Dosyalar

Published on Haziran 12th, 2017 | by Mert Erez

Ağlanacak Haline Gülenlerin Ülkesi

Sayfa: 1 2

Share Button

Giriş

Her ülkenin siyasi ve toplumsal ortamı o ülkenin sanatını etkiler. Bu etkiler geri kalmış ülkelerde tehdit ve korku, gelişmiş ülkelerdeyse teşvik olarak karşımıza çıkar. Bir de direkt olarak dış bir güçle dayatılmamış etkiler vardır. Yani bu etki bir anda ülkedeki sanat ortamını etkilemez. Zamanla ülkenin ortamı sanatçısını dışlar ve yeni fikirler üretmesini engeller. Daha sonra ortaya o sanat dallarından para kazanan ancak sanatla alakası olmayan “medya soytarıları” çıkar. Bu, Türkiye’de (konumuzla alakalı olarak sinemada) en çok görülen etki biçimidir. Türkiye’de sansüre uğramış filmler elbette vardır ancak sanatçıları sanattan uzaklaştırma ve itibarsızlaştırma daha çok kullanılan yöntemdir. Eleştiri yapan filmler salonlarda hatta festivallerde yer bulamazken sinema salonları, AVMlerin de etkisiyle, dönemin hükümetine yakın, popüler kültürün adamlarının eline bırakılır. Bu döngü medya soytarılarına para, hükümete ise destek ve oy olarak geri döner. Yani kârhanenin döngüsü bu şekilde devam eder.

Türkiye’de sinema, özellikle “komedi sineması” eleştiriden, sanatsal yaratıcılıktan ve düşünmekten uzaklaşmış, uzaklaştırılmıştır. Bu durumun sebeplerinden biri de Türkiye’de siyasi ve toplumsal ortamın günden güne dayattığı “sığ” ortamın, sanatçıları itibarsızlaştırmasıdır. Türkiye sinemasının geçmişten günümüze geçirdiği olumsuz dönüşüm de bunun kanıtıdır. Bugün sinemalarda seyircileri “gülmekten altına ettiren” filmler küfür, cinsellik, mafya gibi temaları işler ve kesinlikle hicivden uzaktır. Peki Türkiye’nin komedi sineması Zeki-Metin gibi iki hiciv ustasından, Şener Şen ve Kemal Sunal gibi feodalite eleştirisini filmlerinde sık sık dile getiren iki sanatçıdan, Ertem Eğilmez’den, Atıf Yılmaz’dan bugünlere nasıl gelmiştir? Bu başka bir yazının konusu olabilir. Bu yazıda “Yeşilçam filmlerinden” örnekler vererek unuttuğumuz “iyi komedi filmi” anlayışına ve onların bizlere anlatmak istedikleri siyasi ve toplumsal eleştirilere değineceğim. Belki de “bir komedi filminin aslında nasıl yapılması gerektiğini hatırlamak” hepimiz için iyi olacaktır.

Kibar Feyzo

Yönetmen: Atıf Yılmaz

“Sayende sevdalanmışım ağam”

Kibar Feyzo Türkiye’de şimdilerde de başka sıfatlar altında devam eden feodal yapıyı ve ağalığı merkezine oturtarak “iktidar” eleştirisi yapan 1978 yapımı bir Atıf Yılmaz filmidir.

Filmin hikayesi kısaca Gülo’ya sevdalanan Feyzo’nun ağasından izin aldıktan sonra Gülo’nun başlık parasını toplamasını ve evlenme çabasını anlatarak başlar. Feyzo evlenmek için bir sürü yol dener ve tam da Gülo’suna kavuşmuşken düğünde ağasının (Şener Şen) şapkasından takma cüretini gösterir. Hikaye de burada başlar.

Düğün günü ağa düğünü ziyarete gelir. Bilo (İlyas Salman) da oradadır. Bilo da Gülo’ya sevdalıdır ve ağanın gücü ona göre bir fırsattır. Her zaman ona yalakalık yaparak istediğini almaya çalışır. Bilo karakteri gücün ve iktidarın uşağı olan ve istediğini elde etmeyi bu yolla deneyen yalakaları simgeler. Düğüne atla gelen ağasının önüne eğilir ve ona basamak olur. Sırtına basarak düğüne teşrif eden ağasına Feyzo’nun şapkasını göstererek “Sen daha iyi bilirsin ağam ama maraba kısmı ağalığa özenir mi? Düzenin bozulmuyor mu?” der.

Ağa bunun üzerine sinirlenir ve Feyzo’yu köyden kovar. Feyzo’nun şapkasını çiğneme işi de yine Bilo’nundur. Ağası böyle basit bir işle yorulmamalıdır. Yalakalar basit işleri her daim hallederler.

Feyzo daha sonra defalarca köye dönecek ve yine benzer şekillerde kovulacaktır. Çünkü her zaman yaptıklarıyla düzene karşı gelmesinden çekinilir.

Feyzo yine bir sahnede ağa tarafından falakaya yatırılır. Ağanın “Benim sayemde ekmek yiyorsunuz. Ben olmasam ölürsünüz. Bana isyan edenin sonu da budur.” cümleleriyle birlikte yine son kez köyden kovulur. Köyden ayrılınca İstanbul’da duvar boyacılığı yaparak para kazanır, görevi duvardaki siyasi yazıları silmektir. İstanbul’daki tüm bu isyan ortamının içerisinde Feyzo’nun da gözü açılır, köyüne dönerek köylüyü ayaklandırır. Köylü pankartlarla ağayı protesto eder. Ancak dertleri genel itibariyle feodal düzen değil “artık karı istiyem”dir. Sonları yine falakadır. Köylü falakada “O sopa bizim elimize geçmez mi?” der.

Köylü akıllanmaya başlamıştır. Feyzo’nun çabalarıyla birlikte toplanarak ağaya isyan ederler. Ağaya ücretlerinden memnun olmadıklarını, çok çalıştıklarını ve aç olduklarını söylerler. Ağa onları nankörlükle suçlar. Ona göre ağaya baş kaldırmak şeytan işidir. Bu konuda köyün din hocası da onun yanındadır. Bunların hepsi onlara göre şeytan işidir. Dinle sopa gösterme, dünyanın hemen her yerinde iktidarın sığındığı bir politikadır.

Ağa köylülere “Size iki tane camii bile yaptırdım. Daha ne istiyorsunuz?” der. Köylü toprak istediklerini, yeterince ibadethaneleri olduğunu söyler. Ağa elinde kalan son şeyle köylüyü tehdit eder; “Köyü satarım.

Film Feyzo’nun İstanbul’da çalıştığı sahnelerde şehirdeki patronlarında köyün ağalarından farkı olmadığını göstermiştir. Yani filmde sadece köylüler değil şehirlilerin de iktidar ve ağa altında ezildiği gösterilmiştir. Emek her yerde sömürülmektedir.

Köylüler için artık “Bakarsın o da bizim gibi insan. Tükürüğümüzle boğarız ama… kapıda gözüktü mü boğazımızdaki tükürük kurur.” anlayışı son bulmuştur. Başka bir köye göç etmeye karar veren köylünün haberini alan Bilo ağasına bunu iletir. Ağası yanında kalan adamlarıyla beraber köylünün karşısına dikilir.

Nankörler. Çakal dölleri. Şerefsizler.” diye nitelendirdiği köylüyü tehdit ederken Bilo’nun tüfeğini kapan Feyzo intihar edeceğini söyler. Ağa için Feyzo’nun ya da bir köylünün ölmesi sorun değildir ama tüfek daha sonra Ağa’ya doğrultulur. Tüm bu hengamenin üzerine Feyzo ağayı vurur.

Filmde yaşananları Feyzo, işlediği cinayet sonrası hakime anlatır. Yani biz tüm olanları Feyzo’dan dinleriz. Feyzo mahkemede hakime daha doğrusu kameraya bakarak hikayeyi anlatmaktadır. Böylece Atıf Yılmaz seyirciyi hakim yapmıştır. Yani hakim ne ağa ne patron ne de gerçekten hakimdir. Bir yerde hakim varsa o toplumun kendisidir.

Feyzo filmin sonunda hakime “Maho ağa öldü ama yerine gelen ağa yüzünden köylü Maho’yu arar olmuş. Bu düzenin sonu neye varır bilmem” der.

Sonuç olarak Kibar Feyzo tüm ülkenin sorununu bir köyün hikayesini anlatarak gözümüze sokar. Feodalizmi ve ülkedeki kadına bakış sorununa değinir. Gücün kim ya da kimlerin elinde olursa olsun halkı sömürdüğünü anlatır ve Türkiye Sinemasında herkesin cesaret edemeyeceği şeyleri bize mizahi bir çerçevede sunar.

Sorun kişiler değil, düzenin kendisidir. Düzen değişmedikçe değişecek olan sadece iktidarın ismidir.

Sayfa: 1 2


Yazar Hakkında

15 Temmuz 1993'de doğdum. Plato MYO ve İstanbul Üniversitesi'nde Radyo Televizyon eğitimi aldım. Çeşitli ajanslarda metin yazarlığı, filmlerde asistanlık ve senaryo yazarlığı yaptım. FİTBOL Dergi'de spor yazıları yazmaktayım.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑