Eleştiri

Published on Mart 17th, 2017 | by Yaşam Kaya

Babam için, Deli Aşk (2017)

Share Button

Bu filmin eleştirisini babama adıyorum…

Emrah Kaman ve Murat Kaman’ın senaryosunu yazdığı, Cem Yılmaz’ın yapımcılığını yaptığı ‘Deli Aşk’ yaklaşık bir haftadır sinemalardaki macerasını sürdürüyor. Geçtiğimiz hafta gördüğüm filmin kritiğini bugüne bırakmamın sebebi, babamın ani bir şekilde bu dünyadan göçüp gitmesi. Bir eleştiride babamdan bahsedeceğim aklımın ucundan geçmezdi. Beni var eden insanı kaybettiğim için Adana’da çocukluğumun geçtiği bölgede anılarımı canlandırdım on gündür. Bir Adanalı olarak içimdeki tarifsiz hüznü Ceyhan’ın, Seyhan’ın berrak suyuna bırakmadan önce Adana’da çekilen ‘Deli Aşk’ filmine yakınımın zoruyla götürüldüm. Bir nevi filmin Adana galasını kendi içimde gerçekleştirip, gözyaşımla kapadığım kalbimi hafif tebessümle yeniden açmaya başladım. Çocukken babamın elinden tutarak gezdiğim pamuk tarlalarında mutluluktan uçarak bembeyaz doğaya kendimi bıraktığım için Adana’nın her görüntüsü benim için önemli. Yetişkin bir insanın çocuk ruhunu öldürüp, Adana’nın doğal toprağına anılarını bırakması gerçekten çok zormuş. Ama ‘Deli Aşk’ bu duygularımı bir kenara itip bana yeniden hayata tutunma ümidi verdiyse, ‘filmin içinde gizli kalan bir Adana anım vardır mutlaka’ dedim. Evet ilk defa kritiğini yazdığım bir filme subjektif yaklaştığımı fark ettim. Babamın dediği gibi; ‘Gardaş, biz gülmeyi seven insanlarız’! Adana’nın toprağında hüzne yer yok, gerçeğiyle ‘Deli Aşk’ filminin kritiğine detaylı bakabilirim.

Emrah Kaman, Toygan Avanoğlu, Pelin Akil, Şafak Pakdemir, Nilperi Şahinkaya… gibi birbirinden genç ‘karakter’ oyuncularını aynı pota içinde eriten ‘Deli Aşk’, Maraş dondurmacısı Ekrem’ in sevgilisi Neşe’yi elde etmek için verdiği uğraşı kendisine çıkış yapmış. Cem Yılmaz ve Zafer Algöz ise filmin sürprizi. Adana’nın sıcak görüntüsü eşliğinde başlayan film, evlilik teklif ettiği sevgilisinden olumsuz cevap alan genç bir adamın, arkadaşı Fuat’tan aldığı yardımla hayata tutunma gayretini aktarıyor. Tabii ki kolay bir gayretten bahsetmiyorum. Sevgilisini İncirlik’te çalışan pilot Jeremy Jackson’ın elinden almak zorunda olan Ekrem, kaybettiği itibarını yeniden kazanıp, evlenme teklifi sırasında borçlandığı Hakan Altun’a ödemesini yapmak zorunda. Beş parasız ortalıkta gezen Maraş dondurmacısı, Seyhan baraj gölünün kenarında hem işini yapıp hem de sevdiği kızın peşinde, Adana içinde koşturarak hayatını devam ettiriyor. İşte kızı elde etme hikayesi esnasında yaşanılan komik olaylar iki karakter arasında oluşan Peter Sellers tarzı ‘nesne-olay’ komedisini zirveye çıkarıyor. Toygan Avanoğlu ile Emrah Kaman’ın birlikteliğinden yükselen komik olay zincirini filmin her karesinde izledik. Bir defa küfür olmadan yaratılan kahkaha tufanı, uzun zamandır görmediğim genç oyuncu kadrosunun gücünü damarlarıma kadar hissettirdi.

Murat Dündar ve Murat Emre Kaman filmi çekerken Adana’nın kültürel sıcaklığından yola çıkıp, medyada rastladığımız komik Adana olaylarının benzerlerini ara ara filmin içine serpiştirmiş. Fakat olayın mizahi boyutu dışında oyuncuların karakter anlamında yarattığı mükemmel rol analizleri beni büyüledi. Cem Yılmaz’ ın psikolog rolünde, Zafer Algöz’ ün kadın karakterinde karşımıza çıkması ve filmin tamamında ara ara görünmesi sinemada alışık olmadığımız isimleri yüceltiyor. Saf-doğal-bencil Ekrem’ in pavyon sahnesinde yaşadığı duygusal travmayı Emrah Kaman öylesine farklı aktarıyor ki, Togay Avanoğlu’ nun yarattığı Fuat rolü komediyi alıp beynimize kazıdı. Filmin her noktasında komedi yüklü anlar varken, ‘Ege Balıkçılık Adana’ tabelası bile ironinin zirve yaptığı görünmeyen bir iz. Yönetmenlerin dahiyane düşünceleri senaryonun gücüyle birleşince, ortaya çıkan komedinin ‘durum komedisi’ dışında gelişmesi kaçınılmaz olmuş. Zıtlık olgusu değil, tamamen ortada yaşanılan olayların akışına göre cereyan eden yüksek tempo, ilk sahneden son sahneye kadar insanı beyazperdeye bağlı tutuyor. Hakan Altun’un film boyunca konu içinde kendisine yer bulması ise, naif yüzlü sanatçıyı komedinin içine cuk diye oturtmuş. Tüm bunlarla beraber, aşkının peşinde koşan –ki filmin sonunda gerçek aşkın ne olduğunu görüyoruz- birazcık aptal görünen Ekrem’ in uyanışı hepimizin beklediği patlama noktasıydı. İnsanların geleneklerinden, kadın-erkek yakınlaşmasının komik anlarına kadar gördüklerimiz kültürel bağlamda Adana’ nın esprili insanlarının yansıması! Yönetim, senaryo ve oyunculuk üçgeni öylesine keskin biçimde birleşmiş ki, filmin kusursuz komedi yapısı sinemamızın özlemle beklediği taze kan!

Kritiğin başında belirttiğim gibi, Adanalı bir eleştirmen olarak hayatımın en zor gününde, ‘Deli Aşk’la karşılaşmış olmam beni babamla yaşadığım birçok olaya sürükledi. Özellikle ‘gardaş’ kelimesi kulaklarımda yankılandıkça babamın esprili komik yüzü gözümün önünden gitmedi. Adana toprağının bakir doğası artık töre ilişkisi içinde irdelenmemeli. Bundan yüz sene önceki olayları bizlere ısıtıp ısıtıp sunmak yersiz. Cem Yılmaz’ın yapımcılığında şimdiye kadar izlediğimiz tüm Adana algısı yerle yeksan oldu. Kalbimde sakladığım babamın kelimelerini beyazperdeden duyduğum için tüm ekibe sonsuz teşekkürler.

[email protected]


Yazar Hakkında

1999 yılından bu yana sinema, tiyatro, jazz, blues ve arkeoloji üzerine yazılar yazmaktadır. 2 YIL Taraf Gazetesi, 4 yıl BirGün Gazetesi, 2 sene İstanbul Art News, 3 yıl Turkish Review' da yazılar yazdı. Şu anda Sinematopya, Life Art Sanat, Tiyatronline, Tiyatro Gazetesi'nde, Artful Living'de köşe yazarıdır. Ntv Radyo'da sanat eleştirileri konuşmaktadır. UK Leeds'te Psikoloji eğitimi aldı.



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑