Sinemanın Psikopat Çocukları

5- Annie Wilkes – Misery (1990)

Sevgi bencillik içermez ve bu yüzden de çok temiz bir duygu olarak görülür. Bir karşılık beklemeden duyulduğu sanılan duyguların başında kuşkusuz sevgi gelir. Ancak Annie Wilkes’in çok sevdiği yazar Paul Sheldon’a duyduğu sevgi bize bu durumun aksini kanıtlar niteliktedir.

İnsanlar genellikle kişileri değil kişilerin bazı özelliklerini severler. Ancak bu özellikler zamanla değişebilir ve seven kişi sevilenin dönüştüğü kişiyi sevmeyebilir. İlişkilerde edilen kavgalarda “Sen bu değilsin”, “Neye dönüştüğünün farkında mısın?”, “Bu yüzünü hiç bilmiyordum” tarzı cümleler kurulmasının nedeni de bu değişimlerdir. Sevdiğimiz kişilerde her zaman onları sevmemizi sağlayan özellikleri arar, eğer kaybolmuşsa geri getirmeye çalışırız. Bu açıdan aslında insan bir insanı bir bütün olarak değil belli bir dönemdeki halini sever. İnsan değişince sevilen insan da değişir ve sevgi büyük bir sınava tabi olur. Sabahattin Ali’nin bu konudaki bilgece sözü dikkat çekicidir: “Bir insanı melek diye sevmek budalalıktır. İnsanları, bütün pislikleri, hırsları ve zayıflıkları ile sevebilmek kahramanlıktır.

Misery, bu tartışmaları, seven Annie’nin sevilen Paul’a değişen davranışlarıyla inceler. Annie, Paul’un yazdığı roman serisindeki bir karakteri çok sevmektedir ve bu yüzden onun yaratıcısı Paul’u da çok sevmektedir. Ancak Paul’un o karakteri son kitabında öldürmesi Annie’nin Paul’a olan sevgisini sarsar. Çünkü Paul, Annie’nin onu sevmesini sağlayan özelliğini artık kaybetmiştir.

Karşılıksız sevginin imkansızlığını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren bu yapım, Annie’nin sevdiği insanda kaybolan özelliğini geri getirmek için ne kadar radikal yollara başvurduğunu gösterir. Annie bir süre sonra Paul’u öldürüp onun yerine geçmeye çalışır. Böylece sevgiyi kendi benliğine yönlendirecek ve hiçbir zaman ihanete uğramayacaktır. Sevgiyi ihanet etmeyecek, durağan ve güvenilir bir şeye bağlama sinemada her zaman popüler bir konu olmuştur. Metin Erksan’ın Sevmek Zamanı adlı filminde de bir erkeğin sevgisini kadına değil de kadının resmine bağladığı görülür.

Diğer yazıları İsmail Erk Deliormanlı

İletişimsizlik Üçlemesi Bölüm 1: L’avventura (1960)

Michelangelo Antonioni’nin Cannes’da “yeni bir film dili yaratması” ve “fotoğraf karesi güzelliğinde...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir