Eleştiri

Published on Nisan 1st, 2017 | by Yaşam Kaya

The Zookeeper’s Wife (2017): Umut Bahçesi Umut Vaat Etmiyor

Share Button

Klasik Nazi filmlerini izleyenler için 2. Dünya Savaşında gelişen olayları tahmin etmek hiç de zor değil. Piyanist (2002) ve Schindlerin Listesi (1993) zamanında bizlere yüzyılın en büyük vahşetini tüm çıplaklığıyla anlattı. Elbette izlerken empati kurduğumuz karakterler sayesinde savaş olgusundan iğrendik, nefret ettik. Diane Ackerman’ın yazdığı romandan Angale Workman’in senaryosunu yazdığı “Umut Bahçesi”,  Niki Caro tarafından beyazperdeye aktarılmış. Filmin konusu gerçek hayat öyküsünden sinemaya uyarlanmış. Bu tarz filmlerin konusu daha filmi anlatmadan belirginleştiği için, sizlere aktaracaklarım pek ilginizi çekmeyebilir. Böylesi senaryoların sinema macerasını uzun süredir izlediğimiz için, yapımda 2. Dünya Savaşında yapılan Yahudi soykırımının ilk zamanlarına kadar uzanıyoruz. Almanya’nın Polonya’yı işgal etmesiyle başlayan olaylar zincirinin en başında, Antonina (Jesssica Chastain) ve Jan Zebinski (Johan Heldenberg) ikilisinin yönettiği hayvanat bahçesini görüyoruz.

Hitler’in 1. Dünya Savaşı sonrası ekonomik alanda sıkışıp kalan, dört bir tarafı kuşatılan Almanya’yı –ki Türkiye de aynı olayları yaşamıştır- yeniden ihtişamlı günlerine döndürmek için giriştiği delilik, yenilgiden çıkmış bir devletin tekrar dünyaya karşı isyanı olmuş. Yahudileri doğrudan hedef alan, ama kıta Avrupasında sadece Yahudileri değil, faşizme karşı savaşan hemen herkesi öldüren Hitler Almanyası, savaş bittiğinde ardında çok büyük trajediler bıraktı. Rusya’da Stalingrad kuşatmasında ölen milyonlarca insan, İtalya’nın dağlarında savaşıp hayatını kaybeden binlerce Komünist, Fransa’da, İspanya’da faşizme karşı halkın gösterdiği direnç hafızlardan çıkmıyor. Yahudi lobisi, 2. Dünya Savaşında karşılaştığımız Yahudi soykırımını sanki savaşın merkezi gibi gösterip, her on senede bir Yahudilerin katledilmesi ile ilgili filmleri piyasaya sunuyor. Yeni yetişen kuşağın bilinçaltına oynanan soykırım filmleri güncelliğini artık topyekün yitirdi. O dönem Yahudiler topluca öldürüldü mü? Evet öldürüldü. Fakat ölen milyonlarca insanın tamamı Yahudi değildi.

Konuda bahsi geçen karı-koca çiftin hayvanat bahçesinde başlayan muhteşem görüntüleri bizleri rüya aleminden çıkıp gelen sıradaşı bir dünyaya sürüklüyor. İşgalin başlamasının hemen ardından Antonina’nın gözünden yaşanılan trajediler ekrana birer birer düşüyor. Kadın gözünden aktarılan savaş olgusu romandan bağımsız bir tercih. Özellikle hayvanat bahçesindeki hayvanların öldürülme görüntüsünün ardından öldürülmeye giden bir grup Yahudiyi bahçenin içinde saklamayı göze alan karı-kocanın çaresizliği beynimize ok gibi saplandı. SS Subaylarının katlettiği birkaç insan görüntüsünün ardından gerilime odaklandığımız anlar filmin çıkış noktası olurken, türü tükenmiş bir hayvanı yeniden dünyaya kazandırma projesi ise adeta yavan biçimde ortalıkta kalmış. Aslında filmi neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Yönetmenin kısır döngü biçiminde işlediği olay örgüsü, sonu belli olan olay çemberine bizleri sürükledi. Saklanılan Yahudilerin sonlarının ne olacağı ya da buna cesaret eden karakterlerin filmin sonundaki akıbeti bizleri çok cezbetmiyor. Sıradan biçimde ilk sahnede yaşanılanların gerçek olduğunu öğrendiğimiz için, karşımızda bizleri etkilemeyen basit senaryo film boyunca sırıtıp durdu.

Antonina rolünde Jesssica Chastain filmdeki nirengi nokta olduğu için, konuyu adeta tek başında sırtında taşımaya çalışmış. Başarılı rol kesmelerin yanında, karakterize olmuş insan tiplemelerinin Piyanist filminde olduğu gibi durmaksızın gözümüze sokulması başlı başına facia! Alman subayların işgal sırasında takındıkları tutum, canavara dönmüş klasik savaş tiplemesi olmuş. Burada kadının inceliği ve zarafeti üzerinden yürüyen konu, aslında hayvanat bahçesinin gerçek uzman kişisi olan Jan Zebinski’de Johan Heldenberg’in muhteşem oyunculuğunu geri plana itiyor. Nedendir bilinmez bu tarz filmlerde çocukları ve kadınları kullanmak alışkanlık haline dönüştü. Efendim, ‘Umut Bahçesi – The Zookeeper’s Wife’ yeni yetişen kuşağı etki altına almak isteyen sıradan propaganda filmi. Yani seçenek olarak düşünüp görmek isterseniz, oturun eskiden çekilmiş Yahudi Soykırımı filmlerini izleyin derim.


Yazar Hakkında

1999 yılından bu yana sinema, tiyatro, jazz, blues ve arkeoloji üzerine yazılar yazmaktadır. 2 YIL Taraf Gazetesi, 4 yıl BirGün Gazetesi, 2 sene İstanbul Art News, 3 yıl Turkish Review' da yazılar yazdı. Şu anda Sinematopya, Life Art Sanat, Tiyatronline, Tiyatro Gazetesi'nde, Artful Living'de köşe yazarıdır. Ntv Radyo'da sanat eleştirileri konuşmaktadır. UK Leeds'te Psikoloji eğitimi aldı.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑