Eleştiri

Published on Ekim 16th, 2017 | by Ozan Kaan Üreten

Scent of a Woman – Kadın Kokusu (1992)

Share Button

“Kadınlar… Ne denebilir ki? Onları kim yarattı? Tanrı lanet olası bir dahi olmalı. Saçlar… Saçlar her şeydir derler. Hiç burnunu buklelerden oluşan bir dağa gömüp sonsuza kadar uyumak istedin mi?”

Al Pacino’ya Oscar ve Altın Küre ödüllerini kazandırmış Scent of a Woman (Kadın Kokusu), bazı filmlerin sadece oyunculukla da unutulmaz olabileceğini kanıtlayan bir film. Kadın Kokusu; öğrenci Charlie Simms (Chris O’Donnell) ve emekli yarbay Frank Slade’in (Al Pacino) “arkadaşlığı” üzerinden karşılaştıkları zorluklarla nasıl başa çıktıklarını, diğer yandan da hayatta nelerin değerli ve değer verilebilecek olduğunu izleyicilere aktarıyor.
Para kazanabilmek için, hafta sonu iş ilanlarına bakan burslu öğrenci Charlie; görme yetisini kaybetmiş yarbay Slade’in akrabalarının Şükran Günü sebebiyle uzağa gitmelerinden ötürü bakım işini kabul etmiştir. Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) sahip olduğunu düşündüğüm emekli yarbay Slade ise çok zor ve dayanılmaz bir insandır. Birkaç günlüğüne bakımını üstlendiğini sandığı adamın aslında çok farklı bir planı olduğunu anlayan Charlie için ise hem okulda yaşadığı zor durum hem de beklenmedik New York yolculuğu işleri daha da karmaşık hale getirecektir.
Filmde dikkat çekici ilk nokta, Simms ve Slade’in ilişkisi. Huysuz, sinirli, alkolik, nefret edilesi bir adam gibi göründüğü için anti-karakter gibi duran yarbay Frank Slade, askerde başına gelmiş şanssız olaydan ötürü görme yetisini kaybetmiştir ve kendini işe yaramaz bulmaktadır. Çok önce ölmüş bir adam olduğunu düşünen Slade için artık tek bir plan vardır bu da “ölmeden” önce yapmayı sevdiği şeyleri son bir kez gerçekleştirmektir ve bunun için hiç bir şeyden habersiz genç yardımcı, biçilmiş kaftandır. Okulda tanık olduğu olay yüzünden atılma tehlikesiyle karşı karşıya kalan Simms için de gelecek artık çok daha gridir. Yardımcısına göstermese de kanı ısınan yarbay, planını uygulamaya başlarken bir yandan da ona göre hayattaki en mükemmel varlıklara nasıl ulaşılacağını Charlie’ye göstermeye başlar: Kadınlara.

Slade ve Simms’in karakterlerindeki belirgin farklardan biri kadınlara bakış açıları ve davranışlarıdır. Yarbay Slade için hayattaki en mükemmel şey kadınlardır ve kendisi bir kadın avcısıdır. (uzak ara ikinci hoşlandığı ise Ferrari) Frank Slade kadınlara karşı sert ve emin tavırlarla konuşabilmektedir. Aslında Slade, hislerini olduğu gibi ortaya koyan, kadınların çoğu erkekten beklediği ama göremediği esas erkek mantığıdır. Kadınlara olan tutkusu, yalnızlık ve terkedilmişlik hissi olan kör bir adamı hayata bağlamaktadır. Yönetmen Martin Brest’in; filme de adını vermiş olan yarbayın kadın tutkusu yüzünden, kadınların kullandıkları parfümleri ve sabunları doğru bir şekilde tahmin edebilme ve kadınların etkilenmesi durumunu, aslında kadınların ruhuna nüfuz etme yeteneği sonrası metafor olarak kullanıldığını düşünüyorum. Bu noktada koku, görme yetisi olmayan bir adamın koku hassasiyetinin gelişmiş olmasından çok; nazik ve güven veren hareketler yapıldığında onun için en mükemmel varlıkların da dürüst hislerle karşılık verdiği metaforudur. Simms ise bastırılmış günümüz erkeklerinde ortaya çıkan nezaket ve ürkekliğin karıştırıldığı modern erkek temasıdır. Yaşlı dostundan gördüğü hareketlerle kadınların kalbine açılan kapının ne kadar kolay olduğunun farkına varmaya başlayan Charlie için New York seyahati; yaşlı ve bakıma muhtaç bir adamla ilgilenmekten ziyade hayatla ilgili gerçeklerle yüzleşmeye başladığı bir derse dönüşür. Kötü bir adam olduğunu bildiğini öz abisine de belirten Slade, aslında erdemlerinden ve yaptığı hataların arkasında durmaktan ötürü bu yapay dünyada kendisini dışlanmış hisseden esas dürüstlüktür. Slade’ göre bir erkek, erdemlerinden ödün verdiğinde sadece günümüz dünyasında oluşan, herkese ve her duruma göre davranan bir omurgasızdır.

Okulda tanık olduğu olay hakkında arkadaşlarını gammazlaması gerektiğini söyleyen Slade aslında, sadece kadın konusunda değil, arkadaşlık ve erdem konusunda da genç Charlie’yi iyiden iyiye yoklamaktadır. Lakin Charlie’nin vaadedilen akademik kariyer ve başarı için arkadaşlarını ele vermeyi istememesi, hayatta erdem ve bozulmamış ruhun reputasyon ve paradan önemli olduğu gerçeğini belirten, ama çoğu kişinin önemsemediği veya unuttuğu asıl hakikattir. Günümüz dünyasında insanların kendini kurtarabilmek için çok rahat bir şekilde tanıdıklarını hatta yakınlarını satması gerçeği, filmin üzerinde durduğu ikincil gerçektir. Aslında New York seyahatı, insanoğlunun yozlaşmış reel duygularının ve bir durumu veya kişiyi sahiplenme hissiyatının, Yarbay Slade’in bildiği bir ve genç öğrencisine bunu deneyimleriyle aktardığı özel bir derstir.

“Devir dostuna ihanet etme devri,
Karını aldatma devri,
Anneni sadece Anneler Günü’nde arama devri. Her şey çok berbat Charlie.”

Arkadaşlık ve Kadın konusu üzerinden iki insanın zor durumu nasıl beraber aştığını anlatan Kadın Kokusu, ana konuya nazaran eğlendirici özelliğiyle de izlenilesi bir başyapıt. Filmde çok hızlı değişen, deyim yerindeyse duygu roller-coaster’ı var. Al Pacino’nun eşsiz oyunculuğunu her anında hissettiğiniz filmde üzerine düşünmeniz gereken esas nokta ise, yarbayın da belirttiği üzere” hayatınız boyunca bacakları değil de kollarıyla sizi saran kadını bulduğunuzda gerçek cenneti görecek” olduğunuzdur.


Yazar Hakkında

Bir hayalim var ve her yeni günde onu korumam gerek.



One Response to Scent of a Woman – Kadın Kokusu (1992)

  1. Ebru Yıldırım says:

    Sinematopya sitesinin yazıları genel olarak çok iyi. Ama noktalama ve yazım yanlışları da görmezden gelinmemeli. Uyarımı dikkate alırsanız sevinirim. İyi günler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑