There Will Be Blood (2007)

Paul Thomas Anderson’ın yönetmen koltuğunda oturduğu There Will Be Blood, içerisinde bulunduğumuz yüzyılın nasıl bu hale geldiğini ve neden bu şekilde yaşadığımızı muhteşem oyunculuklar, çekim açıları (altın oran) ve senaryoyla sinemaseverlere sunuyor. Aşırıya kaçan kazanma tutkusu ve hırsın; duygusal boşluk ve iç bozulmayla birleştiğinde insanı kan donduran bir noktaya getirdiğini gösteren film, bir yandan 20.yüzyıl başlarında “çok” zengin olma isteğiyle yanıp tutuşan iş adamı Daniel Plainview’un (Daniel Day-Lewis) petrol imparatorluğu kurma hikayesini konu alırken, diğer taraftan da petrol bulunan kasabanın genç rahibi Eli Sunday’in (Paul Dano) cemaat ve kilise içinde yükselme hırsını anlatıyor. Para kazanma, repütasyon sağlama ve rekabet ettiklerini yenme hırsının belirli bir sınırının olmamasından ve insanların zamanla yaptığı işin kölesi durumuna dönüşmesinden dolayı oluşan kendine yabancılaşma,insanlıktan uzaklaşma ve sahip oldukları en önemli şeyin mahvolması durumlarının anlatıldığı There Will Be Blood, yönetmeni Paul Thomas Anderson ve başrolü Daniel Day-Lewis’in mükemmel ortaklığıyla sinema tarihindeki yerini alıyor.

Daniel Plainview, 1900’lü yılların başında gümüş madenciliği yapan basit bir işadamı/işçidir. Şansının yaver gitmesi üzerine gözünü petrole çeviren Daniel, hırsının ve azminin de yardımıyla ciddi miktarda para kazanır ve şirketini büyütmeye başlar. Her zaman daha fazlasını kazanmak isteyen Daniel, sadece iş odaklı olan ve insanlardan nefret eden biridir ve hayatındaki tek önemli insan evlatlık oğlu H.W.’dur. Maden kazasında babasını kaybeden H.W.’yu evlat edinen Plainview; iş yapmak istediği bölgelere oğluyla gider ve bir “aile” şirketi olduklarını halka her zaman belirterek yöre halkının sempatisini kazanmaya çalışır ve başarır. Plainview, için insanlar bir araçtır ve işi bittiğinde onlarla vakit geçirmek istemez. Tabiatla iç içe olmak isteyen bir insanın bu tercihinin altında iki sebep yatar: Tabiatı sevmek ve toplumdan izole olmak. Fakat Bay Plainview’un tabiatı sevmek gibi bir derdi yoktur, hatta petrol boruları ve sondaj kuleleriyle doğayı tahrip etmektedir. Kendine güveni sonsuz olan Plainview’un ana problemi kimseye güvenmemesi değil, bütün insanlardan nefret etmesidir. İnsanlıktan uzak, manzarası olan büyük bir evde yaşamak isteyen Daniel, işlerinin büyümesi yüzünden insanlarla daha çok iletişime geçmeye başlar ve zamanla hedefine giden yolda istemediği bu durum içindeki gerginliği arttırır. Kasabadaki hırslı genç rahip Eli Sunday’in kilisesinde yükselebilmek için petrolcü ve itibarlı Daniel’i kendi cemaatlerine ve kilisesine bağlamaya çalışması, durmadan karşısına çıkması ve bu konuda ısrarcı olması, Daniel’in öfke ve duygusuzluğunun tonunu artıran en önemli faktörlerden biridir. Bölgelerdeki toprak sahiplerinin izni ve rızasıyla petrol araştırmalarına başlayan Daniel ,daha sonra arazileri halktan; eğitim,ulaşım, sulama yatırımları yapma vaatleriyle satın almaktadır. Eli Sunday’in ikiz kardeşi Paul’un petrol araştırması için Daniel Plainview’a arazi göstermesi sonucu yolları kesişen bu iki hırslı adamın hikayesinde birçok ilgi çekici yön vardır.

Bunlardan hiç şüphesiz ilki Daniel Plainview’ın karanlık yapısı. Aklını ve zekasını saf hırs haline getirmiş başrol Plainview’un geçmişi hakkında çok bilgi verilmemektedir fakat duygusal anlamda büyük bir boşluğa sahip Daniel Plainview’un geçmişiyle arasında bir uçurum olması çok muhtemel. Duygusal anlamdaki boşluğunu alkolle dolduran bu adam için insanlar kullanılacak birer materyaldir ve sadece işine odaklıdır. Yetim bir çocuğu sahiplenen ve Bay Sunday’i kızını dövmemesi için uyaran Daniel’in bu küçük sevgi parçacıkları, oğlu H.W.’yu halka sempatik görünmek, işleri hızlandırmak için onun sevimli yüzünü kullandığını itiraf etmesiyle hızla yokoluyor ve Bay Plainview’un korkutucu yapısını daha iyi anlamaya başlıyoruz. Yönetmen Anderson, bölgedeki zenginliğin büyük çoğunu zimmetine geçiren ve bölge halkına kazandığına göre çok düşük seviyede yardımlar yapan, fakat bu küçük yardımları süslü bir şekilde hizmet olarak gösteren ve yöre halkının da safça sempatisini kazanan Daniel’e, aslında emek-değer oranını önemsemeyen, insanlığı sömüren kapitalist sistem tasvirini yapıştırdığını göstermektedir. (Kiliseye uzanan yola asfalt dökmesi, sondaj kulesine arazisini satın aldığı Sunday ailesinin kızının ismi olan Mary vermesi) Diğer yandan ise körpe ve hırslı rahip Eli de hem para hem itibar peşindedir. Eli’ın sadece gidiş yolu Daniel’dan farklıdır. Daniel iş dünyasındaki sömürüyü seçmiş bir azizken, Eli ruhani yaşamı sömürüyü seçmiş sahte bir peygamberdir. Kasabadaki halkın hastalıklarını, günahlarını kilise dışına doğru sürükleyip def eden Eli Sunday, Bay Painview’dan hem para hem de itibarını arttırıcı şeyler yapmasını istemiştir. İki karakterin de ortak özelliği ise hiç şüphesiz hitabet yetenekleridir. İkna edicilikleri çok yüksek seviyede olan Daniel ile Eli’ın ilişkisi aslında uzak gibi gözüken olguların yani kapitalizm-tanrı ilişkisidir. İşçilere mânen güç vermesi için Eli Sunday’i hem kendisine arkadaş gibi göstermiş hem de din nüfuz gücünü kullanarak yaptığı işe kutsal bir amaç yükletmiştir. Sürekli kâr etmek isteyen ve insana verdiği değersizlik açısından Daniel’in kapitalizmi simgelediği çok açıktır. Ahir dünya için çalışması gereken Eli Sunday de hem geçmişteki hem günümüzdeki din gücünün gerçek yüzüdür. Aynı sona çıkış yapan bu iki olgunun rant ilişkisini gör(e)memek ise kırsal sınıfların geri bırakılması, farklı vaatlerle kandırılması ve az ile yetinme düşüncesini benimsemeleridir. Birbirlerine arka çıktıkları görülmeyen destekle kendilerini sahte peygamber ve aziz ilan edebilmiş bu iki olguya Albert Camus: “Eğer Tanrı olmasaydı, bir insan aziz olabilir miydi; bu benim bugün bildiğim tek samimi problemdir.” demiştir.

Filmde seneler ilerledikçe Daniel durmadan zenginleşmekte ve rakiplerinin hepsini yenmektedir. Paranın gücüyle sarhoş olmuş Bay Plainview’un içinde bulunduğu durum ise kimsesizlik ve çökmüşlüktür. Bilişsel dünyası darmadağın olduğundan duygusuzluğu yerine deliliğe bırakmıştır. Hayatta madden her istediğine kavuşmuştur lakin yalnızdır. Filmin sonuna doğru hem oğlu HW ile hem de rahip Eli ile olan sahnesinde artık insani olarak hiçbir değer taşımadığını net bir şekilde gösterir. Sahte olan tatlı baba-oğul ilişkisi bitmiş, yerini yabancılaşma almıştır.
Filmin sonunda misyonunu tamamlamış,iyice yaşlanmış ve ölmek üzere olan Daniel’in ziyaretine gelen Eli’ya tanrının olmadığını bağırta bağırta söyletmesi ve ikisinden de artık geçtiği mesajının verilmesi kapitalizm-tanrı düzeninin değişebileceği umudunu seyirciye yükleyen önemli bir sahnedir.

There Will Be Blood, talan edilen dünyamızın ve kokuşmuş bir sistemin içerisinde nefes almaya çalışmamızın temellerine inen bir filmdir. Yönetmen P.T. Anderson’ın bu temellere inerken, kalıplaşmış sistem eleştirisini veya diyalektiğini kullanmadığını görüyoruz. Anderson temele inerken gerçekten de düzeni kurumsallık üzerinden değil ,insan olgusu ve insanı duyguların radikalleşmesi üzerinden eleştirmektedir. Çünkü basit bir ekonomik ve sosyolojik eleştiri , sistem yanlışlıklarını yüzümüze vurarak basmakalıp bir şekilde yapılabilir fakat yönetmen bu noktada, bu sistemi oluşturanların da insanların duyguları(duygusuzlukları) ve iç dünyaları yani sonu gelmeyen açgözlülükleri, hırsları, kazanma arzuları ve rekabetçilerini aşağı çekme istekleri olduğu üzerinde durmaktadır. Dünyamızda mânen mücadele eder gibi görünen ama aslında düzenin arkasında olup küplerini dolduran dini yapılar ve cemaatlerin petrol için mücadele eden devletlerden ve şirketlerden aslında farklı olmadıklarını; hepsinin yegane amaçlarının para ve itibar kazanmak olduğunu belirtir. Fakat yanlışlık üzerine kurulu bu düzende piramitin en üstüne çıkan kişinin o güce ve itibara ulaşabilmek için başta belirttiğim üzere sahip oldukları en önemli şeyin yani hayatının mahvolduğunu ve çevresinden neleri feda ettiğini görememesi daha uzun yıllar bize yöneltilmiş gerçeklik olarak duracak gibi gözüküyor.

 

Diğer yazıları Site varsayılanı

Scent of a Woman – Kadın Kokusu (1992)

“Kadınlar… Ne denebilir ki? Onları kim yarattı? Tanrı lanet olası bir dahi...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir