Hollywood

Published on Ocak 27th, 2018 | by Ozan Kaan Üreten

0

Ed Wood (1994) – Hayalin Peşinde

Share Button

Sinema tarihinin en kötü yönetmenlerinden biri kabul edilen Edward Davis Wood Junior’ın (Johnny Depp) hayatını konu alan filmin yönetmenlik koltuğunda Tim Burton oturuyor. Sıradışı yapımlarıyla kalbimizde ayrı bir yer edinen Tim Burton’ın bana göre en iyi yapımı olduğunu düşündüğüm film; tarihin en kötü yönetmenlerinden birinin biyografisinin komik yönleri dışında arkadaşlık, başarma arzusu ve tutku konularının da adeta karmaşık bir draması.

“Herkes kolayca çöker, önemli olan direnebilmektir.”

Ed Wood, sevgilisi Dolores Fuller (Sarah Jessica Parker) ile Kaliforniya’da yaşayan genç ‘girişimci’ bir film yapımcısıdır. İşinde başarıyı sağlayamadığı için maddi durumu iyi değildir ve yeni projeleri için de elinde çok az miktarda birikim vardır. Kız arkadaşı Dolores de kendisi gibi tutunamayan, başarısız bir aktristir. Çevresi de pek farklı olmayan Ed Wood para biriktirebilmek için istemediği filmleri yönetir ve en sonunda istediği filmleri çekebilmek için eline küçük bir fırsat geçer lakin hangi filme el atarsa atsın sadece seyirciler tarafından değil, filmin yapımcıları tarafından bile dalga geçilir. Başına gelen bunca kötü olaya rağmen Ed Wood’un en önemli özellikleri idealist ve optimist bir insan olmasıdır ve bu onu durmadan yeni film çekmeye iter. Genç yaşta başarılı filmler yöneterek ün kazanmış Orson Welles gibi bir yönetmen olmak isteyen Ed Wood, eline geçen belki de en büyük fırsatlardan birini Glen or Glenda’yı çekerek harcar. Konusu kadın veya erkek olmaya karar veremeyen ; insan doğasının cinsiyetsizliği (ikililiği) , zihindeki cinsel kimlik değişimleri olan ve kendi yaşamından esinlenerek çektiği bu film çoğu kişi tarafından beğenilmez ve başarısız bulunur. Eline geçen fırsatı bu şekilde harcayan, doğası gereği saçma bir çalışma etiği ve düşündüklerini aktaramama “yeteneği” olan Ed Wood’a göre ise film çok başarılıdır. ( “Güzelliği görmek her zaman mümkün değil. Bakmasını bilmek gerek.” demiş Cahit Zarifoğlu) Başrolünde kendisini oynatan Ed Wood, hep kız çocuğu olmasını istemiş annesi tarafından 12 yaşına kadar kız çocukları gibi giydirilmiş ve sonrasında kendi yaşantısında da kadın kıyafetleri giymeyi seven, hatta en sevdiği hobi olarak kız arkadaşının angora kazaklarını giymek olduğunu sevgilisine de belirten bir insandır ve erkeklerin kadın kıyafeti giymesinin absurd bir durum olmadığı düşüncesini benimsemiştir. Karşı cinse özenen bir heteroseksüel olan Ed Wood, kadınlar gibi giyinmekten toplum içinde de asla çekinmeyen bir kişidir. Glen ve Glenda’da kadınlardan hoşlanan ama kadın kıyafeti giymeyi seven bir erkeği, yani kendisini oynamış olan Ed Wood sonrasında Bride of the Monster ve Plan 9 from Outer Space gibi sinema tarihinin en kötü filmleri kabul edilen ve bundan dolayı kültleşmiş filmleri çekmiş ve efsaneler arasına adını yazdırmıştır.

Filmi başarılı kılan durumlardan biri Johnny Depp’in Ed Wood’un yaşamını trajikomik yansıtabilmiş olmasıdır. Yaşamı; idealleri ve arzuları doğrultusunda şekillenmiş Ed Wood’un başarısızlığından başarılı bir iş çıkarmakla kalmayan Johnny Depp, seyirciyi de kendisine yakın hissettirerek hikayenin bir parçası yapabilmiş. Sevdiği işi yapan ve eninde sonunda başaracağına inanan fakat onlarca film çekmesine rağmen asla başaramayan ve tarihe tersten geçen bu komik ve inatçı genç adamın hayatı seyircilere komedi ve drama unsurlarını eş zamanlı olarak verebilmiştir. Yurttaş Kane, Bitmeyen Balayı gibi başyapıtların yönetmeni Orson Welles gibi filmler çekebileceğini düşünüp hayaller kuran Ed Wood’un karakteri eğlenceli ve hayalperest olmasının yanında aynı zamanda da vefakardır. Parlak oyunculuk yıllarını geçmişte bırakmış Bela Lugosi gibi aktörlerle arkadaşlık bağı kuran Ed Wood, defalarca başarısız olmasına rağmen dostlarına sıkı sıkıya bağlıdır. Wood Jr, umudunu asla kaybetmez ve arkadaşlarına da kaybettirmek istemez.

Filmde Bela Lugosi’yi canlandıran Martin Landau da filmi değerli kılan bir başka önemli durumdur. Zaman zaman başrolü unutturan bu rol, Martin Landau’ya En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Akademi Ödülü’nü kazandırmıştır. Bill Murray (Bunny Breckinridge) ve Vincent D’onofrio’nun (Orson Welles) başarılı oyunculuklarını da unutmak olmaz ama eskiden canlandırdığı vampir karakteriyle zamanında korku ikonu olmuş olan Bela Lugosi’nin zavallı yaşamı ve Ed Wood’un arkadaşlığı filme en çok değer katan olayların başında gelmektedir. Hayranı olduğu fakat elden ayaktan düşmüş, uyuşturucu bağımlısı ve herkesin öldüğünü düşündüğü Bela Lugosi ile tanışma fırsatı bulan Edward için bu çok şanslı bir karşılaşmadır. Artık zavallı bir hayat süren eski bir Hollywood aktörünün elinden imkanlar el verdiği için tutabilen ve zamanla yalnızlığa terkedilmiş bir adamın tek dostuna dönüşen Edward’ın arkadaşlığı, filmdeki komedi havasına inanılmaz bir hüzün serpiyor. Plan 9 from Outer Space filmi çekilerken hayata veda eden Bela Lugosi’nin filme konulan çiçek kopardığı sahne mükemmel ötesidir. Bu sahneleri ölümsüzleştirmeye yardımcı olan müzikleri de daha çok Yüzüklerin Efendisi’nden bildiğimiz bestekar Howard Shore yapmıştır.

Ed Wood, seyircileri hem eğlendiren hem de üzen bir sinema sevdasını anlatan bir başyapıttır. Kendi hayatındaki normal olan bazı şeyleri; hayalgücünde yatan bilimkurguyu seyircilere aktardığı için milyonlar tarafından dalga geçilmiş ve parasız kalmış ama pes etmemiş bir adamın hayatını anlatan bir yapımdır. Edward Davis Wood Junior’ın biyografisini anlatan Ed Wood (1994) ,bir yönetmenin ne denli başarısız filmler yapmış olsa da işine duyduğu sevgi ve tutku; seyircilere insanın mutlu olduğu işi yapabiliyor olmasının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Önemli olanın yaptığınız işin başarılı veya başarısız olması değil, kendi hayallerinizi gerçekleştirip gerçekleştiremediğinizdir. Tim Burton’ın Ed Wood hayranlığını onun filmini çekip, farklı yönlerini ve tutkusunu açığa çıkartarak onore etmesi, sinema dünyasında yapılabilecek en hoş jesttir. Bana göre Tim Burton’ın en başarılı filmi olan Ed Wood, sinema tarihinin en kötü yönetmenlerinden biri hatta en kötüsü kabul edilen bu adamı ölümsüzleştirmeyi, hayatına anlam katmayı başarmıştır. Sinemanın en kötüsü ve en iyilerinden birisinin, yani Orson Welles ile karşılaştığı sahnede duyduğu cümleler üzerine tekrar umuda kapılan Ed Wood, aslında filmde verilmek istenen ve hepimizin benimsemesi gerektiği mottonun kendisidir: Vizyon, uğruna mücadele etmeye değer bir olgudur, neden hayatlarımızı başkaları hayallerini yaşasın diye harcayalım ki?


Yazar Hakkında

Bir hayalim var ve her yeni günde onu korumam gerek.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑