Hollywood

Published on Mart 21st, 2017 | by Hasan Cem Çal

Resident Evil: The Final Chapter: İyiliğin Egemenliği

Share Button

Resident Evil‘ın tanınmakla, bilinmekle ya da kazanmakla ilgili bir kaygısının olmadığını, aşağı yukarı, hepimiz biliyoruz. Resident Evil‘la başlayan ve Resident Evil: The Final Chapter‘la son bulan bu işkencenin, ki umarım bulmuştur, 2-3 yılda bir meyve vermesi, ve bu meyvelerin genel olarak çürük çıkması, ve bu çürüklüğün ardında yatan nedenin de sonu gelmez bir build-up’a işaret etmesi, bir şekilde, anlaşılabilir kılınıyor Resident Evil: The Final Chapter‘da. Alice’in kaçmakla, öldürmekle, hatırlama(ma)kla geçen tüm bir vakti, en nihayetinde, bir son buluyor. Pekâlâ, neydi Alice’in derdi, ya da Alice’i derde sokan insanların meçhul, müphem, ve makûs dertleri? Evet, doğru bildiniz; güç ve gücün sağlıyor olduğu muktedirlik hissi, bu hissin kaynağı olarak benliğin gösterilmesi, ve bu benliğin taşıdığı potansiyellerin sınırsızlaştırılmasına duyulan, kâbusu andıran bir istenç! Resident Evil‘ın hikâyesinin, build-up’ının temelinde bunun olması, gerçekten de şaşırtıcı değil mi? Yani, etrafta koşan zombiler, ve bu zombilerden kaçmaya çalışan bir Alice’in, ya da Alice’in sevdiği herhangi bir insanın, asıl derdimiz olmaması, en azından dolaylı olarak hikâyeyi yapılandırması, gerçekten de harika bir şey!

Dr. Isaacs’in oldukça kötü planlarıyla başlayacağız her şeyi anlatmaya, ve çözümlemeye; Dr. Isaacs’in derdi, ve gerçekten de tek derdi, bu virüsü yaymak ve tüm insanlar öldükten sonra, yalnız başına harika bir hayat sürmek değil, ama insanların, ve bu noktada da tüm günahkârların, ortadan kalkmasıyla, ki bunlar zombilerin, eski insanların, ta kendileri oluyorlar, insanlığı tekrardan tanımlamak, insanlığa, kendisine, Dr. Isaacs’e, ait bir imaj bahşetmektir. Burada, tabii ki de yalnızca Dr. Isaacs’ten de söz edemeyiz, ama onun gibi olan, ve imajından dünyaya tekrardan şekil vermek isteyen, kendi imajı vasıtasıyla, dünyayı tekrardan yoğurmaya gönül vermiş, bir sözde seçilmişler topluluğundan da bahsetmek gerekiyor. Böylelikle, Alice’in de, tüm olanlardan habersizce, dünyayı kurtarma, ve Dr. Isaacs’in planlarına mâni olma isteği, hem komik, hem de traji-komik bir hâle geliyor; çünkü Alice, neyle karşı karşıya olduğundan habersiz bir şekilde koşup duruyor. Ve onun gerçekten de kim olduğundan haberdar olan tek kişiyse, Dr. Isaacs’in ta kendisi. Dr. Isaacs’in, kendisini, bir tür Nuh’a benzetmesi, ve bir elçi gibi görmesi, gerçekten de komik, çünkü tam da bu eğilimin özünde bir günahkârlık yatıyor ki, zaten filmin sonuna doğru, bu bağlamda, her şey oldukça açık bir biçimde görünür hâle geliyor. Bu noktada da, filmin bir din karşıtlığı içerdiğinden, ya da bu bağlamda negatif bir içeriği olduğundan, kesinlikle söz edilemiyor; tam aksine, her şey dinî bir içeriğe (context) uygun bir şekilde tezahür ediyor.

Alice’in kendi varlığı ile, bu varlığın sırları ile ilgili öğrendikleri, onu, Dr. Isaacs’in kendi imajından yaratmış olduğu kopya, ya da klon diyebiliriz, kadar rahatız etmiyor. Sonuçta, bunca film boyunca görmüş olduğumuz Alice, aslında gerçek Alice değilmiş! Ama bu, çok da bir şey ifade etmiyor; çünkü film, Alice-oluş’un özünde bir iyilik olduğunu, bir iyiliğin barındığını, bizi, kavramsal olarak komaya sokmak istermişçesine yansıtıyor. Böylelikle, Dr. Isaacs’in orjinalinin, yani Dr. Isaacs’in, kötü olduğu kadar, ondan örnek alınarak yaratılmış her bir kopyanın da kötü olduğunu anlıyoruz, ve bu, Alice için, doğal olarak, tam tersine işaret ediyor. Alice’in daha önceki filmde, Resident Evil: Retribution‘da, öldürmüş olduğu Dr. Isaacs’in, asıl ve has Dr. Isaacs olmadığını görüyoruz. Yani, kötülüğün bir kopyası ile, bir orjinali arasındaki bağ, gerçekten de kopuk hâle geliyor. Ama bunun da bir önemi yok, çünkü kötü, kendi imajından yaratmış olduğu bir şey tarafından, yani kötülüğün kendisi tarafından yok edilemez, diye düşünüyoruz. Ama Resident Evil: The Final Chapter‘ın argümanı, kesinlikle buna işaret etmiyor. Bu noktada, her şey karışmaya başlıyor. Dr. Isaacs’in kendisi, mutlak olarak bir olumsuzlamaya, Alice’se bir olumlamaya evrilmeye başlıyor; öyle ki, her birinin özü, bir diğerinin farkında, ama ancak Alice’in ta kendisi, Alice’in kopyasına bir güven besleyebiliyor. Dr. Isaacs’se, klonu tarafından öldürülüyor; çünkü klon, kendisinin gerçek olduğuna, ve tek olduğuna inanıyor. Yani, Dr. Isaacs’in her bir kopyası, birbirlerini umarsızca öldürene dek, ve tek kalana dek, durmaksızın yok olmaya devam edecek bir topluluğa işaret ediyor. Ve kötülüğün egemenliğinden çok, bir iyiliğin egemenliğinden bahsedilebiliyor; çünkü egemenliğin ta kendisi, ancak iyiliğin sağlanmasıyla mümkün olabiliyor.

Alice’in, ki burada orjinal Alice’den bahsediyoruz, tüm bu süreç dahilinde, canını verecek kadar radikal tavrı, Alice’in kopyası için de geçerli oluyor, Alice’in özü, sanal hâli, ve biyolojik kopyası, her bir türevi iyiliğin bir simgesi hâline geliyor; iyilik de, direkt olarak, yaşamın, bir-imaj değil, pir-imaj tarafından sağlanmasında yatıyor. Alice’in, filmin sonunda belleğini tekrar elde etmesiyle, ki bu olmayan belleğidir, Alice’in ona bahşetmiş olduğu, öz-bellektir, tanıyor olduğumuz Alice için, her şey yeniden başlıyor. Ama, umuyoruz ki, bu yeni bir başlangıca işaret etmiyor, çünkü bu sonu gelmez build-up’ın devamlılığını sürdürmemesi gerekiyor. Ve etmeyecek gibi de gözüküyor; çünkü Alice’in, en azından bu noktadan sonra, yapması gereken tek şey, geride kalmış olan günahkârları temizleyip, dünyayı yeni baştan kurması, ve şekillendirmesi oluyor. Böylelikle, bu denli sıkıcı bir süreci de kimse izlemek, görmek, tahayyül dahi etmek istemeyeceğinden, bu konuda hiçbir şey söylenmemesi, ve spekülasyona gidilmemesi, herkesin hayrına olacak gibi gözüküyor.


Yazar Hakkında

27 Haziran 1994’te, İstanbul’da doğdu. Liseyi, 50. Yıl Tahran Anadolu Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde, İletişim Fakültesi'nde, Sinema ve Televizyon’da okumaktadır. Çeşitli siteler, oluşumlar ve kurumlar için İngilizce’den Türkçe’ye metin çevirileri yapmakta, metin yazmakta ve düzenlemektedir. Serbest aralıklarla, belirli bir marka değeri taşıyan oluşumlar için görsel-işitsel kurgu çalışmaları gerçekleştirmektedir. Edebî anlamda teorik ve pratik metinler kaleme almaktadır. Yarı profesyonel olarak bateri çalmaktadır. FOL Sinema Topluluğu'nda yer almaktadır. Hâlâ doğduğu kent olan İstanbul’da yaşamaktadır.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑