.

Peeping-Tom

Mark cinayetleri işlerken kullandığı kameraya sabitlediği bıçağı kurbanının boğazına batırır. Aynı zamanda kameranın üstünde bir ayna da bulunur. Bu şekilde ölen kişi kendisinin ölümünü izler. Bu sırada Mark da kurbanının yüz ifadelerini kayda almaktadır.

Mark’ın öldürdüğü kadınlar hayat kadını, model ve oyuncudur. Bu üç meslek de toplum tarafından aşağı görülür. Çünkü tam da bu meslekler bahsedilen eril bakışın objeleri niteliğindedir. Ancak Mark, toplum kurallarına uygun yaşayan ve güzel olduğu söylenemeyen Helen’i öldürmek istemez. Mark, toplumun röntgencilik yaparken kullandığı ve cinsel obje olarak görülen kadınları öldürerek toplumu da cinayetlerine ortak eder.

Filmin rahatsız ediciliği konusunda aldığı eleştiriler, filmde gerçekten yoğun rahatsız edicilik barındıran sahneler olduğu düşünülürse, mazur görülebilir. Ama yine de hiçbir sinema filminin salt rahatsız edici olması nedeniyle eleştirilmemesi gerekir. Çünkü sinemanın herkesin üzerinde anlaştığı işlevi olan röntgencilik sırtını rahatsız edici olmaya yaslamıştır. İnsanların mahremlerini izlemek, normalde görülmemesi gereken şeyleri görmek doğası gereği rahatsız edicidir. Aslında bir filmin başarısı, seyircinin filmi izlerken rahatsız olmasına rağmen filmi izlemek istemesiyle alakalıdır. Sinema, insanların kimseye zarar vermeden arınmalarını sağlayan bir araçtır. Bu arınmaya tiyatroda katarsis denir. Katarsis’in anlamı, seyircinin genellikle korku ve acıma duyguları yoluyla ulaştıkları ruhsal arınmadır. Sinemanın röntgencilik özelliğini en iyi kullanan yönetmenlerin başında gelen Alfred Hitchcock bu durumu şöyle özetlemiştir: “Bence herkes, kendisinin kurban olmadığı, güzel bir cinayetten keyif alır.”

Diğer yazıları İsmail Erk Deliormanlı

Motör: Kopya Kültürü ve Popüler Türk Sineması

Belgesel türündeki yapımlar genellikle nesnel ve ciddi bir anlatım dili kullanır. Belgeselin...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir