Analiz

Published on Ekim 3rd, 2017 | by Konuk Yazar

0

Jodaeiye Nader az Simin ve Darbareye Elly Üzerinden Farhadi’nin Suç Sineması

Share Button

Yazar: Furkan Erkan

İran sinemasının, şüphesiz, yaşayan en usta yönetmeni Asghar Farhadi’dir. Hikayelerini genellikle kendi memleketi İran toplumu üzerine inşa eder ve genellikle oralardan bir yüzleşme hatta bir suç filmi çıkartır. Ancak janr olarak bahsettiğimiz suç burada intikam ya da toplumsal bir kuralı ihlal etmeden kaynaklı gelişmez. Farhadi’nin filmlerindeki suçun gelişimi, meydana gelmiş bir olay üzerinden değil o olayda bir şekilde yer almış karakterlerinin üzerinden masaya yatırılır. Olayı sonuca vardırmaz, olayın işleyişinden yeni psikolojiler, çatışma noktaları üretir. Üretmiş olduğu noktalardan da  son derece minimal hikayeler kurar ancak temas ettiği temsiller, coğrafya ve diğer politik mevzularla birlikte bu hikayeler katmanlı bir sosyolojik makaleye dönüşür.

Bahsettiğimiz anlatı biçimi, suçun konumlandığı yer ve karakterlerinin motivasyonlarındaki benzerlikler göz önüne alındığında “Darbareye Elly”, “Jodaiye Nader az Simin” filmlerinde daha keskin bir şekilde karşımıza çıkar. Darbareye Elly’de, orta sınıf evli ve çocuklu bir grup yakın arkadaş, üç günlüğüne Tahran’dan ayrılıp Hazar Gölünde bir tatil planlamışlardır. Daha açılışta Sepideh ve diğer hemcinsleri arabanın camından avazları çıktığı kadar bağırmaktadırlar. Keyifleri yerindedir. Kalacakları evin sahibi erkenden geleceği için daha ötedeki deniz kenarında konfor açısından sınıfı geçemeyen ve birtakım yetersizlikler barındıran bir yazlıkta kalırlar. Sermideh’in gruba kattığı yeni üyeyse Elly’dir. Sakin, biraz çekingen olan Elly tahmin edileceği üzere bu mizacından dolayı grup içerisinde umduğu itibarı göremez. Gerçi amacı da bu değildir çünkü orada bulunmasının sebebi gruptaki Ahmet’le tanışıp yeni başlaması muhtemel bir ilişkiyi filizlendirmektir. Elly, gruba karşı onlarla birlikte sadece bir gün geçirebileceği konusunda ısrarcı olsa da lafını dinlettiremez. Hatta bunun önüne geçmek için Sepideh, Elly’nin çantasını saklar. Ertesi gün gruptan bir kadın deniz kıyısında çocukları Elly’ye emanet eder. Denizden gelen büyük bir dalga eşliğinde Elly, uçurtmayla birlikte koşar durur ve bu arada kamera bir yandan dalgaları bir yandan uçurtmayı takip eder. İkisinin bu harmonik geçişleri işitsel ve görsel açıdan emsalsiz bir gerilim yaratır ve kadraj dalgalardan çıkıp yeniden kıyıya yanaştığında Elly ortadan kaybolmuştur.

Çocuklardan birinin denizde kaybolması ve güç bela bulunmasından sonra gözler Elly’e çevrilir. Ya gerçekten çekip gitmiştir ya da çocuğu kurtarmak için girdiği denizde kendisi boğulmuştur. Ama ne olursa olsun çocuklar Elly’e emanet edilmiştir ve malum hadiseden sonra kadrajda görünmemesi onu sorumsuz bir suçluya çevirir. Bu durum sadece o grup için onu takip eden seyirci için de geçerli olacaktır. Sonra bu suç filmin ilerleyen kısımlarında Sepideh’e yüklenir. Çünkü Elly’nin varlığından o sorumludur. Gruptaki gerginlik arttıkça Elly ve Sepideh’e karşı geliştirilen önyargılarartık gruptaki tüm hemcinslerini esir almıştır. Kimisi gerçeği sakladığı için, kimisi buna göz yumduğu için kimisi de olayı örtbas etmeye çalıştığı için suçlu konumundadır. Filmdeki kadınların tüm bu günahların ağır yükünü çekmesi, İran toplumunun kadına bakışını resmeden sert bir alegori değil midir sizce de? Dolayısıyla filmin başından beri kahkahalarla,  birbirlerine yaptıkları şakalarla kendilerini özgür ve mutlu hisseden kadınların planladıkları üç günlük tatilin, onlar için cehennem azabından farksız olması da işte bu muhafazakar ve asla esnetilmeyen zihniyetten mütevellit müstehak görülmüştür.

Benzer bir durum Jodaiye Nader az Simin’de de görülür. Nader’in Alzheimerlı hasta babasına bakmakla yükümlü hizmetçi kadın Razieh, bir iş için dışarı çıkmak zorundadır ve babası da arkasından  gelmesin diye onu yatağa bağlar. Babasını yerde nefes almaz bir halde gören Nader de önce küplere biner. Kadını, küçük kızının önünde azarlar ve evden kovmaya çalışır. Bir taraftan da onu hırsızlıkla itham eder. En sonunda ise fevri davranır ve kadını merdivenlerden aşağı iter. Üstelik kadın da hamiledir. İki taraf suçludur ancak sonrasında da işin hukuki boyutları göz önüne geldiğinde ve yüzleşme anı geldiğinde Nader’in boşanmak üzere olduğu eşi Simin ve kızı Termeh’in öğretmeni de bu vicdani suçun müsebbibleridir. Simin yurtdışına çıkmakta bu kadar inatçı davranıp kocasının sözünden dönmese (İran toplumunda kadın işe girmek ve yurtdışına çıkmak için kocasından izin almak durumunda) Razieh, Nader’in babasına bakmak zorunda kalmayacaktı. Ya da Nader’in hapse girmesini önlemek için öğretmen, yalancı şahitlikte bulunmayacaktı  Ayrıca Razieh, işe gittiğini kocasına söylememektedir. İran yasalarına göre kadının, değil kocasının izni olmadan çalışmak, evden çıkması dahi yasaktır. Böyle bir suçu işleyen kadının da film boyunca ne dürüstlüğü ne vicdanı ne de sadakati kalır. Öyle bir suçu işleyen kadın başka ne yapmaz değil mi(!)

Görüldüğü üzere Asghar Farhadi’nin özellikle bu iki filminde görülmeyen ama hep hikayenin içerisinde yer alan ve ana karakterleri de yakından takip eden bir karakter daha vardır: İran toplumu! Mikro düzeyde incelenen bu karakter, yasalarını reddeden, zihniyetini elinin tersiyle iten bireylerinden yani kadınlardan intikamını makro düzeyde almaktadır. Yasalarında yazdığı gibi kırbaçlanarak, göğsüne kadar kuma gömdürüp taşlayarak ya döverek yapmaz bunu. Vicdan azapları yaşatır. Toplumun gözünde ahlak yoksunu lümpen yaratıklara çevirir. Kocasının karşısında küçültür de küçültür. Farhadi ise bu intikamı peliküle aktararak sanat yoluyla kendi ülkesinin bakış açısına kafa tutar ve ayyuka çıkan güçlü ironinin katkısıyla da İran toplumunun sözde intikamı aslında Farhadi’nin bizzat İran toplumundan aldığı intikama dönüşür.


Yazar Hakkında

Sinematopya’da değerlendirmeleri yayınlanan konuk yazarların hesabıdır.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑