Deneysel Sinema

Published on Nisan 8th, 2017 | by Hasan Cem Çal

Arnulf Rainer: Basınç ve Salınım

Share Button

Andrey Tarkovski’nin Mühürlenmiş Zaman‘ında, şu şekilde gelişen bir ifade vardır: ”Bir plan süresince var olan zaman sabitini, zamanın artan ya da ‘hafifleyen’ gerilimini biz, bir plan içindeki zaman basıncı (baskısı) diye adlandırıyoruz. Demek ki kurgu, film bölümlerini, içlerinde hüküm süren zaman basıncını göz önüne alarak birleştirmenin bir biçimidir”. Peki, Tarkovski’nin dediğine göre, zamanın içerdiği yoğunlukların gerilimine, zaman basıncı diyorsak, bu gerilimi ne sağlıyor? Şöyle ki; muhtemelen, imajın varlığı, ve imajın dolaysız bir şekilde, kesmeye maruz kalmaksızın, akması sağlıyor. Ama bu gerilimin oradalığını sağlamak için ve bu gerilimden de bir basınç tedarik etmek için, bizim bir imaja, veyahut bir imaj silsilesine, ki bu çok daha makūldür, ihtiyacımız vardır, da diyebiliriz. Böylece, zamanın içerdiği yoğunlukların, artan-azalan, oluşturduğu bir basıncı sağlayabilmek için, bize, verili bir uzam da gerekiyor. İmaj, ancak içerisinde taranabilecek bir uzam barındırdığında, yani bir plan hâlinde sunulduğunda, basıncın tezahürü imkânlı olabiliyor. Bu, en başarılı şekilde, Tarkovski’nin Stalker‘ında pratik edilmiştir, diye düşünüyorum. Stalker‘ın, birçok plandan oluşmasına rağmen, kesintisiz bir plan hissiyatı yaratması, tam da Tarkovski’nin bahsediyor olduğu basınca işaret ediyor; çünkü basınç, yalnızca bir plana içkin bir yoğunluk değil, ama planlar arasındaki kesişim noktalarında da, eşiklerde de vuku bulan bir yoğunluk Tarkovski’de.

Görsel; Andrey Tarkovski’nin 1979’da çekmiş olduğu, Rus yapımı olan Stalker adlı filmindendir.

Tarkovski’nin Mühürlenmiş Zaman‘da, kurgu bağlamında tartıştığı zaman basıncı kavramı, ancak ve ancak imajla ve imajda tedarik edilebilecek bir yoğunluktur, da denebilir mi? Belki de. Ama bu kavramın imaj aracılığıyla olumlanabildiğine de kuşku yok. Tarkovski’nin zaman basıncı, düşünülenin aksine, zamanı imajın içinden azad etmektense, imajın içine hapseden bir işlev görüyor. Belki de bu nedenledir ki, Tarkovski’nin işleri, izlemesi çoğu zaman fazlaca yoğun ve çetin bir deneyim olarak akılda kalıyor. Ama bu basınç, eğer varsa, imajdan bağımsız olarak da tedarik edilebilir mi? Bunu sormak gerekiyor. Aslında, Tarkovski’nin bahsediyor olduğu basınç, zamanın bir farkındalığına işaret ediyor. Ama, onu bir plana hapsederek, ve planı hareketli bir blok hâlinde sunarak yapıyor bunu. Ve denildiği gibi, bunun içinse, içerisinde hareket edilebilecek, verili bir uzam gerekiyor. Peter Kubelka’ysa Arnulf Rainer‘de, yalnızca siyahtan ve beyazdan oluşan bir film şeridiyle sağlıyor bunu. Ama nasıl? Arnulf Rainer‘de Kubelka, zamanı bir uzama tâbi kılmadan, yalnızca ritmik kesitler aracılığıyla, zamanın farkındalığını direkt olarak sağlıyor. Hem de her ânı, herbir geçen saniyeyi, bu farkındalığın içerisine damıtarak yapıyor bunu. Öyle ki, yalnızca beyazdan, ve de siyahtan, oluşan bir film şeridi dahi, durmaksızın hareket hâlinde, devingen bir sürece işaret ediyor. Bu, direkt olarak zamana, onun film formatı içerisindeki özümsenmiş hâline gönderiyor. Belki de, Tarkovski’nin Zerkalo‘da denediği de, aynı kavrayışın, imgelere yöneltilmiş hâliydi.

Görsel; Andrey Tarkovski’nin 1975’te çekmiş olduğu, Rus yapımı olan Zerkalo adlı filmindendir.

Arnulf Rainer‘in çıkış noktası, uzamı katetme faaliyetinden bağımsız bir zaman kavramına işaret ediyor. Aslında, bir bakıma da, kavramın özüne, de denebilir; çünkü zaman, Arnulf Rainer‘de, bir katetme faaliyetinin belirteci değildir, ama saf akıştır, salınımdır. Bu, hareket yoktur, demek de değildir. Evet; hareket vardır. Ama bu hareket, verili bir uzama gereksinim duymaz; hareket, Arnulf Rainer‘de, sürenin bir başka adıdır. Yani, zamanın farkındalığı, eğer ki imgesel bir harekete gönderiyorsa, ancak bir film şeridinin devinimine gönderir. Ve hareket, uzamsal bağlamda sınırlandırılmış olsa da Kubelka, bunu ses ile ilgili bağlamda da, ses uzamında da (sound space) gerçekleştirir: Arnulf Rainer‘de ses, sinyale ve gürültüye indirgenmiştir. Yani, yankıdan ve yayılımdan uzaktır. Arnulf Rainer‘in akustiğinden söz edilemez. Ve görsel-işitsel materyalin tüm bu tek boyutlu kullanımı, ancak zamanın salınımına dair farkındalığı artırmak için bir eksiltmedir. Kubelka; önce en küçük birimi, bir kareyi, ardılı ile koşut bir niceliğe tekabül edecek şekilde yayar, sonrasındaysa bu yayılımı sıklaştırır, ya da açar. Ve aksak da olsa, ritmik bir düzen sağlar. Aslında, Arnulf Rainer‘e bir film denilebileceği kadar, bir kompozisyon da denilebilirdi. Son olarak, toparlarsak; Tarkovski’nin basıncı ile Kubelka’nın salınımı arasında bir nitelik farkı olduğundan bahsedilebilir. Şöyle ki: Tarkovski’nin bahsediyor olduğu basınç, bir imajın içerdiği üç boyutlu düzlemdedir, ama ayrıca düzlemin bir arşınlanışıdır, bir taranışıdır, bir örülüşüdür; Kubelka’ysa, boyutlara gönderen bir düzlemin varlığını yadsır, hareketi kesintisiz kılarak ondan bir basınç tedarik etmez, ama, tam tersine, onu bölerek ve keserek, salınmasına izin vererek, zamana hareketi teslim eder. Gariptir; Arnulf Rainer‘i izlemek, bir şeyi izlemekten çok, zamanın geçiyor olduğunu düşündürür.


Yazar Hakkında

1994’te, İstanbul’da doğdu. Liseyi, 50. Yıl Tahran Anadolu Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde, İletişim Fakültesi'nde, Sinema ve Televizyon’da okumaktadır. Çeşitli siteler, oluşumlar ve kurumlar için İngilizce’den Türkçe’ye metin çevirileri yapmakta, metin yazmakta ve düzenlemektedir. Serbest aralıklarla, belirli bir marka değeri taşıyan oluşumlar için, görsel-işitsel kurgu çalışmaları gerçekleştirmektedir. Edebî anlamda teorik ve pratik metinler kaleme almaktadır. Yarı profesyonel olarak davul çalmaktadır. FOL Sinema Topluluğu'nda yer almaktadır. Hâlâ doğduğu kent olan İstanbul’da yaşamaktadır.



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑