Pier Paolo Pasolini: Salo, ya da Sodom’un 120 Günü Üzerine (1975)

Marquis de Sade‘ın 1785 yılında Bastille Hapishanesi’ndeyken yazdığı ve ilk defa 1904 yılında Alman psikiyatrist Iwan Bloch tarafından yayımlanan “Sodom’un 120 Günü” kitabını temele alarak “Salo, ya da Sodom’un 120 Günü” adlı filmi 1975 yılında çeken Pier Paolo Pasolini, aslında kitabın adının başına eklediği “Salo” ile filminin cinsellik üzerine kurgulanmadığını, 1943-1945 yılında varlığını sürdüren, kurucusunun Benito Mussolini olduğu İtalyan Sosyal Cumhuriyeti‘nin diğer adıyla “Salò Cumhuriyeti”nin bir yansıması, daha doğru bir anlatımla eleştirisi olduğunu, asıl eleştirdiği şeyin ise “faşizm” olduğunu aktarmak istemiştir izleyiciye.

Filme sadece olay örgüsü olarak bakılırsa, Salo’da yaşayan 4 seçkin ailenin, 9 kadın, 9 erkek olmak üzere 18 genci yakalayıp bir şatoya kapattığı ve beraberlerindeki fahişelerin anlattığı öyküler eşliğinde 120 gün boyunca bu genç kölelere fiziksel, ruhsal ve cinsel işkence uyguladığı görülür. Zaten filmin bu yüzeyde kalan anlatımı yayınlandığı dönemde birçok tepkinin ortaya çıkmasına sebep olmakla kalmamış, zaten daha önce siyasal ve cinsel tercihleri bakımından çeşitli otoritelerle kavgalı olan Pasolini’nin ölümüne sebep olmuştur, veya şöyle demek gerekir; bu filmin ardından sahilde bir grup insan tarafından linç edilmiş ve ölü halde bulunmuş olan Pasolini’nin katilleri yakalanamamış, yani cinayetin sebebi aydınlatılamamış ve fakat ihtimallerden biri olarak, çektiği son film olan “Salo, ya da Sodom’un 120 Günü”nün bu ölümle ilgisi olabileceği düşünülmüştür.

Çevirisini yaptığım bu kayıt, 2002 yapımı “Salò d’hier à aujourd’hui(Salo: Dün ve Bugün) adlı belgeselin ilk yarısından alınmıştır. Burada öncelikle filmin son sahnelerinin bulunduğu kısımdan kamera arkası görüntülerini görmekteyiz. Hemen ardından Pasolini ile film üzerine yapılmış bir röportaj bulunmaktadır. Bu röportajda, cinselliğin, insanın temel özelliklerinden biri olduğunu kabul eden Pasolini, filminin temelinde yatanın ise salt cinsellik olmadığını, Salo Cumhuriyeti özelinde aslında ciddi bir faşizm eleştirisi olduğunu söylüyor. İktidarı elinde bulunduran seçkin bir gücün, bireyi ezerek ve parçalayarak yok ettiğinden bahseden Pasolini, iktidarın bedeni kontrol altına aldığını ve tamamen keyfi bir biçimde onu kullandığını, filmde de aslında bu güç tarafından ezilen ve kimlikleri silinen insanları izlediğimizi gösteriyor.

Bu bakımdan ele alındığında, ilk bakışta tamamen cinsellik üzerine kurulu gibi görünen filmin, iktidar sahipleri ile iktidarın uygulandığı insanlar arasındaki bir alegoriye işaret ettiği; mutlaklaşan gücün gittikçe keyfileştiğini ve daha da önemlisi kaotik bir yapıya büründüğünü, böylece de öngörülemez biçimde çılgınlaştığını gösterdiği; kendisini bir güce teslim edenlerin veya etmek zorunda kalanların artık bundan kurtulmasının (en azından) doğal yollardan olmadığını ve olamayacağını, iktidarın elindeki gücü kendi kendine bırakmayıp bireyi tamamen ortadan kaldırıncaya dek ilerleyeceğini belirttiği apaçık bir biçimde görülebilir.

Tags from the story
Diğer yazıları Ümid Gurbanov

Ingmar Bergman: Kadınların Rol Yeteneği Üzerine (1971)

Ingmar Bergman ve Bibi Andersson‘ın 1971 yılında birlikte konuk oldukları bir TV...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir