Avrupa Sineması

Published on Nisan 27th, 2017 | by Hasan Cem Çal

Chimes at Midnight: Welles’in Falstaff’ı

Share Button

Orson Welles’in Shakespeare’den uyarladığı filmleri çoğu kişi izlemiştir; Othello‘yu, Macbeth‘i. Her iki film de direkt olarak Shakespeare’in oyunlarından filme aktarılmıştır. Ama Welles’in, oyunların dramatik dokusuna zarar vermeksizin, anlatıların yoğunluğunu değiştirdiği de sezilir. Bu, biçemle, filmin üslubuyla ilgili bir sorundur: Macbeth‘te bir dizi uzun plana rastlanır; Othello‘da ise, tam aksine, yüzlerce kesmeye maruz kalınır. Ama her iki filmde de Welles, anlatılarla bağını ritmik mânâda kurmayı başarmıştır. Welles’in diğer Shakespeare uyarlamalarına karşın, Chimes at Midnight‘ın çok daha ayrıksı bir yerde durduğu görülür. Öyle ki, bu uyarlama, bir uyarlamadan ziyade, bir methiye olarak dahi görülebilir. Bu, Shakespeare’in yaratmış olduğu Falstaff karakterinin bir methiyesidir. Welles’in Falstaff’ı oynaması da cabasıdır. Bilindiği üzere Welles, anlaşması ve konuşması zor bir adamdır. Ama bu, ancak dışarıya verdiği izlenimlerden, ki kısmen doğru olsalar da, bazılarıdır. Welles’in Shakespeare’den uyarladığı diğer filmlerde olduğu gibi, Chimes at Midnight‘ta da başrolü oynaması, bir rastlantı olmasa gerek, diye düşünüyorum. Welles, her filminde, ki çoğu filminde de başrolü oynar, kendisiyle ilgili bir takım açmazları ve çıkmazları ortaya serer. Bu, ilk bakışta çok bayağı ve banal bir düşünce gibi gelebilir, ama Welles’in kendisiyle ilgili görüşleri de bu yöndedir. André Bazin’in yazdığı Orson Welles‘te yer alan bir röpotajda, Welles’in de söylediği gibi: ”Oynadığım kişilikler arasında söylediklerim değil, benim kendi karakterim yatar.” Ama çoğu zaman, filmlerinde fazla görünüyor olması, onunla ilgili bir kargaşaya da, belirsizliğe de sebebiyet verir. Şöyle ki: Oynadığı karakterler, birçok farklı kimlikten, tipten ve yaştandır. Ve Welles ekler: ”Ortada bir belirsizlik varsa bu da çok sık filmlerde oynamış olmamdır.” Haklıdır da.

Chimes at Midnight‘ı ise, Welles’in can vermiş olduğu karakterlerin, hem en az tanınanı, hem de en şenini barındırması açısından, Macbeth‘le Othello‘ya göre, farklı bir düzlemde incelemek gerekiyor. Aslında Falstaff’ın, Shakespeare’in az bilinen oyunlarında yer alan bir karakter olduğunu söyleyebiliriz. Ve, eğer yanılmıyorsam, Shakespeare’in birden fazla oyunda yer verdiği de tek karakterdir. Falstaff’ın, The Merry Wives of Windsor‘dan Henry V‘a dek, Shakespeare’in birçok oyununda yer aldığı görülür. Ama Chimes at Midnight‘ı, Falstaff’ın yer aldığı diğer oyunların aksine, Henry V‘ın bir uyarlaması olarak da görebiliriz. Welles’in, Chimes at Midnight‘ı tasarlarken, yalnızca bir Shakespeare oyunundan da hareket etmediğini eklemek gerek; Henry IV‘dan Richard II‘ya dek Welles, birçok Shakespeare oyununu Chimes at Midnight‘a entegre etmiştir. Chimes at Midnight‘ın, her ne kadar anlatı bağlamında Henry V‘a benzese de, Falstaff’ın üzerine bir film olduğu söylenebilir. Böylece Welles, anlatılar içerisinde gezinen bir karakter olarak Falstaff’ın tahayyülü hâline gelir. Chimes at Midnight‘ın, bir uyarlamadan çok, bir derleme olduğunu belirtmek gerekir. Welles’te bu derleme, bir ifade biçimine dönüşür. Bir anlatı içerisinde başka bir anlatıdan yapılan alıntılar, buna iyi bir örnek oluşturur. Welles’in oldukça ilgili bir Shakespeare okuyucusu olduğu da düşünülürse bu, hem makûl, hem de olası bir karardır. Peki, kimdir bu Falstaff? Mîna Urgan’ın İngiliz Edebiyatı Tarihi‘nden alıntılarsak: ”Yetmişindeki bu şişman adamın, basit bir ‘komikliğin’ sınırlarını aşan, son derece karmaşık bir kişiliği vardır: Hem alışılagelmiş ahlak kurallarının tümünü çiğner, hem de son derece iyi yüreklidir; hem herkesi sömürür, hem de onlara kucak dolusu mutluluk bağışlar; hem yetmişindedir, hem de gençliğin olanca canlılığı ve sevimliliği içindedir; hem sürekli yalan söyler, hem de yüreğine iner karşısındakiler bu yalanlara inanırlarsa; hem düpedüz korkaktır, hem de hiçbir babayiğitin göze alamayacağı işlere girişir.”

Mîna Urgan’ın Falstaff’la ilgili belirttiği birçok karakteristik özellik, Welles’in de karakterinde mevcuttur. Bu bağlamda; Citizen Kane‘den Mr. Arkadin‘e, Macbeth‘ten Othello‘ya Welles’in yalnızca kendini işlediği söylenebilir. Chimes at Midnight‘ta da bu, aynı şekilde işler. Welles, belki de kendisini fazlasıyla ön plana yerleştirerek, diğer tüm çağdaşlarının yapmadığını yapar; karakterlerini ve anlatılarını, kendisi, bedeni vasıtasıyla cisimleştirir, anıtlaştırır. Bir Welles filmini, bir Welles imgesi olmaksızın düşündünüz mü? Bu, tabii ki de yalnızca Welles’in filmleri kapladığını, doldurduğunu da göstermez. Hatta belki de, kronolojik bağlamda, tam aksinin olduğunu dahi söyleyebiliriz. Welles’in, Citizen Kane‘le başlayan uzun yolculuğundan F for Fake‘e dek, hikâyelerin içerisinde git gide farklı boyutlarda yer aldığı görülür. Macbeth‘le Othello‘da, ki ikisi art arda çekilmiştir, başroldeyken; The Trial ve The Immortal Story‘de, daha pasif bir konuma, bir dinleyici ve izleyici konumuna çekilmiştir. Chimes at Midnight‘ta ise, belki ne başrolde, ne de değildir. Welles’in en sevdiği filminin Chimes at Midnight olmasını buna mı bağlamak gerekir? Ama bir şeyi biliyoruz ki Welles’in, birkaç filmi dışında, yaptığı tüm filmler stüdyo baskılarına, yapımcı tahakkümlerine maruz kalmıştır. Chimes at Midnight‘sa, bu birkaç filmden biridir. Hem içerik itibariyle, hem de biçem itibariyle Welles’in en özgür ve en özgün yapıtlarındadır. Belki de, tam da bu nedenle de en az bilinen yapıtıdır. Falstaff’ın hikâyesi ile Welles’in hikâyesini özdeşleştirmektense, Falstaff’ı canlandıran bir Welles’i düşünmek gerekiyor. Welles, birer karakter olarak, ne Macbeth’i, ne de Othello’yu oynayacak bir çehreye sahip olmadığını belirtmiştir. Falstaff’ı oynamak için ise biçilmiş kaftandır; hem mizaç, hem de çehre olarak Falstaff’la birebir uyuşmaktadır.

Ama Chimes at Midnight‘ı yalnızca Falstaff’la ilgili bir boyut üzerinden de değerlendirmemek gerekiyor. Welles’in Shakespeare’den uyarladığı diğer eserlere kıyasla, Chimes at Midnight‘ın biçem açısından çok daha karma bir yapıya sahip olduğunu söyleyebiliriz. Othello‘nun hızlı kesmeleri, ya da Macbeth‘in uzun planlarından eser yoktur Chimes at Midnight‘ta. Ama her ikisinden de barındırdığı söylenebilir. Yani, Falstaff’ın anlatısı, hem içerik açısından, hem de biçem açısından karışık bir anlatıdır. Bu, Welles’in kurmuş olduğu mekânlarda dahi göze çarpar: Henry IV’un kalesinde insanlar, mekâna göre fazlasıyla küçük kalırlar; Falstaff’ın hanındaysa, herkes boyutuna göre, eşit bir şekilde yansıtılır. Chimes at Midnight‘ın sonunda, Falstaff’ı Henry V’la konuşmak için kalenin içinde gördüğümüzde, belki de ilk kez görüyormuş gibi hissederiz. Evet; savaş meydanında, handa, dışarda, vs., görmüşüzdür; ama, bir karakter olarak, bu denli uyumsuz olduğu bir mekânda görmemişizdir. Belki de bu nedenledir ki Falstaff’ın en uyumsuz olduğu mekân, gerçekten de onu kötü etkileyecektir; uzun bir süre dost olarak kaldığı Henry V’ın aşağılamasına maruz kalacaktır. Welles’in, mekânları birer arkaplan olarak kullandığı da iddia edilebilir. Welles’in, daha ilk çektiği filmden, Citizen Kane‘den beri mekâna ve derinliğe ilgili duyduğu bilinir. Ama Chimes at Midnight‘ta, bunu bambaşka kuvvetlerle harmanlar: Artık bir derinlikten değil, ama düzlükten; bir mekândan değil, ama arkaplandan söz edilebilir. Düşününce, Chimes at Midnight‘ın; akılda karakterlerle kaldığı kadar, karakterler arasındaki dinamiklerle, ve bu dinamiklerin mekânlar ile kurduğu muhtelif ilişkilerle kaldığı da görülür. Welles’in en sevdiği filminin Chimes at Midnight olmasını, yalnızca Falstaff’a bağlamak, dendiği gibi, eksiktir, ama filmin tamamına; dinamiğine, ritmine, yoğunluğuna bağlanabilir. Evet; eğer Falstaff’ın bu öğeleri birleştirdiği düşünülüyorsa, eğer öyleyse, Welles’in Falstaff’ından söz edebiliriz. Zaten, filmin bir diğer adı da Falstaff‘tır.


Yazar Hakkında

27 Haziran 1994’te, İstanbul’da doğdu. Liseyi, 50. Yıl Tahran Anadolu Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde, İletişim Fakültesi'nde, Sinema ve Televizyon’da okumaktadır. Çeşitli siteler, oluşumlar ve kurumlar için İngilizce’den Türkçe’ye metin çevirileri yapmakta, metin yazmakta ve düzenlemektedir. Serbest aralıklarla, belirli bir marka değeri taşıyan oluşumlar için görsel-işitsel kurgu çalışmaları gerçekleştirmektedir. Edebî anlamda teorik ve pratik metinler kaleme almaktadır. Yarı profesyonel olarak bateri çalmaktadır. FOL Sinema Topluluğu'nda yer almaktadır. Hâlâ doğduğu kent olan İstanbul’da yaşamaktadır.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑