Aaahh Belinda Üzerine

Filmin diğer okunma metodu da psikanalitik düzlemde gerçekleştirilebilir. Bunu gösteren birçok detay var filmde, mesela Naciye’nin oğlunun anneye aşırı düşkünlüğü (oedipal sendrom), çocuğun anneanne karşısında penisiyle oynaması (phallus=fallus), hatta babası annesine bağırınca babasına vurması film üstünde psikanalitik etkilerin olduğunun göstergeleri. Bastırılmış duygular üstünden ana karakter Serap bildiği gerçekliği kaybediyor ve film özellikle toplumca tabulaştırılan bazı kavramlar; cinsellik, aile kurma, çocuk, düzenli hayat gibi şeylerin televizyon üzerinden dayatılmasını da eleştiriyor. Çünkü ana karakter Serap’ın korktuğu, çekindiği ne varsa, reklamın içinde yaşadığı hayatta karşısına çıkıyor. Reklam çekimlerine başlamadan önce takılan yüzük, evlilik dışı Suat’la yaşadığı ilişki gibi şeyler, toplumun ona dayattığı, aslında onun tercih etmediği bir yaşam tarzı. Dahası, reklamlarla beraber bu tarz tabular bir de renkli, şaşalı bir şeye dönüşüyor; ve aslında Serap’a en ters gelen şeyler bu reklamlarla beraber arzu edilen bir hayat haline dönüştürülüyor. Filmin içinde toplumun dayattığı bu tabulardan evlilik kurumuna da fazlaca atıfta bulunuyor yönetmen. Belki Naciye ve Hulusi Serap’a göre yeni tanıştı diye evlilikleri iyi gitmiyor denilebilir, ama Hulusi ve Naciye’nin alt komşu çifti ve Hulusi’nin anne ve babasının evliliği, hatta Naciye’nin babasının evliliği (ölen eşini aldatmış zamanında) de aslında hiç iyi gitmiyor. Örneğin çocuklar Naciye için büyük bir problem teşkil ediyor, çünkü esasında onun hiç istemediği toplum bir şekilde karşısına çıkıyor.

Buna ek olarak, cinselliğin, çıplaklığın bir satış nesnesi haline dönüşmesi, artık insanın insanlığından, özünden kopmasını; Marx kısmında anlattığım gibi her şeyin “commodification”a (metalaşma) uğraması, insanın tabularını bile yıkıyor geçiyor. Hiçbir özeli kalmıyor insanın. Serap’ın banyo sahnesi sırasında yönetmenin “Mayonu biraz daha indir”, diyip, şampuanı tutkuyla istetmesi üstüne, Serap gözlerini kapatıyor role hazır olmak için ve açtığında bornozlu haliyle reklamdaki evde buluyor kendini. Ve bu evdeki kocası olan Hulusi, onu çıplak görmeye çok meraklı, ve Serap da kendi mahremiyetini korumak istiyor. Ancak evden çıktığında kendini güvende hissettiği, tanıdığı kimin yanına gitse kimse onu tanımıyor çıkıyor, ve yalnız bir şekilde evine geri dönüyor. Oldukça ‘uncanny’ olarak anlamlandırabiliriz bu durumu. Zaten Freud’un bu terimi Almanca kullandığını düşünürsek, uncanny Almanca’da unheimlich demek; heim ev, yani tanıdık bildik yer; lich de ev ile ilgili olan demek, dolayısıyla unheimlich aslında tanıdık olmayan, evden olmayan, aileden olmayan anlamına geliyor (Freud, 3). Ne büyük şanstır ki, Serap kendini bir evin içinde yabancı hissediyor, evin içinde kendi ailesine karşı güven duyamıyor. Bu da bence yönetmenin ya da senaristin bunu bilerek oraya kasten koyduğu bir kurgu, değilse de çok güzel bir tesadüf. Tek başına kaldığı zaman Serap, filmin içinde birkaç kez aynaya bakıyor; çünkü bildiği kendi olmasına rağmen, dışardaki insanlar onu kendi bildiği gibi bilmiyor. Bu yüzden, kendini tanımaya çalışıyor, yüzünü inceliyor, dokunuyor; hatta gerçekliği test etmek için yemek masasındaki tabağı yere atıyor. “Subje kendisini başkasıyla özdeşleştirir [identify] ve kendisinin hangi benliğe ait olduğunu karıştırır; ya da kendi ikincil benliğini, kendine yabancı olan, birincil benliğiyle değiştirir. Başka bir deyişle, benlikte bölünme, çoğalma, ve değişme gözlemlenir” (Freud, 5) Serap’ın filmin içinde birkaç kez Naciye ve Serap’a dönüşmesi, yaşadığı bu kimlik sorununu gösteriyor. Serap olarak yemek yaptığı zaman bonfile yapıyor mesela, ama Naciye olarak yaptığı zaman tarifi bir de kaynanasına ballandıra ballandıra anlatıyor. Ya da mesela çocuklara Serap olarak yaklaştığı zaman çocuklar bayağı bir ‘uncanny’ dururken Naciye olarak yaklaştığı zaman çocuklar bayağı sevimli duruyor. Karakter özünden o kadar kopuyor ki, ya da o kadar kopma korkusu yaşıyor ki (zaten Suat’ı bayağı bir kıskanıyor, kaybetme korkusu da var), bir reklam çekimi içinde tüm korkuları bir anda ortaya çıkıyor. Yani birbirine bağlantılı olarak incelersek, kapitalizmin ana aracı olan reklamın içinde mahremini, benliğini ve güvenilir olduğu her şeyi kaybeden genç bir kadını anlatıyor diyebiliriz.

Aaahh Belinde sözünün filmin sonunda gelmesi, hem de cinselliğin ön planda olduğu bir bağlamda, kapitalist bir biçimde satılan bir “şampuan” yoluyla ortaya çıkması da bence yönetmenin ve senaristin yukarıda ayrı ayrı bahsettiğim iki okuma yolunun bir bütünlüğünü kovaladığını gösteriyor. Artık sistemin içine o kadar giriyor ki insan, hem kendisi mal oluyor Serap’ın tiyatro sahnesinde söylediği gibi, hem de gerçek anlamıyla ‘commodity fethisism’, yani bir malı, şampuanı, fetiş objesi haline getiriyor. Hatta Serap eskiden bildiği zamana döndüğü zaman, Belinda isimli şampuan dev bir şekilde vücut bularak onun üstüne yürüyor; aslında Belinda şampuanı hem onun tüm benliğini verdiği, hem de cinselliği yaşadığı, devasa ve ‘uncanny’ bir obje. Ondan korkuyor çünkü, Belinda şampuanı orada hem toplumun tüm baskısı, hem de onu kandırma şeklini sembolize ediyor. Bu açıdan da final, benim fikrimde tüm bu anlattığım öğeleri birleştiren bir yapıda.

Sonuç olarak, aslında çok zengin ve birçok açıdan yorumlanabilecek bir film Aaahh Belinda. Büyülü gerçekçiliğin özelliklerini taşırken, aynı zamanda bunu derin bir toplumsal ve psikolojik bir yere de bağlıyor; Serap’ın bir anda başka bir algıya geçmesinin, o zamanki toplumdaki geçiş aşaması psikolojisine, genel olarak kapitalizmin çalışma prensibine, ve psikolojik olarak Türkiye gibi bir toplumda yaşadığı, gördüğü baskıların ortaya çıkışı olarak yorumlanabilir. Bunlar birbirinden tamamen ayrı değil tabii, bir tetikleyici olduktan sonra çok yönlü bir şekilde ortaya çıkıyor.

Yazan: Berkin Seçme

Kaynakça

Freud, Sigmund. “The Uncanny,” Standard Edition 17 (London: Hogarth, 1955 [1919])

Marx, K. [1867]1976. “Part One. Commodities and Money.” In Capital. A Critique of Political Economy, Vol. 1, pp. 115-178. London: Penguin Books

Diğer yazıları Konuk Yazar

Bireysel Mahvoluştan Toplumsal Trajediye: Cennette Savaş

Kapitalist düzenin yarattığı yeni insan modeli insani duygulardan uzak, kendi doğasına da...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir