Hollywood Atomic Blonde: John Wick'in Olmamışı

Published on Ağustos 9th, 2017 | by Hasan Cem Çal

0

Atomic Blonde: John Wick’in Olmamışı

Share Button

David Leitch’in Atomic Blonde‘u, John Wick‘ten sonra gerçekten de bir hayal kırıklığı. Az bilinen bir gerçek şu ki Leitch, John Wick’in yönetmenlerinden biriydi, en azından uncredited olarak. Bu nedenle ki Atomic Blonde çok, ama çok merak ediliyordu. Fakat Atomic Blonde da, bir fragmana bütün filmin kapsadığı aksiyon dozunu enjekte eden yapımlardan biri oldu. Standart bir aksiyon filmi için fazlasıyla alternatif tarih yüklü, zorlama bir entrika yapısı olan, kimi başarılı oyuncuları harcamış bir iş Atomic Blonde. Örneğin, James McAvoy’a bakıp, bu gerçekten de Joe Wright’ın Atonement‘ında oynayan adam olamaz, diyorsunuz. Ya da Charlize Theron’a bakıp, bu Patty Jenkins’in Monster‘ındaki kadın mı, diye soruyorsunuz. Filmin, çok müthiş bir senaryoya, nitelikli performanslara gerek duymadığının da farkındayım; altı üstü bir aksiyon filmi, denilip geçilebilir. Ama genelde akılda kalıcı her aksiyon filmi, her daim içerisinde mizah da barındıran, sürdürülebilir bir senaryoya sahip, genelde basit bir olayın karmaşık hâle gelmesiyle ilerler. Örneğin, Transporter veya Mad Max. Ama Atomic Blonde, müthiş derece eklektik bir yapıya sahip kanımca: Bir yanda Berlin Duvarı, diğer tarafta MI6, bir diğer tarafta MI6’in inanılmaz seksi ajanı, bir başka tarafta underground Alman gençliği, bir diğer başka tarafta Ruslar, bambaşka bir diğer başka tarafta da Machiavelli işin içinde. Tüm bunlardan ne anlamamız gerekiyor, diye sorduğumuzda, tabiî ki bir cevap yok. Ve olması kesinlikle gerekiyor, da demiyorum. The Toxic Avenger‘ın yapılmış olduğu bir dünyada bu soru abes kaçar.

Tüm dediğim, filmin cool olmak için fazlasıyla öğeyi bünyesinde barındırmaya uğraşması ve bunun filmin işleyişi için gerekli motivasyonu kırması. Özellikle Theron’un filmde bulunması ve olabildiğince ön planda olması, ki bahsettiğim başrol olmasından ileri gelen bir ön planda olma hâli de değil, filme çiğ bir tat veriyor. Filmin ilk yarısında oldukça yavaş bir şekilde işleyen hikâye, ancak ikinci yarıda çözülmeye başlıyor ve çözüldükçe de aksiyonun dozu artıyor. Ve az da olsa bir tatmin sağlıyor. Fakat genelde alternatif bir tarih sunan filmler, aksiyon kadar, atmosfere de önem verir; çünkü belirli bir dönemin ruhunu yansıtmak için bu gereklidir. Örneğin, Quentin Tarantino’nun Inglourious Basterds‘ı. Ama Atomic Blonde‘da bu atmosferin de pek olduğu söylenemez. Filmin en başarılı kısmı, Theron’un dövüşmekten yorulduğu, artık ayakta bile duramadan dövüştüğü sahne belki de. Atomic Blonde, yine de birkaç iyi sahne ve oyunculuk örneği barındırıyor, ama bunların toplamda çok da belirgin hâle gelemediğini söylemek gerek.

Film, gizli bir MI6 ajanı olan Theron’un öldürülmüş bir iş arkadaşını aramasıyla ve kayıp bir casus listesine ulaşmaya çalışmasıyla ilgili temelde. Ve doğal olarak tüm aksiyon da bunun üzerine kurulu. Fakat filmin barındırdığı, yukarda da belirttiğim karmaşa, filmi ister istemez boğuyor. Aslında Atomic Blonde, bunu verimli bir şekilde kullanıp, tüm bu karmaşa içerisinde olabildiğince dozunu kaçırmış bir aksiyonu ortaya koysaydı ve her şeyi daha da bir saçma hâle getirseydi, belki daha başarılı bir film olabilirdi. Bu hâliyle film, tüm enerjisini bir yerde toplayıp, bir anda patlayıveriyor. Ve filmin devamı da gelmeyecek gibi duruyor, ki nasıl devam ettirileceği ile ilgili de hiçbir fikrim yok. Muhtemelen tekil bir film olarak kalacak. Ve film, zaman zaman içinde başarılı dövüş koreografileri bulunduruşundan dolayı, bir devam filmi olmasa da, başka bir film için oldukça verimli bir deneme kanımca. Ama Atomic Blonde, olduğu hâliyle, ancak ve ancak John Wick‘in olmamışı gibi geliyor bana. Daha fazlası değil. Leitch’in başka filmine artık, ne yapalım.

Tags: , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

27 Haziran 1994’te, İstanbul’da doğdu. Liseyi 50. Yıl Tahran Anadolu Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde İletişim Fakültesi’nde Sinema ve Televizyon’da okumaktadır. Çeşitli siteler, oluşumlar ve kurumlar için İngilizce’den Türkçe’ye metin çevirileri yapmakta, metin yazmakta ve düzenlemektedir. Serbest aralıklarla, belirli bir marka değeri taşıyan oluşumlar için görsel-işitsel kurgu çalışmaları gerçekleştirmektedir. Edebî anlamda teorik ve pratik metinler kaleme almaktadır. Kuledibi’nde, Birikim’de ve Sinematopya’da yazıları yayımlanmıştır. Yarı profesyonel olarak bateri çalmaktadır. FOL Sinema Topluluğu’nda yer almaktadır. Hâlâ doğduğu kent olan İstanbul’da yaşamaktadır.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑