Analiz

Published on Ağustos 7th, 2017 | by Burcu Meltem Tohum

Nosferatu’da gotik diye bir şey var mıdır?

Share Button

A) Karanlık İmgesi

Günümüze değin o kadar çok vampir temasına sırtını dayayan yapımlar vardır ki bunlar içerisinde çeşitli klişeler barındırır. Bir nevi mimetik olan bu filmlerin babası F. W. Murnau’nun 1922 yapımlı Nosferatu filmidir. Nosferatu izleyeni etkilerken aynı zamanda ona bulaşan gizli ve yıkıcı bir yapımdır. Filmde vampir karakterini canlandıran Max Schreck, Bela Lugosi’den Christopher Lee’ye, Frank Langella’dan Gary Oldman’a kadar tüm performansları etkileyecek kadar rahatsız edici teatral duruş sergiler filmde. Bu filmde diğer vampir filmlerinden alışık olduğumuz gibi imgelemler yoktur; zira vampir göz kamaştırıcı bir aktör değil, korkunç bir lanetten muzdarip bir adam olarak karşımıza çıkmaktadır. Schreck, karakterinin dışavurumunu bir insandan çok hayvanvari bir şekilde oynuyor. Bir kemirgen gibi duran sopaya benzer kulakları, pençe benzeri sivri uçlarıyla tam olarak cadılar bayramından fırlamış gibi. Murnau’nun bu sessiz filmi Bram Stoker’ın romanına dayanıyor, ancak filmde unvan ve karakterlerin isimleri değişik. Film, vampirizm teması altında film içinde film şeklinde anlatımında metaforik vuruşlar sergilemekte. Bu zamana kadar Murnau’nun Nosferatu’su birçok filmi her açıdan etkilemiştir ancak bunlardan hiçbiri sanatsal ya da unutulmaz nitelikte değildi, Murnau’ya yaklaşan sadece Klaus Kinski’li Werner Herzog Nosferatu’su oldu. Murnau’nun filminde modern sadistik ögelerin yansımalarını görebilirsiniz, mesela Mina’nın kurban edildiği sahnede Nosferatu’nun korkunç görseliyle karşı karşıya kalırız. Birçok araştırmacıya ve kültüre göre Nosferatu (ya da Stoker’ın Dracula’sı) tarihsel olarak mit ve vampir hikayesi arasında ince bir çizgide. Bu durum da yeni bir politik argüman ortaya çıkarmış oluyor: Misal Greta Schröder’in oynadığı Ellen karakteri filmde histerik davranışın diğer karakterlerle olan karşılaştırmasını ortaya çıkarıyor. Bu durum politik argüman ile bağlantılı. Öte yandan Nosferatu her açıdan tartışmaya açık bir film. Vampir filmlerinin her zaman biseksüel alt tabanlı olduğu düşünülür. Ancak Murnau’nun Nosferatu’su başka bir cinsin prototipini taşıyan bir vampir filmi. Fransız sürrealistler Nosferatu’dan geniş ölçüde etkilenmişler; bilhassa erotizm, nekrofili gibi unsurlardan. Robin Wood’a göre Murnau’nun filmlerinde cinsiyet, şeytanın cinsiyetiyle bağlantılı. Nosferatu bu noktada dünyevi bir tutkuyla ilişkili.

B) Adıyla Yazılmış

Nosferatu’ya baktığımızda film her ne kadar bir vampir hikayesiyle özel bir bağa sahip olsa da filmin adının Dracula’dan çok daha iyi olduğunu kabul etmeliyiz. Zira Dracula kulağa klişe gibi gelirken Nosferatu sanki tanımlanamayan bir şey tarafından mideye indirilecekmişiz gibi bir his uyandırıyor. Elias Merhige’in 2000 yapımı Shadow of the Vampire (Vampirin Gölgesi) adlı filmde Nosferatu’nun bir aktör tarafından değil de bir vampir tarafından canlandırıldığı tezi ortaya atılır. Ado Kyrou ise Le surréalisme au cinéma adlı kitabında, filmde Nosferatu karakterini canlandıran kişinin makyajının o kadar itinayla ve yaratıcı bir şekilde yapıldığını ifade eder ki oyuncunun tanınmaz halde olduğunu vurgular. Çoğu eleştirmenin gözünde Nosferatu’da aktör, vampir olabildiği kadar aktördür. Filmi günümüzde cazibe merkezi haline getirmeye çalışıp, sürekli gündeme taşıyan 1992 yapımı Francis Ford Coppola’nın Bram Stoker’s Dracula ve yukarıda bahsini açtığımız Shadow of the Vampire, sinemada sahte olanın hakiki olandan daha hakiki olduğunu realizm ve mimetik unsurlarla göstermiştir. Filmde Hutter, Orlok’un yanına giderken çekim açıları Murnau’nun imgelerini kapsar. Filmde Orlok’un adı geçince atlar huysuzlanıyor, koşuyor, kuşlar ise ötüyor etrafta ancak insanlık sessiz kalıyor o an, çıtı çıkmıyor. Hutter, vampir bilgeliğini açıklayan Black Death kitabını buluyor. Filmde iki anahtar nokta hikâyeye nüfuz eder; biri aynı anda gerçekleşen olayların kesildiği montajlar, diğeri ise kesilen montajları tanıtmakta yardımcı olan unsurlar. Misal Ellen uyurken vampirin dönmesine neden olan bir çığlık atar, Hutter tehlikeyi fark edip deniz yolu ile yola çıkar, Murnau da bu kısımları -olduğunu farz edersek- misal bir araba geçişiyle birbirine bağlar. Doğal olan şey Murnau’da her zaman klasik düşünme yöntemidir, ayrıca bu, kültürde gelişmeyi açıkça ifade eden en iyi yansıma da olabilir. Yazar Gilberto Perez, Murnau’nun bu filmi için Herman Melville’in Billy Budd adlı eserinden “Normal doğal bir ortamdan geçmek için birinin ölümcül alanı geçmesi gerekir” cümlesiyle alıntı yapar. Murnau, Nosferatu eseriyle bizim tam olarak oradan geçmemizi ister ya da bunun olmasını ümit eder. İnsan doğası şehirler, binalar yapar, inşa eder sırf onun tüketicisi olmak için. Bu doğa ya da insan doğası değildir. Doğa denilen daha çok o inşa edilmiş olan şehirlerin duvarlarının arkasındadır. Murnau onu keşfetmiştir. Klasik olanı bize hissettirmiştir ve aradan yıllar geçse bile klasik olan her zaman ilk izlediğimiz zamanki gibi seyrimize müdahil olur. Filmin sonu mükemmel ya da dehşet verici olabilir. Ekspresyonizm bu! Munch’ın Scream’inde ya da Das Cabinet des Dr. Caligari’de romantizm, korkunun en uç noktasında görülebilir. Ekspresyonizm, romantik yanıyla doğanın yüzüyle karşı karşıya gelmeye dayanamayabilir ve dünyanın bir replikasını çizer. Nosferatu, bu durumu en iyi yansıtış şekliyle belki de Weimar filmlerinin en iyisi olabilir. Zira bu film Birinci Dünya Savaşı’nda otoriteye karşı bir duruş ve cevaptır. Korku hikayesini doğrudan sergileyen Noferatu, Weimar film kuşağında tekil bir hazine.

C) Gölgenin Ağırlığı

Alman ekspresyonizminde gölge her zaman onların sinema endüstrisindeki avcı konumunda bir manifestodur. Murnau’nun imgelerinin yoğunluğu da bu gölgelere dayanmakta. Nosferatu’nun kendisi bir nevi gölgedir, gölgeyi içinde taşır ve ondan fazlasıyla beslenir. Fiziksel olarak oyuncu kadrosunda yer etmiş bir gölge filmde ekrana projektör vasıtasıyla ulaşır ve duygusal bir renge bürünür, dünyanın hayaleti konumunda yerini alır. Nosferatu’da gölge, pençeleriyle kapının koluna sıkı bir şekilde tutunmaya çalışır ve kişiyi tam yüreğinden tutup, ona asılır tüm gücüyle. Beden gölgeye, yani aslında bir zihne haykırır, o an bedenin görünümü haykıran bir ölümün nesnesine bırakır kendini.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Yazar Hakkında

Burcu Meltem Tohum 1993 yılında İstanbul'da doğdu. Öğrenimini İstanbul Üniversitesi Klasik Filoloji departmanında tamamladı. Şu an Latin Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı'nda yüksek lisans eğitimi görmektedir. Sinema atölyesinde başlayan sinemaya olan tutkusu farklı disiplinlerde çalıştığı zamanlarda peşini bırakmadı. Lise yıllarında başladığı sinema alanında çeşitli yazınsal projelere eğilimini sürdürdü. 2013-2014 yılları arasında Filmloverss adlı site üzerinde ve çeşitli sinema bloglarında yazıları yayınlandı. Uzun yıllar boyunca film altyazı çevirilerinde gönüllü olarak çalıştı. Boğaziçi Üniversitesi'nin Sinefil dergisinde yazarlık yapıyor. Edebiyat ve sinemanın hayatında vazgeçilmez bir ikili olduğunu düşünerek bu alanlara olan tutkusu yaptığı çalışmalarında onu perçinlemeye devam ediyor. E-posta: [email protected] https://twitter.com/masc_movie



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑