Eleştiri

Published on Mayıs 8th, 2017 | by Burcu Meltem Tohum

Modelin Onaylanması: Ghost in the Shell

Share Button

Rubert Sanders’in yönetmen koltuğunda olduğu “Ghost in the Shell” içerisinde etkileyici, baş döndürücü görüntüler barındırsa da anlatımında eksiklikler bulunmakta. Filmi anime ve ilk uyarlama filmle karşılaştırdığımızda anlatımın yetersizliği büyük ölçüde göze çarpar. Öte yandan filmi bunlardan ayırarak tek başına değerlendirdiğimizde yine anlatım derinliğine ulaşmayı başaramadığını görürüz. Yönetmen Sanders yer yer mangadaki ve 1995 yapımı animasyondaki öğeleri filmine yedirmiştir. Ancak filme kendinden de unsurlar koymaktan geri kalmaz. Esasında yönetmen bir nevi filmde başat olan materyali değiştirmek istemiştir ve bunu filmin belli başlı sekanslarına uygulamıştır. Ancak film kompozisyonunu oluşturmada orijinalinden beslendiği için bu adaptasyon olayının tamamen çuvalladığını söyleyebiliriz. Sanders elinden çıkma olan Ghost in the Shell üzerine filmin orijinalinin felsefesini yansıtmadığı ve anlatmak istediği ana mevzuya erişememesi konusunda ortada birçok tartışma söz konusu. Bu tartışmalara rağmen Sanders’ın filmin kimliği, aidiyeti ve orijinal hikayenin önemine olan saygı duruşuyla iyi bir gidişat yakaladığını söyleyebiliriz. Ghost in the Shell’in bu açılardan en güzel yanı 1995 yapımı Mamoru Oshii’nin animesine karşılık olarak remake için remake olmamasıdır. Yönetmen bunun yerine Oshii’nin ele aldığı ana materyalin zenginliğini kendi filmine çerçeveliyor. Sanders’ın burada yaptığı şey tıpkı Ghost int he Shell mangasının, “Ghost in the Shell: Stand Alone Complex” televizyon serisine aktarılmasında yapılan manevraya benziyor. Sanders, Ghost in the Shell animesinin deneyim estetiğinin tadına varıyor. Bu yüzden filmi yer yer modern müzik tonuna çevirebiliyor. Sanders’ın hikayesine bakacak olursak karşımıza Major (Scarlett Johansson) çıkıyor: Sibernetik bir bedenin içine hapsolmuş bir karakter. Major’ın; bedeni, yani kabuğu yüzünden bir kusuru var. O da zihni. Zihni bedenini reddediyor, hatıraları tüm kabuğunun etrafını çevreliyor. Bir sanal suç olayını çözmekle görevli olan Major, Kuze (Michael Pitt) ile olan karşılaşmalarında geçmişe, anılarına ve varlığının oluşuna dair farklı bir deneyim ağına girer.


Değerler Modeli’nin İnşası
Johansson, Major karakteriyle meydan okuyan bir yapıdadır. Major’un kendini etrafındakilerden çok daha farklı hissetmesini sağlar. Kendisini insan gibi hisseder ancak bedeni insani duygularını engeller. Bu duygu durumunu izleyiciye yansıtma rolünde içerisinde bulunduğu bedeni, ruhuyla yorumlar. Ghost in the Shell sunmuş olduğu performans ve niteliklerle esasında izleyiciye yer yer Amerikalıların kahramansı bireyselciliğini de yansıtır. Bu noktada film ortak bir direnişe parmak basar, bu direniş daha çok gözleme dayalıdır ve filmin arkasında bir behemot olduğunu düşündürür. Filmde anlatıcı söz sahibi olmaktan çok, sadece bir anlatıcı görevini görerek filmdeki bireysel sistematik güçlerin ediminde, olasılığı gerçekleştiriyor. Bu noktada film sahip olduğu gücü izleyiciye hissettirmeyi başarır ancak bu anlık olur. Ne yazık ki filmde uyarlama süreci boyunca yapılan bir yapım hatası gözden kaçmıyor; filmde dünya kurulumunun dışavurumunda gerçeklikle yansıma arasında bir uyuşmazlık oluyor. Bu da filmin oluşumuna hatalı bir çember ekler. Ghost in the Shell’in görünümü etkileyici pek çok sorularla dolu. Bu yüzden izleyicinin kafasını yer yer görünümün kimliğine dair boşluğa düşürüyor. Sonuçta sibernetik sürüm arttırmaların hayatınızda ne gibi bir yeri olabilir ki? Film bunu anlatmak ve anlamlandırmak için bunları insanın dünyasında anlamlandırabileceği bir dile çevirme görevi üstlenir. Esasında düşünüldüğünde çok da uzak bir gelecek değil gibi gelir Ghost in the Shell’in dünyası. Misal “Dokuzuncu Bölge” filminin düzeneği teknolojiden biraz da yoksun bir şekilde hazırlanmıştır ancak izleyiciye orada yaşanılan dünyanın atmosferini müthiş bir doğallıkla vermiştir. Ghost in the Shell bir görsel zenginlik kaynağı ancak onun uyarlamanın uyarlaması olduğunu da gözden kaçırmamak gerek. İzlerken bu gözden kaçan detay izleyicinin karakter analizi yapmasını zorlaştırabiliyor.

Süper Ego Açısından Ghost in the Shell
Film kimi zaman karakterlerin detaylandırılmasında eksiklikler barındırmaktadır. Ghost in the Shell’de Major karakterinin insani yönlerini ortaya çıkaran karakter Pilou Asbeak’in canlandırdığı Batou karakteridir. Karikakatürize bir karakter olan Batou filmde dramatik unsurlarla komedi unsurlarını birleştiren bir yapıya sahiptir. Filmde Dr. Quelet karakterini canlandıran Juliette Binoche ise karakterinin izin verdiği ölçüde durağan, aynı zamanda yenilikçi bir karakterdir. Anne ve kardeş bağları arasında gidip gelen bu karakter, Major’un karakterini oluşturma düzleminde Major’un duygusal yanını ortaya çıkartmaktadır. Bu da daha çok, seyircinin filmden beklediği duygusal ve dramatik yana hizmet eder. Ghost in the Shell’in bu uyarlamasında karakterlerin özelliğini ortaya çıkarma açısından izleyici ve karakter arasında iletişim kopukluğu vardır. Bazen sergilenen çok güçlü bir performans karakterin ruhunu yansıtmada güçlük çıkarabilir. Ghost in the Shell’in oyuncu performansında da yaşanan tam olarak budur. Her ne kadar yönetmen filme birçok açıdan destek verse de yapımlarda sergilenen kusursuzluklar izleyiciyle iletişim ağını kırabilir. Ancak Johansson, karakterinin yaratıcılık kısmında bununla sıkı sıkıya büyük bir mücadele içine giriyor ve karakterle arasında yer yer geçen duygusal ağları yansıtıyor. Johansson’un büyüleyici bir oyuncu haline gelmesi geçmiş yıllarda yer aldığı projelere dayanmakta. “Under the Skin”, “Her”, Marvel’ın Black Widow’u derken Ghost in the Shell’deki performans düzeyine ulaşma yolunda birçok yapımda yer almıştır; filmde gerek fizyolojik gerekse psikolojik uyum sağlayan bir performansa sahip. Ancak yine de Major karakteri için yeterince derin değil. Filmin ana felsefesini, duruşunu yansıtma durumlarını besleyememiştir. Johansson’un Major karakterini oynayacağının reklamı yapıldığı andan itibaren Ghost in the Shell’in etrafını kara bir bulut kaplamıştı. Anime filmin ana fikrini oluşturan Japon kültürü, görsel zenginlik dokunuşları, felsefesi, hemen hepsi bu Ghost in the Shell uyarlamasından uzakta. Filmde anlatıcı öğe boş ancak filmin teknolojik donanımları yüksek. En azından bu özelliği için kaçırılmayacak bir film olan Ghost in the Shell’de izleyici, insandaki tinin yokluğuna saplantılı olmadan, kendini filmin akışına bıraksın.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Burcu Meltem Tohum 1993 yılında İstanbul'da doğdu. Öğrenimini İstanbul Üniversitesi Klasik Filoloji departmanında tamamladı. Şu an Latin Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı'nda yüksek lisans eğitimi görmektedir. Sinema atölyesinde başlayan sinemaya olan tutkusu farklı disiplinlerde çalıştığı zamanlarda peşini bırakmadı. Lise yıllarında başladığı sinema alanında çeşitli yazınsal projelere eğilimini sürdürdü. 2013-2014 yılları arasında Filmloverss adlı site üzerinde ve çeşitli sinema bloglarında yazıları yayınlandı. Uzun yıllar boyunca film altyazı çevirilerinde gönüllü olarak çalıştı. Boğaziçi Üniversitesi'nin Sinefil dergisinde yazarlık yapıyor. Edebiyat ve sinemanın hayatında vazgeçilmez bir ikili olduğunu düşünerek bu alanlara olan tutkusu yaptığı çalışmalarında onu perçinlemeye devam ediyor. E-posta: [email protected] https://twitter.com/masc_movie



Bir Cevap Yazın

Back to Top ↑