Çeviri Cinéma-vérité

Published on Aralık 2nd, 2017 | by Hasan Cem Çal

0

Mitopoeia: Kurgunun Sonu

Share Button

1970 yılında Gene Youngblood’ın yazmış olduğu Expanded Cinema adlı kitabın ‘Mythopoeia: The End of Fiction’ adlı bölümünün çevirisidir. Başlıktaki görsel, Jean-Luc Godard‘ın 1965 yılında çektiği Alphaville adlı filmdendir.

Çeviri: Hasan Cem Çal

Cinéma-vérité ya da direkt sinema, temelini; aktüel ve biçimlendirilmemiş bir gerçekliğin belirli bir ânında, kameranın önündeki kaydından alır. Filmci, olan hiçbir şeye direktif vermez ya da olanları değiştirmez (yani, onun varlığının önlenemez değişikliklere neden oluşunun ötesindedir). Filmcinin, kamerasının önündeki gerçekliğe direkt olarak katkı sağlamayı reddetmesi, ve bu gevşek-örgütlenmiş yapıyı sonuçlandırması, etkinliklerin aktüel gerçeklikteki hakikiliğine yaklaşan bir sinema tipini ortaya çıkartır.

Sinestezik sinema, bunların hem hepsi hem de hiçbiridir. Bir kurgu değildir; çünkü, birkaç istisna dışında, tamamıyla biçimlendirilmemiş bir gerçekliğin temelinde kurulur. Bir belgesel değildir; çünkü gerçeklik kendisini açıklayacak şekilde organize edilmemiştir. Ve cinéma-vérité de değildir; çünkü sanatçı biçimlendirilmemiş gerçekliği öyle bir şekilde çeker ve manipüle eder ki, sonucun bir biçimi vardır.

Bu süreç, en iyi şekilde post-biçimlendirme olarak tanımlanır, dört tarihsel sanat biçiminin sinematik karşılıklarının içinden geçerek oluşturulmuştur: realizm, sürrealizm, yapısalcılık ve dışavurumculuk.

Sinematik realizm, Cinéma-vérité tarafından zaten tanımlanmıştır; zamandaki bir imajın biçimlendirilmemiş bir etkinlikler topluluğu olarak kaydedilmesi ve saklanmasıdır.

Sinematik sürrealizm, biçimlendirilmemiş elementlerin üst üste bindirilmesiyle elde edilir; öyle uyumsuz ve dolaylıdır ki bunlar, anlamsal yakınlık ekstra bir boyut, arayüzden ortaya çıkan psikolojik bir gerçekliklik yaratır.

Sinematik yapısalcılık, tartıştığımız üzere, aslında sinestezik sinemanın evrensel öznesidir: yapısalcı bir beyan, kendi yapım aşamasının bir kaydı.

Sinematik dışavurumculuk ise biçimlendirilmemiş gerçeklik üzerinde kasti bir değişikliğe gitmeyi ya da çarpıtmayı içerir, ister fotoğraflama esnasında lensler, filtreler, ışıklar, vs. ile, isterse de fotoğraflama sonrasında film üzerindeki optik baskı, boyama ya da kazıma ile.

Biçimlendirilmemiş gerçekliğin post-biçimlendirmesi, gerçekçi olmayan ama genel olarak anlaşıldığı üzere kurgusal da olmayan bir deneyimde sonuçlanır; çünkü hiçbir öğe film öncesinde değişikliğe uğratılmamış ya da imal edilmemiştir. Özü itibariyle bir mit yaratılmıştır; gerçekliğin paradokslarının bindirmelerinden ortaya çıkan bir mit. Webster, miti, ‘‘bir grup insanın dünya görüşünün bir parçasını gözler önüne seren ya da bir pratiği, inancı veya doğal bir fenomeni açıklamaya hizmet eden’’, bir hikâye olarak tanımlar. Sinestezik sinema ile açıklanan doğal fenomen, filmcinin bilincidir. Sanatçının algısının dokümantasyonudur. Bu, fiziksel bir gerçeklik olmadığından, metafiziksel bir gerçeklik olmalıdır; yani, bir mit olmalıdır. Maddi olmayanın bu ekseninde, gelin görün ki, sanatçının dili gerçekliktir, kurgu değil. Ekranda gördüğümüz bir oyun değildir. Doğru, aracın kendisi tarafından objektif realite olmayıncaya dek işlenmiştir, ama yine de gerçektir. Bu, mitopoeik gerçekliktir. Bir bakıma, kurguyu kullanılmaz hâle getirir.

Alphaville’in başında Jean-Luc Godard şöyle der: ‘‘Gerçeklik kimi zaman iletişimi engelleyecek denli karmaşık hâle gelir. Ama efsane ona tüm dünyayı kaplamasını sağlayacak bir biçim verir.’’ Bu, kurgunun meşru rolüdür: yaşayan şimdinin başka türlü ulaşılamaz olan alanlarını, sezgilerin sağladığı bir çerçeve ile kurmak. Ama kimi sezgiler de objektif gerçekliğin simülasyonunun kolektif bilinç tarafından emilmesiyle kurguda kendiliğinden var olur. Sistemin yapısı, o sistemden beklenebilecek bir performans dizisidir: gerçekliğin simülasyonu maksimum performansına ulaştırılmıştır; artık geçmişte olduğu gibi ondan yararlanılamaz.

Açıktır ki, filmciler gerçekliği ön-biçimlendirecekler; bir bakıma, insanlığın daha büyük bir yararı adına mekânın tekrardan düzenlenmesi, sanatın özündedir. Yine de bu ön-biçimlendirme eskiden olduğu gibi gerçeklikten net bir şekilde ayrılamayacak. Teknoloji sayesinde öyle bir noktadayız ki, yeni efsaneler oluşturmak için gerçekliğin kendisini  manipüle etmek dahi mümkün. Her şeyden önce bu dil ile çağdaş topluma en yakın anlayışlara ulaşılabilecektir.

Tags: , , , ,


Yazar Hakkında

27 Haziran 1994’te, İstanbul’da doğdu. Liseyi 50. Yıl Tahran Anadolu Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde İletişim Fakültesi’nde Sinema ve Televizyon’da okumaktadır. Çeşitli siteler, oluşumlar ve kurumlar için İngilizce’den Türkçe’ye metin çevirileri yapmakta, metin yazmakta ve düzenlemektedir. Serbest aralıklarla, belirli bir marka değeri taşıyan oluşumlar için görsel-işitsel kurgu çalışmaları gerçekleştirmektedir. Edebî anlamda teorik ve pratik metinler kaleme almaktadır. Kuledibi’nde, Birikim’de ve Sinematopya’da yazıları yayımlanmıştır. Yarı profesyonel olarak bateri çalmaktadır. FOL Sinema Topluluğu’nda yer almaktadır. Hâlâ doğduğu kent olan İstanbul’da yaşamaktadır.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑