Eleştiri

Published on Nisan 28th, 2017 | by Yaşam Kaya

The Circle (2017): Beynimize İşlenen Kanunsuzluk

Share Button

Dave Eggers’ in 2013 yılında çıkardığı romanından James Ponsoldt tarafından aynı adla sinemaya uyarlanan ‘The Circle’ son dönemde tüm dünyanın dikkatlice takip ettiği ‘izlenme’ korkusunu beyazperdeye taşımış. Geçtiğimiz yıllarda bilgisayar programcısı Julian Assange’in açığa çıkardığı NSA adlı CIA kuruluşunun teknolojiyi kullanarak neredeyse tüm dünya devlet başkanlarını, hatta sıradan vatandaşların tamamını dinlediği ortaya çıktığında, Wikileaks sızıntısı insanlığa büyük darbe indirdi. Distopya dediğimiz bazı durumların gerçeğe dönüşmesini şaşkınlıkla izledik. Ayrıca izleyenler hatırlayacaktır, Truman Show ile izleme ve dinleme kapıları ilk kez açıldığında çoğu kimse bunun sonuçlarının neler olacağını kavrayamadı. Hollywood sektörü yine bir adım önde, insanlığın ‘özel hayat’ dediğimiz kavramının nasıl içine girileceğini ya da girildiğini cesur bakış açılarıyla göstermişti. James Ponsoldt, kaliteli bir romanı doğru noktadan yakalayıp öylesine başarılı proje ortaya koyuyor ki, son yılların yükselen yıldızı Emma Watson ve Tom Hanks ikilisi The Circle filminde teknolojinin hangi boyutlara geldiğini muhteşem algıyla bizlere gösteriyor.

Eamon Bailey’in (Tom Hanks) kurucusu olduğu Circle, donanım olarak çok güçlü ve büyük bir teknoloji şirketidir. Mae (Emma Watson) sıradan bir çağrı merkezinde çalışan bir Amerikalıdır ve onun hayatındaki en büyük amacı Circle’da çalışmaktır. Devamlı başvurduğu Circle arkadaşı Annie (Karen Gillan) aracılığıyla genç kadına olumlu yanıt verdiğinde Mea için rüyalarının fırsatı ayağına gelmiştir. Başarı azmiyle kısa zamanda Bailey’in dikkatini çeken Mae daha önce denenmemiş büyük bir deney için seçilir. Ancak bu deney, onun yaşamında çok önemli bir dönüm noktası olacak ve sistemin kısıtlayıcılığını deneyimleyerek hayatının kararını vermek zorunda kalacaktır. Tüm dünyanın sizi izleyebildiği bir sistemi insanlar üzerinde uygulayan şirket yeni ve uygun denekler aramakta, projesini bir üst çıtaya taşımak istemektedir. Tabii burada Mae insanlığı tehdit eden şirketin projesiyle bir noktada özgürlük, bireysel mahremiyet kavramını tartışmaya açacaktır. “Bilmek iyidir, her şeyden haberdar olmak ise daha iyi” sloganıyla yola çıkmış olan ve dünya çapında izleme noktaları oluşturarak insanlığı bir adım ileriye taşıyacağını vadeden ileri teknoloji şirketi The Circle gerilimi zirveye taşıyacaktır.

Elinde silahlarla orayı burayı tarayan insanlar, kötülüğü gözümüzün içine sokan patronlar yerine, artık teknolojiyi kullanarak kötülüğü içimize kadar işlemeye merak salmış karakterler liberal konjonktürde bu filmle karşımıza geçmiş. Muhteşem partilerin, toplantıların ardından yatan sırları gören Mea’nın uyanışı ve çırpınışı Emma Watson üzerinden keskin bir algıyla bizlere sunuluyor. Filmi izlerken özellikle Biri Bizi Gözetliyor tarzının dışına çıkılıp, çocuklar üzerinden insanların en mahrem anlarına kadar uzanma arzusunu sıradan bir durum gibi karşılıyoruz. Yönetmen, senaryosunu yazdığı konuyu gerilimle beraber verdiği için, elimizdeki teknolojik gücün bizi her an denetlemesini önce basit bir unsur biçimde görüyoruz. Ama işin ardından yatan kar payı, insanları tek tip haline getirmek için oluşturulan ortam, şirket olgusunun devletler üstü olguya dönüşmesi müthiş bir kapitalist eleştiriyi aktarıyor. Steve Jobs’a benzeyen hafif kirli sakalıyla Eamon, Tom Hanks’in durağan rol yapısı için on numara tercih olmuş. Özellikle Mea’nın herkesin kalbini kazanmasının ardından arkaik tavır geliştiren Circle ile içten içe savaşa tutuşması, Emma Watson’ın basit Harry Potter karakterinin dışında etkileyici bütünlük kazanmasını sağlamış. Hemen her sahnede karşılaştığımız Watson güçlü kişiliği ile filmin cazibe merkezine eksiksiz dönüşüyor. Tabii ki Tom Hanks faktörünü de atlamamalıyız. Çağdaşlarının aksine, bir öz eleştiri vermeye doğru giden teknoloji beyni Eamon, filmin sonunda vicdanlarımızı susturan çığlığa dönüşmesine Dave Eggers’in orgazmı diyebiliriz. Aslında bu filmle beraber damarlarımıza kadar izlendiğimiz gerçeği normalleşme sürecine giriyor. Hollywood, CIA’in can simidi olup, herkesin korkuyla takip ettiği ‘izlenme, dinlenme’ yasa dışı olgusunu, legal bir ortamın içine çekmiş oluyor.

Mark Zuckerberg’in, kişisel hayatımız hakkında bizim bildiğimiz kadar çok şey bilmesini istemediğimizi, Eric Schmidt’in Google arama geçmişini isteyerek göstermeyeceğini zaten biliyoruz. Fakat Ponsoldt ve Eggers, Circle şefleri Bailey ve Stenton’un ikiyüzlülüğünü zaferle açığa çıkarmak için bir sır gibi davranırlar, daha sonra filmi ironik tehditler gibi görünen iyimser önergelerle bitirirler. Devletlerin en büyük distopyasının ete kemiğe bürünmüş halini tebessümle izleyip salondan çıktığımız an, illegal teknolojinin beynimizde nasıl legal boyuta taşındığını maalesef anlayamayacağız!

[email protected]


Yazar Hakkında

1999 yılından bu yana sinema, tiyatro, jazz, blues ve arkeoloji üzerine yazılar yazmaktadır. 2 YIL Taraf Gazetesi, 4 yıl BirGün Gazetesi, 2 sene İstanbul Art News, 3 yıl Turkish Review' da yazılar yazdı. Şu anda Sinematopya, Life Art Sanat, Tiyatronline, Tiyatro Gazetesi'nde, Artful Living'de köşe yazarıdır. Ntv Radyo'da sanat eleştirileri konuşmaktadır. UK Leeds'te Psikoloji eğitimi aldı.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑