Eleştiri

Published on Temmuz 30th, 2017 | by Yaşam Kaya

Churchill (2017): Büyük Devlet Adamı Yalanı

Share Button

Birinci Dünya Savaşının en çetrefilli yıllarında Osmanlı İmparatorluğunu yok etmek için sömürgelerden topladığı lejyonlarıyla Çanakkale hattına saldırıp, tarihin unutamayacağı kayıpları verip geri çekilmek zorunda kalan İngilizler’in başındaki isimdi Churchill. İlk Başbakanlık dönemine denk gelen bu hezimetle adeta neye uğradığını şaşıran ‘Güneş Batmayan Sömürgeci İmparatorluk’ devlet adamı, kendi ırkından olmayan milyonlarca insanın ölümüne neden olmuş, hatta başarısız savaş taktikleri yüzünden görevinden ayrılmak zorunda kalmıştı. Yine bir İngiliz milliyetçiliği ekseninde karşımıza çıkan Churchill hikayesi bu sefer İkinci Dünya Savaşının tam ortasında yaşanıyor. Yönetmen koltuğunda oturan Jonathan Teplitzky’nin biyografi ışığında bitmek bilmeyen İngiliz dehası pompalamasıyla beyazperdeye yansıyan Winston Churchill görüntüsü bizleri Normandiya çıkarmasına dek götürüyor. 2015 yılında ölümünün 50. yılında İngilizler tarafından “tüm zamanların en büyük Britanyalılarından biri” olarak onurlandırılan Churchill, ne Normandiya çıkarmasında üstün kahramanlık göstermiş ne de tarihteki savaşların gidişatına yön vermiştir. ABD ile Sovyet Rusya ekseninde liderlerin sonlandırdığı dünya savaşında İngilizlerin bir elin parmaklarını geçmeyecek savaşları mevcut. Film, sadece ellerinde bulunan sömürgeleri kurtaramaya çalışan İngiltere’yi İkinci Dünya Savaşı’nı sonlandıran devlet olarak göstermiş. Bu açıdan, Churchill filminin, nasıl yavan ve de basit senaryo altında bir beyin yıkama mekanizmasının işlediği anlaşılıyor.

Deniz kıyısında Normandiya çıkarmasının gerçekleşip gerçekleşmemesi için düşünen Churchill sekansıyla başlayan film, denizdeki abartılı kan görüntüsüyle devam ediyor. Çanakkale’de yaşadığı yenilginin psikolojik travmasını atamayan İngiliz devlet adamı, Normandiya’da yaşanılanacak bir yenilgide yine kabağın kendi başına patlayacağından korkuyor. Tabii ki sürecin içinde karısıyla yaşadığı diyaloglar, soylu İngilizlerin birbirilerine olan güvensizlikleri anlaşılmaz biçimde olayların içine serpiştirilmiş. ABD donanmasının öncülüğünde gerçekleşen bir çıkarma için Churchill’in kara kara düşünmesi gereğinden fazla abartı. Birinci Dünya Savaşında Versay Antlaşması ile Almanları kendi ülkelerinde esir hale dönüştürüp, Alman ırkı arasında İtilaf Devletleri’ne karşı kin ve nefretin artarak patlamasına neden olan İngilizler savaşın tek sorumlusu olacakken, bir de bakıyoruz ki masum olarak nitelendirilecek kadar saf ve temiz biçimde gösterilmiş. Almanlar eğer Versay’ın ağır şartları altında ezilmeseydi İkinci Dünya Savaşı diye bir savaştan söz etmiyor olacaktık. Ki bizlere de Sevr ile aynı dayatma gerçekleşmiş, Birinci Dünya Savaşı 1918 yılında bitmesine rağmen Türkler Kurtuluş Savaşı ile ilk dünya savaşının enkazını kaldırmışlardı.

Konunun sığ, derinliği olmayan biçimi üzerinden konuşursak eğer filmin ne kadar niteliksiz bir yapım olduğunu daha net anlarız. Son olarak The Crown dizisinde John Lithgow’un oyunculuğuyla izlediğimiz Winston Churchill’e bu kez Brian Cox hayat vermiş. Karakter yaratmadaki ustalığını konuşturan oyuncu, milliyetçi İngiliz propagandası altında ezildiği için Churchill’in duygusal gelgitlerini çok iyi oynayamıyor. ‘Yüzyılın gördüğü en büyük devlet adamı’ yalanının kurbanı olan Churchill yorumcuları, tarihi kendi ağzından yazan İngilizlerin senaryolarıyla etkileyicilikten uzak görünüyor. Öyle ki John Slattery, ABD başkanı Eisenhower’ı daha korkak oynuyor. Tarihi çarpıtmakla kalmayan bu ayrıntı İngilizlerin ABD’den hoşlanmayan yanlarını da ortaya koymuş. Filmin neresinden tutsanız konu her noktada elinizde kalıyor. Sömürgelerde katledilen milyonlarca insanı görmemizi istemeyenler, kendi yarattıkları tarih algısını gerçekleştirme peşinde. Jonathan Teplitzky sıkıcı, ilerlemeyen bir filme imza atmış.


Yazar Hakkında

1999 yılından bu yana sinema, tiyatro, jazz, blues ve arkeoloji üzerine yazılar yazmaktadır. 2 YIL Taraf Gazetesi, 4 yıl BirGün Gazetesi, 2 sene İstanbul Art News, 3 yıl Turkish Review' da yazılar yazdı. Şu anda Sinematopya, Life Art Sanat, Tiyatronline, Tiyatro Gazetesi'nde, Artful Living'de köşe yazarıdır. Ntv Radyo'da sanat eleştirileri konuşmaktadır. UK Leeds'te Psikoloji eğitimi aldı.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑