Analiz

Published on Eylül 29th, 2017 | by İsmail Erk Deliormanlı

0

Vertigo ve Psycho Ekseninde Alfred Hitchcock Sinemasında Nekrofili

Share Button

Cananımın hayali olmadan

Işıldamaz ay asla.

Ve gördüğüm yıldızlar değil asla

Parlak gözleridir güzel Annabel Lee’min.

Ve gece boyu uzanıp dururum yanına

Sevgilimin, cananımın, hayatımın ve gelinimin,

Deniz kıyısındaki gömütünde,

Deniz kenarındaki kabrinde

Edgar Allen Poe, Annabel Lee şiiri (1849)

Giriş

Edebiyat, hayatın her alanını yansıttığı gibi, insanın içindeki en derin ve karanlık cinsel arzuları da yansıtır. Romanlardan, öykülerden ya da şiirlerden, yazarlarının sahip olabilecekleri cinsel fanteziler hakkında çıkarımlar yapılabilir. Bu açıdan bakıldığında, yazmak cesur bir eylemdir. Yazar, yazdıklarıyla hatalarını, pişmanlıklarını, komplekslerini ve fantezilerini, yani iç dünyasını açığa çıkarır. Yazının başındaki Edgar Allen Poe’nun yazdığı son şiir olan Annabel Lee de, yazarın “Güzel bir kadının ölümünden daha şiirsel hiçbir şey yoktur” sözüyle açığa vurduğu hislerini yansıtır nitelikte bir şiirdir.

Sanatların yedincisi ve günümüzde en popüler olanı sinemada da bu dışavurumlar kendisini gösterir. İki yakın arkadaşın aralarında konuşamayacağı konular, sinema sayesinde, bir salon dolusu birbirini tanımayan insanın gözleri önünde, tüm çıplaklığıyla gösterilebilir. Sinemanın en büyük gücü de, kuşkusuz, buradadır. İzleyici, hiçbir zaman göremeyeceği ya da ahlaki normlara göre görmemesi, bilmemesi gerekenleri, bir topluluğun içinde, sinema salonunda görebilir. Ve bu görme eylemi hem yasalara hem de ahlaka uygundur. Bu yüzden sinema, izleyicisinin üzerinden suçluluk duygusunu kaldırır; ona sinemasız açılamayacak kapılar açar.

Alfred Hitchcock, filmlerinde genellikle gizemli suç hikâyelerini büyük bir sinematik ustalıkla anlatmıştır. Ancak filmlerinin hem izleyiciler hem de eleştirmenler tarafından beğenilmesinin arkasındaki neden bununla sınırlı değildir. Hitchcock, üst paragrafta bahsedilen, sinemanın konuşulamayanları konuşması unsurundan oldukça faydalanmıştır. Yönetmenin kamerası, erkek egemen toplumda erkek hazzının odaklandığı nesnelere odaklanmış, erkeklerin sahip olduğu cinsel fantezileri, örtülü bir biçimde, içermiştir. Bu duruma Hitchcock filmlerinden örnekler vermek gerekirse, hemen hemen her filminde kısa saçlı sarışın bir kadının arzu nesnesi olarak var olması, North by Northwest filminin sonunda trenin tünele girmesi gösterilerek cinsel birleşmenin ima edilmesi, Rope filminde yine örtülü bir şekilde toplumda kendisini heteroseksüel olarak tanıtan erkek eşcinselliğinin ele alınması, Psycho filminde erkeğin annesiyle olan ilişkisine Oidipus kompleksi penceresinden bakılması, Rear Window’da bir erkeğin karşı apartmanı izlemesiyle voyerizme değinilmesi ve daha birçok örnek sayılabilir. Tüm bunlar, Alfred Hitchcock filmlerinin özellikle erkek izleyiciyi bilinçaltlarından ele geçirerek ilgi çekmelerini ve yıllarca unutulmayarak kalıcı olmalarını sağlamıştır. Bu yazıda, Vertigo ve Psycho filmleri çerçevesinde, Hitchcock filmlerindeki nekrofilik görünümler ele alınacaktır.

Nekrofili, nekro (ölü) ve pihilia (sevgi) kelimelerinin birleşmeleriyle oluşturulmuş bir kelimedir. Her cinsel fantezi gibi ölüseviciliğin de, keşfedilmiş olsun ya da olmasın, psikolojik bir açıklaması vardır. Nekrofiliklerin cinsel tatmin için neden ölü bir bedene ihtiyaç duydukları psikolojik bir makalenin konusudur. Bu yazıda yalnızca Hitchcock filmlerinden Vertigo ve Psycho’daki olgulardan çıkarımlar yapılacaktır.

Vertigo (1958) Açısından: Ölüyü Tekrar Yaratmak

Vertigo’nun asıl senaryosu dışında nekrofiliyle ilgili olan konusu, Scottie adındaki bir dedektifin, bir arkadaşının karısı olan Madeleine’i takip etmesi ve bazı olaylar sonrasında ona âşık olmasını, daha sonra ise Madeleine’in hayatını kaybetmesi sonucunda Scottie’nin sevdiği kadını başka bir kadın olan Judy’de tekrar yaratmaya çalışmasını anlatıyor. Scottie’nin nekrofilik hislerini anlatmakta Madeleine’in aslında Judy’le aynı kadın olması, yani Scottie’nin aslında yanılıyor olması önemli olmadığından filmin bu kısmı yazının konusu değildir. Bu nedenle yazıda Madeleine ve Judy, başta Scottie’nin düşündüğü gibi, farklı kadınlar olarak ele alınacaktır.

Scottie, Madeleine’in ölümünden sonra şehirde sürekli dolaşır. Bu dolaşmalarında karşısına çıkan kadınları Madeleine’e benzetir. Hatta bazılarını gerçekten Madeleine sanarak heyecanlanır. Madeleine’ın sanrılarını görür ve sonrasında akıl hastanesinde uzun bir süre kalmak zorunda kalır. Çıktığında düzelmemiştir ve beyni hala gördüğü kadınları Madeleine’in yerine koymaya çalışmaktadır.

Scottie bir gün yolda Judy’i görür ve onu Madeleine’e çok benzetir. Onunla hemen tanışır ve yemeğe çıkmayı teklif eder. Daha sonra bu Scottie için yeterli olmaz ve Judy’nin giysilerini, saç rengi ve stilini değiştirmeye kadar gider. Judy Madeleine olarak değil, kendisi olarak sevgi talep etse de Scottie Judy’e değil Madeleine’e âşıktır ve Judy’nin çaresiz isyanlarına kulak asmaz. Scottie için Judy ile beraber olmanın tek yolu onu Madeleine’e dönüştürmektir. Bu yolla Scottie, kaybettiği Madeleine’i ruhlar dünyasından yaşadığımız dünyaya geri döndürecek ve sevgilisine kavuşacaktır.

Vertigo’nun pencereden yeşil ışık süzülen meşhur otel odasındaki buluşma sahnesi sinema tarihinde çok önemli bir yer tutar. Bu sahne, tek tanrılı dinlerdeki öldükten sonra yeniden dirilmeyi ve bu dirilme sonucu geçici dünyevi hayatta ölüm yüzünden birbirinden ayrılmış sevenlerin yeniden buluşmasını tasvir eder. Aynı zamanda cinsel ve manevi tatminin bir araya geldiği çok nadir anlardan birisidir. Öyle ki Scottie, Judy henüz giysisiyle, saç rengi ve stiliyle tam anlamıyla Madeleine’a dönüşmeden önce onu öpememektedir. Scottie Judy’i öpmek için onun Madeleine’a dönüşmesini büyük bir kararlılık ve sabırla beklemiştir. Bu sahnede Scottie’nin arzuları tam manasıyla gerçekleşir ve pencereden süzülen yeşil ışığın etkisiyle ilk bakışta bir hayalet gibi görünen Judy (Scottie için artık Madeleine olmuştur) dönüşümünü tamamlamıştır. Scottie Madeleine’ı büyük bir şevkle öper, Judy Scottie için bir nesneyken artık bir özneye dönüşmüştür. Oysa filmin sonunda Scottie’nin Judy ile Madeleine’in aynı kadın olduklarını öğrenmesiyle özne ve nesne birbirine girer ve Scottie için her şey anlamını yitirir.

Psycho (1960) Açısından: Ölüyü Yaşatmak

Psycho, anne oğul ilişkisini Freud’un Oidipus kompleksi penceresinden en iyi anlatan filmlerden birisidir. Filmin bir klasik haline gelmesinin bir nedeni de, Hitchcock’un filmi zamanının ötesinde bir sinema tekniğiyle çekmesinden başka, filmin erkeklerin çocukluklarında kalmış bu kadar ilkel bir içgüdüsüne hitap ediyor olması olabilir. Psycho’nun nekrofiliyle ilgili olan kısmını kısaca özetlemek gerekirse, annesini kaybeden bir oğul olan Norman Bates’in annesiz bir yaşam sürememesi ve annesinin cesedini mezarından çalarak evde cesetle beraber yaşaması olarak anlatılabilir. Ayrıca Norman Bates, kişilik olarak annesinin yerine geçerek onun yerine konuşmakta ve bu yolla kendi oğul kişiliğiyle diyaloglar kurarak yalnızlık hissini yok etmektedir.

Vertigo’da ölüyü başkasında yeniden yaratmaya çalışan Scottie’nin yerini Psycho’da ölüyü aynı kişide aynı şekilde yaşatmaya çalışan Norman Bates almıştır. Bates, ölüyü yeniden yaratmak yerine, cesedini çalarak onun –en azından kendisi için- varlığını kesintisiz bir şekilde sürdürmek arzusundadır. Aynı zamanda anne Norma ve oğul Norman’ın aynı bedende iki kişilik olarak yaşaması, annesini kaybeden Norman’ın yaşadığı yalnızlık hissini de bastırmasını sağlamaktadır.

Psycho’da Norman’ın annesine duyduğu cinsel hisler, oldukça üstü kapalı bir şekilde ifade edilmiştir. Film, sadece Norman’ın annesiyle sevgilisini öldürdüğünü açığa vurarak ve annenin Norman’la ilgilenen güzel kadınları öldürmek için ortaya çıkmasını göstererek Norman’ın annesine karşı Oidipus kompleksini aşamadığını ima etmektedir. Norman Bates’in annesine duyduğu cinsel hisler ve psikolojisi 2013’te başlayan Bates Motel dizisinde daha açık ve ayrıntılı bir şekilde işlenmiştir. Yine de Hitchcock’un 1960 yılında gösterime giren Psycho’da çok cesur bir işe imza attığını söylemek gerekir.

Sonsöz

Nekrofili tanımı gereği bir insanın ölü bedenlere duyduğu cinsel ilgiyi ifade eder. Oysa Hitchcock filmlerinde, sahip olmayanlar için ne kadar rahatsız edici olursa olsun, cinsel fantezileri döneminin sansür anlayışına da uygun olarak, örtülü bir şekilde anlatır. Vertigo’da Scottie Judy üzerinden ölü olan Madeleine’ı severken Psycho’da Norman Bates kendi yarattığı kişilik üzerinden ölü olan annesi Norma Bates’i sevmektedir. Bu filmlerde cinsellik karakterin beynine paralel bir şekilde bastırılmıştır. Cinselliğin sözü edilmese de onu filmin her yerinde görmek mümkündür. Hitchcock filmlerindeki bu çift anlamlı anlatımın ilgi görmesinin sebebi, günlük yaşamın da çift anlamlılığa sahip olmasıdır. İnsanların hareketlerinin altında, onların cinsel kimliklerini ve fantezilerini açığa vuran ipuçları saklıdır. Hitchcock bu yolla, aynı anda insanın hem en derin içgüdülerine hitap eden hem de günlük hayatı yansıtan filmlerle her türden sinema izleyicisinin ve eleştirmenlerin beğenilerini kazanmıştır ve sinema tarihinin en iyi hikaye anlatıcılarından birisi olmuştur.


Yazar Hakkında

1993’te doğdum, 2007’de dedem öldü. Aynı yıl İstanbul’a taşındım. Aklım 2007 ve öncesinde, çocukluğumda kaldı



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑