Türkiye Sineması

Published on Ocak 15th, 2018 | by Betül Uludoğan

0

Sevmek Zamanı (1965): Aşkın Tasviri

Share Button

‘‘Sevmek acı çekmektir, sevmemek ise ölmek. Sevmek zevktir; fakat yalnız sevilmenin hiçbir zevki yoktur.’’ Aristoteles

Sevmek Zamanı 1965 yılında Metin Erksan’ın yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği, siyah-beyaz bir Türk filmidir. Aşkın, dramın, romantikliğin ve psikolojik öğelerin konu edindiği film, arka fonda çalan klasik müzikleriyle de seyirciyi kendisine bağlamıştır.
Film, geçimini boyacılık yaparak sürdüren başrol oyuncusu Halil’in, iş için gittiği köşklerden birinde, sanki evin beyiymiş gibi oturup, sigarasını yakıp duvarda asılı olan bir kadının resmine bakmasıyla başlar. Çeşitli atıflara, ithamlara, şiirsel unsurlara, en nihayetinde aşka sebep olan bu kadının resmi, filmin ana teması olarak baş gösterir. Örneklerine daha çok Fars ve Divan Edebiyatı ile tasavvufta rastladığımız  “surete aşık olma” olayı, bu kez Türk sinemasının kapısını çalmış ve konusu Yeşilçam’a konuk olmuştur.
Anlaşılacağı üzere Halil, evin ve resmin sahibesi olan Meral’e aşık olmuştur. Daha doğrusu Meral’in aslına değil, onun masumiyet temsili olduğuna inandığı fotoğrafına vurulmuştur. Meral’in ansızın köşke gelip, yukardaki müzik sesinden ürperip salona doğru çıkmasıyla Halil’i görmesi aralarındaki karşılaşmaya ve diyaloga tanıklık etmesi bakımından ilk anları oluşturmuştur. Film, genel itibariyle şu replik üzerinde şekillenmiştir:

Halil:
– “Sen dostlukların, aşkların kolay kurulduğunu, kolay sürdürüldüğünü mü sanıyorsun? Resminle ilk karşılaşmamızı dün gibi hatırlarım. Elbiselerim eskiydi, kirliydim, sakallarım uzamıştı. Birden bana iyilikle, sevgiyle bakan bir yüz gördüm. İnanamadım. İkinci kez zorlukla baktım resmine. Gene iyilik, gene sevgi vardı gözlerinde. Nihayet ‘değişmezi’ bulmuştum. Resmin benim içime bakıyordu. Benim kendimi görüyordu. Bana hep dostlukla, iyilikle ve sevgiyle baktı.”

Meral:
– “Benim bakışlarımda da sevgi var. Ben de senin kendini görüyorum. Resmimin yerine ben seveceğim seni. Artık ben varım!”
Meral, resminin ardındaki gerçekliğini göstermek, kendi varlığını kanıtlamak için büyük bir çabaya girmiştir. Çünkü ona bu denli ilgi gösteren birine ilk kez rastlamıştır. Farklı bir tutkuyla kendisine bağlanıldığını görmüştür ve bundan dolayıdır ki, o da sevmiştir.
‘‘Belki resmimin arkasında ben vardım. Sen onun aslını görmedin!’’

‘‘Aşk; gözle değil, ruhla görür.’’ Shakespeare

Halil’in yaşadığı bu aşkın bir benzerini Sabahattin Ali’nin kaleme aldığı Kürk Mantolu Madonna’daki Raif Efendi de yaşamıştır. İkisi de aşka giden yolu bir resim üzerine bina ederek oluşturmuşlardır. Neticede görünene değil, kendi muhayyile güçlerinin eseri olan surete bağlanmışlardır. Onlar için gerçek olan, ideal olandır. Tıpkı Platon’un İdea Anlayışı’ ndaki gibi. Bunun yanında bir de putlaştırılmış bir sevgi vardır. Burada da F. Bacon’un putlarına (idollere) rastlamamız mümkündür. Ayrıca, resme yani bir objeye duyulan bu aşırı ilgi psikolojik bir sorunu da beraberinde getirmiştir, hiç kuşkusuz. M. Klein, bu durumu ‘Nesne İlişkileri Teorisi’nde kişinin karakter oluşumu olarak ele almıştır. Klein kuramın, nesne ilişkilerindeki beliren özelliğin, insanların dünyayı görebilmeleri, başkalarıyla ya da kendi benlikleriyle etkileşimde bulunabilmeleri için bir mercek özelliği taşıdığını öne sürmektedir.
İnsanın varoluşundan beri, içgüdüsel olarak süregelen, birçok çeşitte tanımı yapılan ‘aşk’ kavramı, filmde insanı ister istemez bir sorgulama dünyasına sürüklemektedir: Aşk kaç kişilik bir eylemdir? Aşkın faili kaçtır? Mademki Halil, farklı bir aşk cihetini benimsemiş, peki neden Meral’e gönlünden geldiği gibi davranamamaktadır? Aralarındaki duygunun suretten çıkıp, aslına bürünmesi lazımdır ki aşk iki kişilik olsun. Ama Halil, kurguladığından farklı bir şeyle karşılaşmaktan, gerçekle yüzleşmekten korktuğu için geri adım atmaktadır. Ondaki bu sosyal korkunun sebebini oluşturan şey de Meral’in toplumdaki statü bakımından ondan daha üst bir seviyede olmasıdır. Çünkü Meral, filmde bir ara beliren babasının deyimiyle yokluğun ne olduğunu bilmeyen biri konumundadır. Halil’in boyacılık yaparak kazandığı parayla Meral mutlu olabilir miydi? İşte Halil’de beliren bu korku aslında pek de yersiz değil; çünkü müthiş bir sınıf ayrımı gerçeği söz konusu. Peyami Safa’nın: ‘Fakirlik kapıdan girince, aşk kapıdan çıkar,’ sözü misali…
Artık evveliyatında ne yaşamışsa, kente küsmüş bir adam vardır karşımızda. İki ayrı hayatın değişikliğini başarılı bir şekilde yansıtan film, öyle ki mekan geçtikçe bile müziği değişen ortamı belli ederek farklılığa dikkat çekmektedir. Biri Doğu’nun biri Batı’nın, biri Gelenekselliğin biri ise Modernliğin bir nevi temsilcisidir. Itri ile Bah’tır; Halil ile Meral. Öyle ki bu ayrım oyuncuların tercih ettiği kıyafetlerde ve renklerinde de kendisini açık bir şekilde göstermektedir.
Aile hayatının pek sahnelenmediği filmde, her iki karakterin de ortada kalmış bir vaziyetlerinin olduğunu görüyoruz. Kızın geçmişe dair bir bağlantısının olmadığı, bu durumun onda aidiyetsizlik hissine neden olduğu kanısını oluşturmaktadır. Her şeye sahip olan Başar isimli sevgilisinden istediği aşkı bulamayınca bir bıkmışlık bir sıkılmışlık haleti ruhiyesi içine giren Meral, ona farklı bir gözle bakan Halil’de vücut bularak, ‘tek’ olmak istemektedir. O yüzden Halil’i ‘kendisi’ olarak ikna edip, onu kazanabilmek için elinden geleni yapmaktadır. Şartlar ve ortada dönen şansın talihsizliğini yaşayan Meral, birden kendisini Başar ile nikah masasında bulur. Nikah esnasında masada oturan çift ve yalnızca dans ederken ki yansımalarını gördüğümüz konuklar derin bir anlam ifade etmektedir. Meral orada küçük bir boşluğun, girdabın içerisine hapsolmuş yalnızlığı oynayan bir figürdür.

Neticede; telaşsız, ağır ağır ilerleyen, aşkın yönünün bir türlü belirlenemediği bu filmde, sürekli fırtınalı, soğuk rüzgarlı İstanbul-Büyükada’da geçen bir olayın akışına dahil olduk ve gördük ki havadaki uçurumların asıl sebebi Halil’in içindeki kasvetli, buhranlı halden dolayıymış. Meral’in evliliğine yüreği dayanamayarak, bir vitrinden aldığı gelinlikli manken ile aşık olduğu resmi de yanında götürerek terk-i diyar eden Halil’in gönlüne yelkeni yine Meral açmıştır. Resimdeki bir kızı seven adam, cansız mankenle de evlenebilir, düşüncesini seyircinin aklına getiren film, nikah masasını ve Başar’ı reddeden Meral’in, Halil’in yanına gelerek hem resmini hem de mankeni denize atmasıyla, bir yerde Halil’in putlarını yıkması gerçeğini anlatmak istemiştir. En nihayetinde filmin başından beri ebedi aşka ulaşmak isteyen Halil, Başar’ın tetiğiyle muradına ererek, izleyicinin ücra bir köşesinde bulunan “aşk” duygusunu canlandırmıştır.

 

 


Yazar Hakkında

1994 Erzincan doğumlu. Üsküdar Üniversitesi'nde Psikoloji ve Felsefe eğitimi alarak, felsefeden mezun oldu. Sinemanın felsefi, psikolojik ve sosyolojik okumasıyla ilgili dersler aldı. Birkaç dergide konuk olarak sinema eleştirmenliği ve yazarlığı yaptı. Şimdi ise sinemayı daha renkli okuyabilmek için burada!



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑