Eleştiri

Published on Ocak 3rd, 2018 | by Konuk Yazar

0

Şehir Efsaneleri ve Black Christmas (1974)

Share Button

“Filmleri suçlamayı bırak. Filmler psikopat katiller yaratmaz; onları daha yaratıcı kılar.” Billy Loomis, Scream/Çığlık (1996)

John Carpenter’ın Halloween’i, When a Stranger Calls gibi kültlerden önce, bu filmlere önayak olan bir film vardı: Black Christmas ya da diğer adlarıyla Silent Night, Evil Night ya da Stranger in The House ya da filmin senaryodaki ilk adı Stop Me. Slasher filmlerinin ilk örneklerinden olan bu film, soğuk gecelerde kanınızı donduracak türden.
Black Christmas 70’lerde Kanada’nın Westmount ilçesinde meydana gelen bir dizi cinayetten ve The Babysitter and the Man Upstairs (Çocuk Bakıcısı ve Üst Kattaki Adam) diye bilinen bir urban legend/şehir efsanesi’nden esinleniyor. Bu efsanede, müstakil bir evde iki çocuğa gece vakti bakıcılık yapan genç bir kız, çocukları üst katta yatırdıktan sonra salonda film izlemeye başlar. Telefon çalar. Arayan “yabancı”dır. Çocukları kontrol edip etmediğini sorar. Kız umursamaz fakat aramalar devam edince polisi arar. Polis, telefon sapığının yerini belirlemek için kızdan onu hatta tutmasını ister. Sapık tekrar arar, yine çocukları sorar. Ardından kapatır. Sonraki arama polisten gelir ve kıza aramanın bulunduğu evden geldiğini, hemen evi terk etmesi gerektiğini söyler. Polisler olay yerine ulaştığında üst kattaki çocukları ve çocuk bakıcısını ölmüş olarak bulur.
60’lardan günümüze kadar gelen ve çoğunlukla “çocuk bakıcısı genç kız” üzerinden şekillenen bu tarz şehir efsaneleri beyaz perdede kendine birçok kez yer bulmuştur. Başta 1998 yapımı, adı üstünde, Urban Legend, ki benim de çok sevdiğim bir filmdir. Birçok şehir efsanesini bir araya getiren toplama bir filmdir. Yine en başta bahsettiğim, Black Christmas’ın esinlendiği aynı şehir efsanesinden hareketle çekilen When a Stranger Calls, şehir efsanesinin neredeyse birebir uyarlamasıdır. I Know What You Did Last Summer ve The Blair Witch Project gibi başarılı “şehir efsanesi” filmleri de vardır. Bunların yanında, şehir efsanesinden esinlenen film değil de bu şehir efsanelerinden esinlenen bir katil var: John Wayne Gacy. The Clown Statue (Palyaço Heykeli) adlı, palyaço kılığına giren katilden esinlenerek palyaço kostümü giyerek işlediği seri cinayetler sebebiyle gazeteler tarafından The Killer Clown (Katil Palyaço) adıyla anılmıştır.

Filme dönersek, olayların yaşanacağı yurdu dışarıdan izleyen yabancının gözünden açılıyor ilk sahne. Daha sonra bu yabancının, evin çatısına tırmanarak çatı katına gizlenmesiyle sahne son buluyor. İkinci sahnede, bu özel bir kız öğrenci yurdunda kalan kızların The Moaner (İnleyen) adını taktıkları bir telefon sapığı yurdu arıyor. Akla Wes Craven’in telefon sesiyle başlayan Scream’ini getiriyor ikinci sahneden. Kızlar yılbaşı tatili için yurtlarından evlerine dönmeye hazırlanırken gelen bu telefon, evdekileri yine geriyor. Kızların telefon sapığına lakap takmasından anlaşıldığı üzere uzun süredir yurda musallat olan bir telefon sapığı mevcut. Telefondan gelen sesler oldukça ürkütücü. İzleyicilerin çoğu, cinayet sahnelerinden çok telefondan gelen seslerden ürkmüşler, ki çok haklılar. Psikopat telefon sapığımız telefonda sürekli iki kişiyi canlandırıyor. Agnes ve Billy. (Evet, Scream’deki katilin adı da Billy Loomis idi.) Agnes, Billy’nin kız kardeşi. Billy, annesi ve babasının çok kızacağı bir şey yapmış Agnes’a. Sürekli bu minvalde konuşmalar, arada inlemeler, çığlıklar ve küfürler geliyor. Evdeki kızlardan biri olan Barb telefonu alıp kışkırtıcı şeyler söylüyor ve bu, telefon sapığını harekete geçiren bir eylem oluyor. Sapık, “Seni öldüreceğim,” dedikten sonra telefonu kapıyor. Daha sonra evin içinde dehşet dolu anlar başlıyor. Evin dışında yer yer polis istasyonunda ve ormanda da sahneler var. Fakat çoğunlukla tek mekânda geçen bir film diyebiliriz.
Film erken dönem slasher’larından ve türü oldukça etkilemiş. En büyük etkisini John Carpenter’ın Halloween’i üzerinde göstermiş. Yönetmen Bob Clark bir konuşmasında şöyle diyor: “Carpenter bana Black Christmas’ın devam filmini yapıp yapmayacağımı sordu… Ben de yapmayacağımı söyledim. ‘Peki yapsan nasıl olurdu?’ dedi. Ben de ‘Katil bu sefer yakalanırdı, akıl hastanesine kapatılırdı, sonra oradan kaçardı ve eve dönüp yeniden cinayet işlemeye başlardı ve adını da bu sefer Halloween koyardım,’ dedim.”
Tanıdık geldi mi? Daha sonra Bob Clark’a, John Carpenter’ın Halloween’ini sorduklarında şöyle diyor: “John benim filminden [Black Christmas] esinlenmiş olabilir elbette ama fikir çalmak gibi bir şey yaptığı yok. John öyle bir insan değil.”

Bazı eleştirmenler tarafından Halloween’ın, Black Christmas’ın bariz bir devamı olduğu ve hatta Billy’nin, Michael Myers’la aynı kişi olduğu iddia edilse de bunlar pek tutarlı iddialar gibi durmuyor. Halloween’de Myers, çocukken ablasını öldürüp akıl hastanesine giriyor, büyüyünce de oradan kaçıp eski evlerine geri dönerek oradaki çocuk bakıcılarını öldürüyordu. Black Christmas’ın hikâyesi ise farklı bir şekilde cereyan ediyor. Black Christmas’ın kendinden sonra gelen slasher’ları etkilediğini söylemiştik. Fakat onlardan farklı yanları da yok değil. Yönetmen Bob Clark, Amerikan filmlerinde dönemin gençlerinin aklı bir karış havada olarak gösterilip durmasından sıkılmış. Onların da akıllı birer birey olabileceğini göstermek istemiş. Şöyle diyor: “Öğrenciler -1974’te bile- zeki insanlar. Aptal falan değiller. Tüm olayları bikini ve plaj havlularından ibaret değil.” Filmdeki kızların çoğu, korku filmlerinde gördüğümüz “aptal ve sakar” tiplerden kesinlikle uzaklar. Ne yaptıklarını bilen ve sırf senaryonun açıklarını kapatmak için saçma hareketlerde bulunmayan, daha rasyonel karakterler. Bu açıdan yönetmen istediği duyguyu izleyiciye verebilmiş gibi duruyor. Kendinden sonra gelen korku filmlerinden bir diğer farkı da, “ahlaksız olanın ilk önce ölmesi” kuralına uymaması. Filmde ölen ilk kız, arkadaşları tarafından bir rahibe kadar bakire olmakla nitelenen, muhafazakâr bir babaya sahip bir kız. Hatta kız öldüğünde ve babası onu aramaya yurda geldiğinde yurt sahibesine “Ben kızımı buraya erkeklerle görüşsün diye değil okusun diye yolladım” diyor. Bu açıdan da, korku filmlerinin ahlaksız gençleri cezalandırma fikriyatına karşı gelen bir duruşu var Black Christmas’ın. Filmle ilgili, kürtaja olan bakış açısı ve evlilik, bağlılık gibi kavramlardan bağımsız ilişki kurabilen kadın karakterlerin duruşu üzerinden feminist bir okuma yapmak da mümkün. Film, sinemada feminist teoriye de konu olmuş.
Sonsöz: 2006’da Glen Morgan tarafından filmin bir remake’i çekildi. Ve kesinlikle önerilmez.

Ömer Ezer


Yazar Hakkında

Sinematopya'da değerlendirmeleri yayınlanan konuk yazarların hesabıdır.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑