Analiz

Published on Ekim 2nd, 2017 | by Ali Sami Atabay

Ekmek ve Çiçek (1996): Geçmişin Yeniden Sahnelenmesi

Share Button

Ekmek ve Çiçek orijinal adıyla “Nun va Goldoon” 1996 yılında Mohsen Makhmalbaf yönetmenliğinde vizyona girmiş bir İran filmi. Filmin Türkçe ismi orijinal ismiyle aynı anlamı taşısa da Fransız dağıtım şirketi (MK2) filmi orijinal isminden tamamen uzaklaştırıp “Bir Masumiyet Anı” olarak izleyicilere sunmuştur. Amerikan film dağıtım şirketleri de MK2’nin izlerini takip ederek “Bir Masumiyet Anı” isminde karar kılmışlardır.

Film isimlerinin çevirilerle bambaşka anlamlar katılarak yayınlanmasını pek uygun bulmasam da “Bir Masumiyet Anı” filmi sadece iki nesneye bağlı olmaksızın bambaşka anlamlar katarak izlememize yardımcı oluyor. Ekmek ve Çiçek ismini filmin en önemli iki metaforunu temsil ettiği için gayet mantıklı bulsam da bu iki nesneye odaklanmamızın yorum gücümüzü daralttığını düşündüğümden “Bir Masumiyet Anı” başlığı bana daha başarılı geldi.

Tek Bir Soruyla Oyuncu Seçimi

Yönetmen Makhmalbaf, 17 yaşında Şah rejimine karşı isyan etmiş ve bu isyanını çok ileri düzeylere taşıyıp bir polisi bıçaklaması sonucu uzun yıllar hapiste kalmış bir gencin hikayesini filmleştirmek istemektedir. Bu hikayede senaryo, Makhmalbaf’ın gerçek hayatta yaşadıklarının bir uyarlamasıdır. Filmdeki yönetmen rolündeki oyuncu da yine Makhmalbaf’ın ta kendisidir. Yani aslında Makhmalbaf’ın amacı gençlik yıllarına gidip ideolojilerini filmin içinde bir film senaryosuyla vererek geçmişi en iyi şekilde günümüze yansıtabilmektir.

Yönetmen oyuncu seçimiyle film çekim aşamalarına başlamıştır. Gençliğini canlandıracak oyuncu bulmak için, sorusuna aldığı tek bir cevap aradığı oyuncuyu bulmasına yetmiştir. Genç çocuktan ne bir diyalog canlandırmasını istemiş ne de oyunculuk deneyimiyle ilgili bir soru sormuştur.

      — Büyüyünce ne olmak istiyorsun?

      — İnsanlığı kurtarmak istiyorum.

Bu diyalogla Makhmalbaf’ın vermek istediği mesaj bellidir aslında. Onun için seçtiği oyuncunun 17 yaşındaki Makhmalbaf’ın hislerini aktarabilmesi önemlidir; fiziksel özellikleri ve oyunculuk yeteneği ise bu sorunun ardında kalan bir teferruattan ibarettir.

Polis ise yönetmenin aksine gençliğini canlandıracak oyuncuyu seçerken o anki hislerini anlatmasıyla ilgilenmez. Aradığı özellikler yakışıklı olması ve güzel gözlere sahip olmasıdır. Adaylar arasındaki en yakışıklı çocukta karar kılar fakat kameraman başka bir oyuncuyla gelip onun bu rol için daha uygun olacağını söyler. Emri yönetmenden aldığı çok açıktır. Yönetmen, polisin oyuncu seçimine de karışıp gençliğinde yaşadığı hadiseyi gerçekliğe en uygun şekilde aktarmayı planladığını bir kere daha vurgulamış olur.

Terzi

Polis, gençliğini canlandıracak çocuğa -yönetmenin isteği üzerine- nasıl rol yapması gerektiği yönünde direktifler vermeye başlar. Artık provalara başlamak için bir polis kostümü almaları gerekmektedir ve terzinin yolunu tutarlar. Terziye şah dönemine ait bir üniforma dikmesini istediğini söylemesi üzerine aralarında bir diyalog başlar.

      —Yani bir film çekeceksiniz.

      —Aynen öyle.

      —Sen kötü adam mısın?

      —Hayır, inşallah iyi olurum.

Polis geçmişte yaşanan hadisede kötü adam olmadığını bilse de yönetmenin olayları nasıl yansıtacağından habersiz olduğu için “inşallah iyi olurum” cevabıyla izleyicileri her türlü sona hazırlar.

Terzi ise filmlerle ilgili aklında kalan bilgilerle sohbetin yönünü değiştirir. Kirk Douglas’ı çok beğendiğini söyleyerek Vikingler (1958) filminden coşkulu bir şekilde alıntı yapar:

“Vikinglerin tek arzusu ellerinde kılıçla ölmekti”

Makhmalbaf bu sahnede bizlere İran halkının hala bir ideoloji için sonsuza kadar savaşma hissiyatında olduğunu anlatmaya çalışır. Halk tabii ki toplumun büyük bir çoğunluğunu oluşturan ve aşağı yukarı eğitim ve kültür seviyesi aynı esnaf grubunu temsilen terzide vücut bulmuştur.

Dilek Çorbası

Polis gençliğini oynayacak çocukla beraber bir evin kapısına dilek çorbası almak için gelir ve ev sahibiyle aralarında çok sıradan gibi duran bir diyalog geçer.

      — Pardon hanımefendi burada hala dilek çorbası veriliyor mu?

      — Evet ikiniz mi varsınız?

      — Evet ama bir kişilik olacak.

Yönetmen, tek kişilik çorba istemiyle karakterleri bütünleştirerek filmi farklı bir perspektifle izlememize yardımcı olur.

Yönetmen ve Çocuk

Polisin gençliğini rol için hazırlama sürecinde eş zamanlı olarak yönetmen de gençliğini canlandıracak Mohsen’i tanımak için sorular sorar. Sorduğu her soru gençliğiyle yüzleşmedir aslında çünkü Mohsen’le karakterleri, idealleri hatta isimleri bile aynıdır. Birçok filmde rastladığımız geçmişle yüzleşme senaryosu bambaşka bir boyut almıştır Mohsen karakteriyle. İzlerken hem bugünü canlı olarak hissederiz hem de geçmişi detaylı bir şekilde öğreniriz.

Bana göre Makhmalbaf’ın ilham kaynağı Bergman’ın başyapıtlarından Wild Strawberries (Yaban Çilekleri) filmi olmuştur. Wild Strawberries de de yaşlı bir adamın fikir dünyasının şekillenmesinde geçmişin etkisi rüyalar ve anılarla sorgulanarak bir hikaye eşliğinde aktarılmıştır.

Makhmalbaf ise rüyalar ve davranışlar yerine bize 17 yaşında yaşadıklarının tekrarı şeklinde bir paralel evren kurmuş ve kurduğu yeni evreni şimdiki zaman düşünceleriyle sorgulayıp mesajını aktarmak istemiştir.

Safiyane Bir Aşk

Polis, genç kızın bir ay boyunca ona saati veya adresi sormak için bahaneler bulmasını onu sevebilme ihtimaline bağlamıştır. Kendisi de bir süre sonra zaten kıza aşık olmuştur. Kızın gelip bir gün onu bulacağı ümidiyle yaşı bir hayli geçmesine rağmen evlenmemiştir. Hatta aşkı o kadar kuvvetlidir ki sırf pazarda gördüğü ve aşık olduğu kıza benzeyen birinin oyuncu olmasını dilemesi üzerine oyuncu olmaya karar vermiştir.

“Genç Polisin Arayışı” Kamera 1, Çekim 1

Film çekimleri başlar fakat bir cenaze törenine denk gelinmesiyle ara verilir. Polis ve Kameraman tabutun taşınmasına yardım etmek isterler. Polisin gençliğini canlandıracak çocuk ise elindeki çiçeği donmaması için güneş gören bir yere bırakır ve cenazeye katılmaya karar verir fakat kameraman yerine dönmesini söyler. Döndüğünde ise çiçeği yerinde bulamaz ve yaşlı bir adamla aralarında bir diyalog geçer.

  — Burada güneş ışığı görmüş müydünüz

 — Güneş sürekli aynı yerde durmaz.

Bu diyalogda çiçek kavramını imgesel boyutta incelemek gerekir. Çocuğun çiçeği genç kız için aldığını düşünürsek de çiçek bariz bir şekilde sevginin somut halini karşılamaktadır. Çiçeğin donmaması güneş ışığında kalabilmesiyle orantılıyken sevginin diri kalabilmesi de  onu güç veren kişiye yakın olabilmekle mümkündür.

“Genç Polisin Arayışı” Kamera 1, Çekim 2

Kamera genç Mohsen’in ve kızın perspektifinden çekim yapmaya başlamıştır. Mohsen polise doğru yol alırken ağlamaya başlar. Onu bıçaklamak istemediğini; insanlığı kurtarmak için buna gerek olmadığını söyler. Bu sahnede filmin başında izlediğimiz davası için her şeyi yapabilecek gözü kara Mohsen’in gerçeklerle yüzleşince içindeki insani duyguları bastıramadığını ve ağlayarak dışarı vurduğuna şahit oluruz.

Kızın genç polise saati sorması üzerine Polis kameramandan kaydı durdurmasını ister ve yıllardır içinde biriktirdiği geçmişini aydınlatacak soruyu yirmi yıl sonra, yaşadığı hadisenin filmi çekilirken sorabilmiştir:

      —Hanımefendi “Genç Makhmalbaf” la beraber misiniz?

      —Evet

      —Özür dilerim, benden bu kadar.

Polis açıklama yapmadan çekip gitse de bir ay boyunca saat ve adres sorma ritüelinin silahını alma amacına hizmet ettiğini anlar.

Genç polis kalmasını için yalvarır ve polisi güç bela geri dönmeye ikna eder. Polis ise senaryoyu değiştirip kız yanına geldi mi silahı çıkarıp onu vakit kaybetmeden vurmasını tembih eder.

Beşeriyet-i Necat

Gerilim dolu müziklerle son sahneye yaklaşırken yönetmenin mesajını nasıl vereceği merak konusu olmaya başlıyor. Kız, genç polise yaklaşıp saati sorar. Polis ilk başta silahına davranmayı tercih etse de kızın yüzüne baktıktan sonra bıçaklanma ihtimaline rağmen çiçeği kıza uzatır. Eş zamanlı olarak da Mohsen bıçağı gizlemek için kullandığı ekmeği davasından vazgeçip genç polise uzatmayı tercih eder.

Yönetmen bu final sahnesiyle açık bir şekilde insanlar arasında çatışmanın hep var olacağından fakat silahlar olmadan da “sevgiyle ve kardeşlikle” sorunlarımızı halledebileceğimizden daha da genellersek insanlığın kurtuluşa ereceği mesajını ekmek ve çiçek imgeleriyle çarpıcı bir şekilde aktarmayı başarır.

Sevgili Dostum Muaz Kömür’e katkılarından dolayı teşekkür ederim.


Yazar Hakkında

Sinemayı araç olarak görenlerden.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑