Eleştiri

Published on Ocak 20th, 2018 | by Konuk Yazar

0

American Honey (2016): Aynı gemide miyiz?

Share Button

American Honey’i özetleyen, en iyi cümle belki de; “Amerika gibi hissediyorum”dur. Seyirciyi de ana karakterin Star’ın, (Sasha Lane)  bir çalıntı arabada dans ederek, “Amerika gibi hissetmeye” çağıran bir film American Honey.

Film; bir grup gencin, yollara düşerek dergi satarak geçimlerini sağlamaya çalışması ve bu “sağlama”nın kendisini yollarda ve filmin 163 dakikalık süresinde, bizi de “kolaylıkla” şahit olamayacağımız tecrübe ile göstermeye çalışıyor. Açılış sekansında çöp toplayarak geçimini “sağlayan” Star’ın belki de”promosyon ürün var mı?” diye göz gezdirdiği AVM’de, bu bir grup genç –  en çok da Jake (Shia LeBeouf) – ile karşılaşmasını, “onlardan” olmak istediğini anladığımız, babasının – ki burada Andrea Arnold, aslında babanın üvey mi öz mü olduğu muğlaklığını vererek, bize “gördüğünüz Amerika’nın” belirsizliği işareti mi veriyor acaba diye düşündürtür- tacizlerine dayanamayarak, iki kardeşini , sadece Vietnam Savaşına ağıt yakan bir Country şarkısında oynadığını gördüğümüz annesine bırakarak, gençlerimize katılıyor.

Bizim de Star’ın da endişeli, Malickvari yolculuğumuz başlıyor aslında. Filmin “we found love” ile başlayan soundtrackine paralel bir öykü izliyor. Hiç hayali olmamış, olamamış bir grup gencin, R&B, Rap, Pop, Country… vb. gibi müzik türlerine kadar uzanan film müziği yine de “amerika gibi hissettirmeye” çalışıyor. Arnold, Star, Jake ve bir şekilde nasıl lider olduğunu anlamadığımız, sınıfsal statü olarak onlardan üstünlüğünü nereden geldiği “muğlaklaştığı” daha sonra da önemsizleştiği Krystal dışında “diğer” karakterlerin içi doldurulmuyor. Ben bunun bilinçli bir tercih olduğunu düşünüyorum, bazı sinema eleştirmenlerini eksiklik olarak gördüğü bu durumun. Hiç hayal kuramayanların, içinde kötülüğün iyiliğini taşıyan Darth Vaderların, eşcinsel arzusunu, o “özgür” sanılan grupta paylaşamayıp, minibüs kabinlerin arkasında “işini gören”lerin, babasından şiddet görenlerin görünmezliğine de tokat vurduruyor Arnold, “diğer”lerini görünmez kılarak.

Bir rekabet malum olunca Star’a, yollarda, bitmek bilmeyen sıcaklarda, kamyonlarda, Krystal – belki de o zaman Amerika gibi hissediyoruz. – Star’a sınıfsal üstünlüğünü vurguluyor. Yönetici , işçi, serbest piyasa, petrol, para,  hiç okunmayan, kendilerinin bile okumadığı, “ne yapılırsa yapılsın” ardılında gelişen dergiyi satmak için uydurulan hayat hikayeleri, istenmeyen mastürbasyon,  kovboy eğlencelerine zorunlu katılımlar,  dergiyi hiç alamayacak parası olmayan varoşlarda kayboluş, çıkışsızlık, sıcak,  “we found love” dansı, Krystal’in o vurgulamasında vücut buluyor.

Hep bir şey olurcasına, tetikte tutmayı ustalıkla başarıyor Andrea Arnold. Western – Kovboy kostümü giyinmiş adamları, Star’a “tecavüz mü edecek” endişesi, yollarda bir kaza, gidilen kamyonlarda tır şoförlerinden bir taciz, arsız şiddet kaygılarını enjekte ediyor bizlere. Olacak olan  olunmuş Amerikan Rüyasında, kokain bağımlısı annenin yaşadığı banliyösünde, açılan boş buzdolabında, ihmal edilmiş çocuklarında, natüralist bir anlatımla gösteriyor olmuşu.

Filmin görüntülerinden realizm akmaktadır. Bize bir grup gence acımamızı engelleyen, sevişme sahnelerini doğallıkla gösteren, tünel geçişlerinde, bozkırlarda, araba içlerinde, ışık kullanımının İngiliz sinemasından geldiğini – önceki filmleri; Wuthering Heights, Fish Tank – oraya özgün sadelik ve realizmi ile kucaklıyor.

Bahsedilmesi gereken filmin doğa ile kurduğu ilişki. Star’ın hayvanlarla, her köşebaşında görülen hayvanların gençlerin hayalsizliğine/dostlukla selam etmesi, finalde, “sudan çıkan” Star’ın doğaya dönüş olarak okunmasına eşlik ediyor, bir tür Amerikan gibi hissetmekten kaçış, ormana kaçış olarak.

Son birkaç yılın en iyi filmlerinden, bizi Amerika gibi hissetmeye , bir çıkışsız/darlık simgesi minibüse , Trump’ın Amerikasına, kapitalizmin yalancı özgürlüğüne, seks, içki, uyuşturucu  üçlemesinden beslenen gençleri sömürmesine, hiç hayal kuramamanın yarattığı tahribata tanıklık ettiriyor bizi Amerikan Honey.

Filmden çıktığımda, “Hepimiz aynı gemideyiz” cümlesi,  o geminin aşağılarında yer almamızı sağlamış “davası” devam eden bir “sermaye hırsızı”nı savunmak amacıyla söylenmiş bir devlet büyüğümüzün hatırlattı bana. Bize “Türkiye gibi hissetmemizi” sağlayan American Honey filmine teşekkür etmek istiyoruz dudak kıvrımlarımızla.

Tarık Şimşek

 


Yazar Hakkında

Sinematopya'da değerlendirmeleri yayınlanan konuk yazarların hesabıdır.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑