Analiz

Published on Temmuz 20th, 2017 | by Fatih Çalışkan

Dışarıda Olmak ve Üşümek Üzerine: Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni (1990)

Share Button

Hem kıvıramamak, hem dışarıda olmak çok feci bir şey kaplumbağa, çok feci.. Ne diyeyim şimdi? Dışarıdayım, üşüyorum beni içeri alın diyemem ki.. Kıvıramadım..

“Yavuz Turgul sineması” dediğimizde aklımıza ilk olarak senaryo, karakter yaratımı, yaratılmış karakterlerin derinliği gelir. Bunun yanında titizlikle kurulmuş kompozisyonlar ve atmosfer yaratımı da yönetmenin etkili bir şekilde kullandığı araçlardandır. Yavuz Turgul, filmlerini incelikli tasarlayan ve incelikle kayda alan bir yönetmendir; gözümüzü filmlerinin neresine çevirirsek çevirelim onun izlerini görmemiz kaçınılmazdır. Yönetmenin üçüncü filmi olan Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni (1990) filminde sektöre, sektör içindeki ilişkilere ve işleyişe dair samimi bilgiler verir, görmemizi ister. Çetrefilli bir yol olan film yapmanın zorluklarını, hele hele ana akımın, popüler olanın dışında filmler yapabilmenin imkansızlıklarını Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni Haşmet’in özelinde, Yavuz Turgul dilinde seyirciye sunar.

Filmde yüzden fazla aşk filmi çekmiş ve bu alanda başarılı da olmuş yönetmen Haşmet Asilkan’ın kendini değiştirmek istemesi, verdiği bir kararla kendi tarzının dışında bir film çekmek istemesi konu edilir. Haşmet, toplumsal içerikli filmler çekmek istemektedir ve bu yolda iddialıdır. Filmin açılış sahnesinde Haşmet’i ayna karşısına geçmiş hazırlanır halde görürüz. Değişim yolunda ilk olarak sakal bırakmıştır, fularını takar, yuvarlak çerçeveli gözlüklerini takar, bu görüntüsüne piposunu da ekler ve kendiyle gurur duyduğu yüzünden okunur. Ortaokulu bile bitirememiş Haşmet, kendini geliştirmede iddialıdır. Gecelerce yazar, kitapçı kitapçı dolaşır, operaya gider uyuklar, boş gözlerle baksa da sergi gezer. Bir değişim çabasıdır Haşmet, bu çabasını bir rakı masasında eskinin aranılan oyuncusu, şimdinin bitik alkoliği Nihat’a “Her gün yeni bir şeyler oluyor Nihat, geride kalırsak düşeriz usta, kendimizi ne kadar yenilersek o kadar geleceği görebiliriz” sözleriyle anlatır. Bunun üzerine her şeyden elini çekmiş, umudunu kaybetmiş, ‘düşmüş’ Nihat, Haşmet’in sözlerini kanıtlarcasına “Ben geçmişi seviyorum, ne bugünü, ne yarını, benim parçalarım orada” der.

Haşmet, yazdığı toplumsal içerikli senaryoyu bir şarkıcı filmi çekmek için anlaştığı yapımcı Murat Bey’e, filmde Müjde Ar’ın oynayacağını söylese de kabul ettiremez. O da Abdulkadir adında başka bir yapımcıya gider, Müjde Ar’ın projede bedava bile oynayabileceğini söyleyerek ikna eder. Nihayetinde Haşmet’in Müjde Ar’la sadece bir kokteylde karşılaşıp el sıkışmaktan öte bir tanışıklığı olmadığını anlarız, Müjde Ar filmde oynamayı kabul etmez.

Filmde yönetmenin ekiple ilişkilerine bolca yer verilir, bunların içinde yapımcı-yönetmen ilişkisi ilk sırada gelmektedir. Haşmet, Abdulkadir’le film ekibini belirlerken kıyasıya bir pazarlığa girişir. Abdulkadir, işi ucuza getirmeye çalışmaktadır, Haşmet ise iyi bir film yapabilmek için ödün vermemeye çalışır. Aralarında geçen şu diyalog, ikili özelinde sektörün içinde bulunduğu duruma küçük bir bakış atmamızı sağlar;

Haşmet: Kameraman?

Abdulkadir: Hakkı olsun iyi çocuktur.

Haşmet: O herif olmaz gözü görmüyor flu çekiyor, ben ona değil film çektirmek akü kutusu taşıtmam.

Abdulkadir: Hakkı’ya sen istediğini söyle şıp diye anlar ve yapar. Bakma son zamanlarda biraz serdi yoksa iyi kameramandır.

Haşmet: Abdulkadir abicim şu film için altı aydır uğraşıyorum. Senaryo parası almıyorum, yönetmenlik ücretimi nerdeyse yarıya indirdim, avans bile almadım. Makyöze hayır dedin, art direktöre hayır dedin, artık sineğin yağını çıkarma.

Abdulkadir: Aşk olsun Haşmet, yahu film çekiyorum diye millet deli gözüyle bakıyor bana, ne istiyorsun yani iflas mı edeyim?

Bunun yanında oyuncu-yönetmen ilişkisine değinilen bir sahnede özellikle kadın oyuncular üzerinde oluşmuş olan algıya örnek olabilecek şöyle bir sahne geçmektedir;

Haşmet’in önemli rollerden biri olan fabrikatör baba rolünü alan alkolik Nihat ile Müjde Ar’ın yerine bulunan genç tiyatro oyuncusu Jeyan, filmin basın kokteylinde konuşmaktadırlar:

Jeyan: Hala inanamıyorum, sizle ben aynı filmde..

Nihat: İlk defa mı oynuyorsun filmde?

Jeyan: İlk..

Nihat: Bunun için yönetmene kaç kere verdin?

– Jeyan sinirlenir

Jeyan: Daha hiç vermedim ama söz, verdiğim zaman ilk defa senin haberin olacak bunak alkolik.

Bu sahneden sonra Jeyan, Haşmet’le konuştuğu her sahnede işve yapmakta ve yönetmeni baştan çıkarmaya çalışmaktadır.

Sektördeki görev tanımlarının muğlak olması ve bunun suistimal edilmesiyle ilgili gönderme yapılan bir sahnede Haşmet, çocuklarını da sete getirmiştir, bir aralık küçük kızının çişi gelir ve Haşmet 2. reji asistanına seslenerek; Mine çişe götür şunu der.

Turgul, bu filmi içinde sektörle ilgili birçok noktaya değinmiştir ve bunlardan birisi de sektörün gelişememesi sorunudur, bu sorunun vurgulandığı bir sahne vardır ve yönetmen, Haşmet’in ağzıyla tüm sektöre seslenir.

Haşmet ve Nihat meyhanede dertleşmektedirler ve yanlarında Nihat’ın dedesinden emanet kaplumbağası da vardır. Öncesinde Haşmet, sete sis makinesi istemiştir fakat yapımcı bu isteğini yerine getirmemiştir bunun üzerine Haşmet:

Yahu bu işler hiç düzelmeyecek mi? Alt tarafı bir sis makinesi.. Ulan ben sinema makinistiydim makine film sarardı, ben stüdyoda laborant oldum tertemiz bir kopya çıkardığımızı hatırlamam, montör oldum iş kopyalarını jiletle kazımaktan ellerim parçalandı, asistan oldum öyle, yönetmen oldum öyle.. Yahu şu kaplumbağa bile bizden hızlı yol alıyor.

Haşmet bu filme kendini adamıştır ve filmi bitirebilmek için elinden ne geliyorsa yapmaktadır ama aksilikler hep üst üste gelir. Nihat, çekimler sırasında yığılır ve göçer bu dünyadan. Haşmet kendini filmi bitirmeye öyle kaptırmıştır ki arkadaşının ölümüne bile ‘Nihat ölemezsin film bitmedi, ölme Nihat, film bitsin öyle öl.’ şeklinde tepki verir. Tüm bunlar yetmezmiş gibi yapımcı Abdulkadir, piyasayı dolandırıp ortadan kaybolur. Haşmet ne yapacağını bilemez. Zaten ekipten kimsenin parası ödenmemiştir. İş başa düşer ve Haşmet, eski karısının bileziklerini alıp film çekmeye devam etmek ister, derken ışıkçılar ve setçiler kaçmıştır, buna da göğüs gererek çekimlere devam eder. Yine parası tükenir fakat pes etmez gidip arkadaşından iki kutu negatif ister, arkadaşı vermez. Haşmet negatifleri çalarak filme devam eder ve nihayetinde çekimleri bitirir. Filmin banyosu, kurgusu, sesi derken gösterim günü gelir çatar fakat film banyosunu yapan stüdyonun sahibi Cihan, parasını almadan filmi vermek istemez. Haşmet o gece filmi stüdyodan çalar, sonrasında gösterimden hemen önce gelen Cihan’a silah çeker ve filmleri vermez. Bunca uğraş, emek ve çabalamanın sonucu ise büyük bir hayal kırıklığıdır. Gösterime 500’e yakın kişiyi davet ettikleri halde bir avuç insan gelir, onlar da gösterim sırasında salonu terk eder giderler, Haşmet yıkılır.

Haşmet, fakülte bitirememiş fakat kendini yetiştirmeye çalışan, bu yolda çaba gösteren bir adamdır. Bu çabasını ilk sahneden itibaren bize sunan yönetmenin aydın kesimin tutuculuğu ve dışarıya kapalılığına da Haşmet’in suretinden söyleyeceği bir iki söz bulunmaktadır. Gösterimden sonra gittikleri restoranın balkonunda Jeyan’la Haşmet konuşmaktadırlar ve Haşmet, neden başarılı olduğu aşk filmlerinin yönetmeni olarak kalmak istemediğini anlatır;

Haşmet: Saçlarım beyazlaşıyordu.. saçlarım beyazlaştıktan sonra içimi bir korku aldı; ölüm korkusu. Düşünebiliyor musun yüzden fazla film çektim ben ama kimse ne aradı, ne sordu. Tek bir satır yazan olmadı, adam yerine koymadılar beni, yok farzettiler. Onlar için böyle bir adam yaşamadı, yaşamıyor. Bir kere bile ödül vermediler, kiraz festivali ödülüne bile razıydım. İstedim ki ben öldükten sonra bile ‘aa o mu, o filanca filmin yönetmeniydi’ desinler ama yine gelmediler, gelenler güldü, dalga geçti.

Jeyan: Sen aşk filmlerinin yönetmenini aşmak için elinden geleni yaptın, hiç olmazsa değişmeye çalıştın. Zaten herkes bir şeyleri aşmaya çalışıyor ama işte kimi kıvırıyor..

Haşmet: Kimi kıvıramıyor.

Jeyan: Kimi kıvıramıyor, önemli olan bunu anlamak. 

Haşmet: Ama kıvıramayan başkalarının yaptıkları göklere çıkarılıyor, alkışlanıyor, el veriliyor, o el bana neden uzanmadı?

Jeyan: Sen dışarıdasın..

Haşmet, o kesimin dışındadır ve bunu kabullenmiştir, başarısızlığını kabul etmiştir artık. Evinde, Nihat’tan emanet kaplumbağayı karşısına koymuş bir yandan içmekte bir yandan da kaplumbağaya içini dökmektedir:

Hem kıvıramamak, hem dışarıda olmak çok feci bir şey kaplumbağa, çok feci.. Ne diyeyim şimdi? Dışarıdayım, üşüyorum beni içeri alın diyemem ki.. Kıvıramadım..

Artık Haşmet için umutlar tükenmiştir, bu noktada Haşmet, kendini filmlerine sarıp, yakarak intihar etmek istemektedir. Bir süre kibriti yakmaya çabalar. O sırada telefonu ısrarla çalar ve sonunda çalan telefona cevap vermek zorunda kalır. Arayan bir yapımcıdır, Haşmet’e yeni bir aşk filmi çekmeyi teklif eder. Başta reddedecek gibi olur ama sonra kabul eder yavaş yavaş morali yerine gelir ve aşk filmlerine geri döner.

Değişimin, gelişimin bir türlü mümkün olmadığı, yeni bir şeyler yapmak isteyenin zorluktan ötesiyle karşılaşmadığı ve yolunun kesildiği bir sektörde Haşmet de kaderine razı olmuş ve bilinen, popüler olan, anaakımın izinden gitmeye mecbur bırakılmıştır.

Filmin önemle üstünde durulması gereken bir noktası da aydınlatmasıdır. Yavuz Turgul Sinemasında aydınlatma, atmosfer yaratma dahilinde hikaye anlatmanın ve film anlamında katmanlar oluşturmanın bir yoludur. Görüntü yönetmenlerinin Yavuz Turgul filmlerine katkısı tartışılmazdır fakat bunun yanında gerek Muhsin Bey (1987) gibi bu filmden önceki, gerekse sonraki filmlerine baktığımızda yönetmenin farklı görüntü yönetmenleriyle çalışmasına rağmen ışık konusundaki tutarlılığı, hikayeyi oluşturma aşamasında ışığı da düşündüğü yönünde en önemli kanıttır. Bir röportajında film yaratma süreciyle ilgili şöyle söylüyor Turgul;

‘Ben senaryoyu bitirdiğim zaman film bitmiş oluyor. O film kafamda seyredilir, biter, sonra onu çekmeye çalışırım.’

Özellikle kahve, Nihat’ın evi ve Haşmet’in evi sahnelerinde, atmosfer yaratma ve izleyici duygularını aydınlatma tasarımıyla yönlendirme yolunda göz alıcı bir çalışma dikkat çekmektedir. Bu tasarımın hayata geçirilmesinde ise özellikle 35mm negatifle çekilen, sonuçların öngörülemediği, filmin her karesinin maddi külfet demek olduğu ve en ufak bir hatanın geri dönülmez sonuçlar doğuracağı bir malzemeyle bu işleri çıkarmanın cesaret gerektirdiği bir dönemde görüntü yönetmeni Orhan Oğuz’un becerisi gözardı edilemez niteliktedir ve gerçekten büyük bir başarıdır.

Filmi bir bütün olarak ele aldığımızda ise Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni filmi, Haşmet karakteri üzerinden Türk Sinemasının içinde bulunduğu çıkmazı birçok yönüyle dile getirme çabasıdır. Bu noktada Turgul, bu çıkmazın ve gelişememenin sorumluluğunu yönetmeninden, prodüktörüne, oyuncusundan, set işçisine, görüntü yönetmeninden ışıkçısına ve hatta seyircisine kadar adil bir biçimde paylaştırır. Yapım sürecinde yer alan unsurlar ve insanlar arasındaki ilişkiler, çıkar çatışmaları, para kazanma hırsı, kolay yükselme ve bir yerden yırtma çabaları sonucunda yönetmenleri kalitesiz film yapmaya zorlayan şartlar, ‘Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni’ adıyla filmleşir.

Son olarak Turgul, filmi çok da ümitsiz bitirmez. Bir anlamda Türk Sinemasıyla özdeşleştirdiği, dededen toruna kalan, köklülüğü ve geleceği temsil eden kaplumbağayı başta, Nihat’la Haşmet’in meyhanede geçen sohbetlerinden, Nihat’ın şu sözleriyle anlamlandırmıştır;

Ne tuhaf bak şu kaplumbağa padişah gördü, cumhuriyet gördü, tek parti, çok parti, üç ihtilal, televizyon, eurovizyon ve daha neler görecek..

Buna cevap olarak da Türk Sinemasının ancak yenilikleri takip ederse, kendini yenilerse geleceğe kalabileceğini, gelecekte de etkin olabileceğini belirttiği Haşmet’in şu sözlerine yer vermiştir;

Ben de görmek istiyorum, her gün yeni bir şeyler oluyor Nihat, geride kalırsak düşeriz usta, kendimizi ne kadar yenilersek o kadar geleceği görebiliriz.

Kaplumbağaya yüklenen bu metaforu umutlu bir mesajla sonlandırıyor yönetmen ve filmin son planlarında ortalığa saçılmış filmler içinden yumurtadan yeni çıkmış yavru kaplumbağalar görülüyor. Kamera, daha yüzlerce yıl yaşayacak olan yavru kaplumbağalar üzerinden kayarak, Haşmet’in evinin duvarındaki Yeşilçam oyuncularının fotoğraflarını tarıyor, son olarak da değişimi temsil eden Haşmet’in fotoğrafında kalıyor; Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni geleceğe dair umutlu bir bakışla son buluyor.


Yazar Hakkında

Hayvan gayesine varmış duruyor, insan aramakla meşguldür.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑