Hollywood Where the Sidewalk Ends: Kötü Baba, Kötü Çocuk

Published on Kasım 30th, 2017 | by Hasan Cem Çal

0

Where the Sidewalk Ends: Kötü Baba, Kötü Çocuk

Share Button

Otto Preminger’in yeri hep bir farklı oldu bende, nedendir bilmem, filmlerinin çoğunun sinemaya pek bir şey katmadığını düşünsem de, izleyip durdum. Where the Sidewalk Ends de beni bekleyen, bir gün izlenilmeyi uman bir Preminger’di. İzlendi. Fikirlerimin çok değiştiğini söyleyemeyeceğim. Ama üzerine konuşmak ve Preminger’in dolayımında sinemayla ilgili birkaç şey söylemek için de iyi bir kaynak, diye düşünüyorum.

Preminger’in çoğu filmde olduğu gibi yine işimiz yargı ile; Anatomy of a Murder ve Saint Joan gibi filmlerinde de olduğu gibi. Her seferinde farklı bir yargı tipini araştırıyor ama Preminger; çeşitlendiriyor bunu. Kendi derdini muhtelif alanlarda tarıyor. Belki herkesin belirli bir noktada derdi bu, katılırım. Ama Preminger’in konuya özel bir hassasiyet gösterdiği de açık.

Where the Sidewalk Ends‘inse konusundan önce, belirli karakterle ön plana çıktığı ve bu karakterlerin ekseninde konuyu döndürdüğü de söylenebilir. Öyle bir noktada yapıyor ki bunu Preminger, her ne kadar bir karakter oluştuğunu görsek de, karşımızda bir tip varmışcasına tanıdık geliyor her şey. Bunun yargıyla bağı ise ana karakter bazında şu şekilde işliyor: Ana karakterimiz Mark Dixon, kafasına göre iş yapmayı seven, şiddete eğilimli ve kendi adaletini sunmakta aceleci biri. Suçlulardan nefret ediyor ve onları ne pahasına olursa olsun adalete teslim ediyor; eğer kendi adaletinden canlı çıkabilirlerse. Bir gün bir olay sonucunda öfkesine tekrar yenik düşüyor Dixon; ve suçsuz bir adamı öldürüyor. İşte, bu noktada sınanmaya da başlıyor; bu adamı öldürdüğünü açık edecek mi, yoksa bu olayı örtbas edip yönünü mü değiştirecek. Dixon ikinciyi seçiyor; olaylar karışıyor.

Tüm bu olaylar sürerken Dixon’ın hâlihazırda yakalamak için ant içtiği bir suçlu var; Tommy Scalise. Bu adam da Dixon’ın ölmüş babası gibi bir suçlu ve daha önce babasıyla da çalışmış biri. Bu nedenle Dixon’la Scalise’in arasındaki gerilim oldukça yüksek. Dixon’ın detektif olmasına rağmen çevresinden babasıyla ilgili aldığı geri dönüşler hep negatif ve herkes onu babasıyla ilişkili bir şekilde yargılıyor. Babasının kendi hayatıyla ilgili yargısı (bir suçlu olmayı tercih etmesi), Dixon’ın da adalet anlayışında ve yargı fakültesinde oldukça büyük bir etken. Bu etken, onun suçsuz olduğu neredeyse aşikâr olan bir adama suç atmasına dahi neden oluyor.

Bir başka düzlemde ise, Dixon’ın öldürdüğü adamın, bir savaş kahramanının eski karısı devreye giriyor. Dixon’ın bu kadınla yakınlaşması, konu itibariyle işleri daha da çıkmaza sokuyor. Uzun bir sürecin ardından Dixon’ın Scalise’ye yaptığı suçlamalar hiçbir sonuç vermeyince, yine yargıyı vermek için Scalise’ye kendisini öldürtecek kadar ileri gitmeye kalkışıyor Dixon. Ama ne yazık ki bu olmuyor, fakat zaten bir suçlu olan Scalise başka suçlarının hesabı kesilerek yakalanıyor. Ardından Dixon’ın cinayeti işlediği ve suçun en azından yarısının kendisinde olduğu anlaşılıyor; çünkü Scalise de bir adam öldürdü, fakat bu adam Dixon’ın öldürdüğü değildi. Dixon suçunu iftira etmesinin ardından öldürdüğü adamın karısının, Morgan’ın onu suçlayacağını düşünüyor, ama tam tersine Morgan’ın onu sevdiği ve ne olursa olsun sevdiği açığa çıkıyor.

Konu ve dinamikler bundan ibaret gibi gözüküyor. Temelde ise çok ilginç tespitler var. Dixon, dediğim gibi, babasız büyümüş bir çocuk ve babasının yaptıklarıyla yargılanarak büyüyor. Bu faktör onu git gide babasına benzemeye itiyor, her ne kadar babasının tam tersine adalet adına çalışan bir kurum altında çalışıyor olsa da. Dixon, içerde de dizginlenmesi gereken bir figür hâlini alıyor; ama suçluları kendi yöntemleriyle de olsa yakalattığında bundan kurum da memnun oluyor. Böyle bir ortamda yargının nasıl bir ağ ile örüldüğü git gide karışıyor. Ve hangi kararın, hangi yargının nasıl bir yola sürükleyeceği de belirsiz hâle geliyor. Eğer Dixon o adamı öldürmeseydi, Morgan’la tanışabilir miydi? Morgan’ın babası, Morgan’ın eski kocasını pataklamaya gittiğinde adamı bulsaydı ne olacaktı? Eğer Dixon bir adam öldürmemiş olsaydı uzun süredir yakalamaya çalıştığı Scalise’yi yakalatabilir miydi? Bunlar gibi bir sürü soru işareti oluşuyor ve hepsi de olasılıklar arasında yerini alıyor.

Preminger’in yaptığı biraz da; süreç içerisinde hem Dixon’ın bir birey olarak, hem bir çocuk olarak, hem bir dedektif olarak ve hem de, kim bilir, gelecekte bir baba olarak konumunu, onun yargıları, kararları üzerinden tahlil etmek oluyor. Eğer sonuncunun, Dixon’ın babalığının, nereden geldiği düşünülürse, Morgan’ın Dixon’ı ne olursa olsun kabul etmesi ve filmin sonunun açık bir şekilde sunulması örnek gösterilebilir. En nihayetinde, eğer sonunda herkes Dixon’ı yine yargılayacak olsaydı, zaten filmin çekilmesinin de bir anlamı kalmazdı, diye düşünüyorum; çünkü Dixon’ın babası veya Dixon’ın filmini çekmek arasında bir fark kalmazdı. Preminger’in dehası ise bunu film boyunca bu şekilde sunup, sonlara doğru git gide zayıflatması ve en sonundaysa öldürmesi oluyor.

Preminger, çok metin odaklı, hikâye tabanlı bir sinema icra ediyor; ama bir konsepti yoğurmada, ondan bir film çıkarmada da kesinlikle başarılı. Bir ilişkiler ağı kuruyor Preminger; ve bunu garip bir dinamizm ile, tansiyon ile işletiyor. Where the Sidewalk Ends‘in en ilginç taraflarından biri belki de kurduğu karakterler arası dinamikte aranmalı. Bir ilişkiler ve karakterler sineması mı? Aklımda sinemanın büyük bir üçlüsü var bunun için: Hitchcock, Renoir, Preminger.

Tags: , , , , ,


Yazar Hakkında

27 Haziran 1994’te, İstanbul’da doğdu. Liseyi 50. Yıl Tahran Anadolu Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde İletişim Fakültesi’nde Sinema ve Televizyon’da okumaktadır. Çeşitli siteler, oluşumlar ve kurumlar için İngilizce’den Türkçe’ye metin çevirileri yapmakta, metin yazmakta ve düzenlemektedir. Serbest aralıklarla, belirli bir marka değeri taşıyan oluşumlar için görsel-işitsel kurgu çalışmaları gerçekleştirmektedir. Edebî anlamda teorik ve pratik metinler kaleme almaktadır. Kuledibi’nde, Birikim’de ve Sinematopya’da yazıları yayımlanmıştır. Yarı profesyonel olarak bateri çalmaktadır. FOL Sinema Topluluğu’nda yer almaktadır. Hâlâ doğduğu kent olan İstanbul’da yaşamaktadır.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑