Eleştiri

Published on Şubat 17th, 2018 | by Furkan Erkan

0

I, Tonya: Başarı Değil Başarısızlık Öyküsü

Share Button

Spor filmlerinin ‘’feel-good’’ kısmı bir yana, Amerikan rüyasının en somut hallerini de temsil ettiğinden Hollywood sektöründe de çok rağbet görür. Bu konuda Rocky sadece spor türünün değil sinema tarihinin de öncü filmlerindendir. Öyle ki ayakları yere basan senaryosu da okullarda hala ders olarak okutulmayı hak eder niteliktedir. Rocky, Sylvester Stallone’un kariyeri için bir dönüm noktası olmakla kalmamış aynı zamanda  Hollywood’un seyircilerine ilham veren başarı öykülerini de şekillendirmiştir. Mottosu da şudur: “Hayatta ne kadar darbe alırsan al asla pes etmemelisin. Mücadeleye devam edersen bir gün elbet kazanırsın.”

Bir de Martin Scorsese imzalı ve Robert De Niro’nun kariyerinin en parlak filmlerinden biri olan Raging Bull vardır. Raging Bull’un herhangi bir şekilde formüle edilmiş bir senaryosu ya da mottosu yoktur. Film, ana karakteri Jake LaMotta’nın boks kariyerine de pek odaklanmaz. Oradaki temel mesele o sporcunun karakter derinliğidir. Ringlerde rakiplerine karşı bilenip onlara karşı hırslandıkça bu psikolojiyi çevresine de yansıtmaktadır farkında olmadan. Buradan doğan karanlık temalar seyirciyi cezbeder. Raging Bull gibi salt bir spor filminden fersah fersah uzakta olan bu karanlık biyografi ise kendinden sonraki türevlerini Rocky’e nazaran daha fazla etkilemiştir. Çünkü Raging Bull tür içerisinde birtakım kalıpların dışına çıktığı için, sonraki gelen benzer filmlerde yapılmış ezber bozan mizansenler akıllara yeniden Raging Bull‘u getirir.

Üçlü Axel hareketini yapma becerisine sahip yegane kadın sporcu Tonya Harding’in hayat hikayesini anlatan I, Tonya da tıpkı Raging Bull gibi kendi türünde bazı klişelere karşı kendini frenliyor. Zaten bu öykünün farklı durduğu kısım öykünün tamamı ile başarısızlık üzerine kurulması. Çünkü Tonya istediği kadar çabalasın, alt sınıf bir kültürden gelmesi ve annesinin yetiştirme tarzından dolayı öfkeli, kendi kurallarını koyan bir kadın olduğu için ne jürinin ne de Amerikan halkının gözünde canlandırdığı buz patencisi imajına hayatı boyunca uymayacaktır. Gerek ailesinden gerekse çevresinden gördüğü her türlü şiddetse her geçen gün onun tutkunu olduğu spora karşı motivasyonunu zedelemektedir.

Tonya’nın böylesine ajitasyona müsait bir hayat hikayesinin, dozunda bir kara mizahla aktarılması da onu diğer spor filmlerinden ayıran önemli bir nüans olarak karşımıza çıkıyor. Film de halihazırda klasik bir anlatı yerine mockumentary formatına (sahte belgesel) yakın bir absürtlükteki röportaj kayıtlarından hareket ediyor. Özellikle Tonya ve annesi LaVona’nın zaman zaman seyirciye laf atarak dördüncü duvarı yıktığı sahneler bunun bir tezahürü. Hatta bu absürt stil aslında o kadar da inandırıcılıktan yoksun değil. Zira filmin sonunda karakterlerin gerçek hallerini ve onlarla yapılan röportajları izlerken bunu fark ediyorsunuz. Asıl kara mizah bu değil mi işte?

Mockumentary dedik kara mizah dedik bu tarz unsurlar devreye girince filmin hikayesinin hızlı bir kurgu ve dinamik bir anlatımla desteklenmiş olması da kaçınılmaz oluyor haliyle. Hem Tonya Harding’in antrenman ve olimpiyatlarda buz pistinin üzerinde yaptığı şovlar hem  karanlık geçmişi hem de adının karıştığı Nancy Kerrigan’la ilgili kriminal vaka süreci, epizotlar halinde bir an bile aksamadan çok matrak ve ciddiyeti kaybetmeyecek bir şekilde peliküle aktarılıyor. Kriminal vaka demişken Episode dergisinin Şubat-Mart sayısı için hazırladığı ‘’Son Zamanların En İyi 50 Polisiye Dizisi’’ listesinde nereden baksanız 15 dizi ‘’Son Zamanların En İyi Dizileri’’ listesine konulsa asla sırıtmayacak şekilde duruyor. Nitekim katilin kim olduğu, delillerin araştırıldığı, tanıkların sorgulanması gibi polisiye unsurların farklı bir türdeki filme eklenmesi şüphesiz onun senaryosunu daha lezzetli hale getiriyor. I, Tonya’nın türevlerinden ayrı bir yerde durmasında Nancy Kerrigan’a yapılan saldırı ve sonrasının anlatıldığı bölümler de bu açıdan müthiş bir katkı sağlıyor filme.

I, Tonya’nın alt metninde medyanın biçimlendirdiği ve üstünde tahakküm kurduğu bir kitle toplumu vurgusu da var. Bunu Tonya Harding’in ‘’Amerikan halkı birilerini sevmek ve aynı zamanda da ondan nefret etmek isterler’’ söyleminden çıkarabiliriz. Çünkü Harding, kazandığı buz pateni şampiyonalarındaki başarısının yanı sıra Nancy Kerrigan vakasıyla da gündemdedir. Her daim bu toplum tarafından da tüketilmeye müsait bir rating ürünüdür keza. Tabi diğer yandan ‘’Erdemli Amerikan buz patencisi’’ profiline uyabilmek için, kendisini kapitalizmin öğüten ve yeniden dönüştüren sistemine teslim etmesi gerektiğinde önünde herhangi bir engel kalmamıştır artık.

Özetle, I, Tonya sadece başarısızlığı anlatan bir öykü olmakla kalmıyor aynı zamanda anlatısını farklı türlerle besleyerek temposu neredeyse hiç düşmeyen, absürt yapısını bir yerden sonra kabul ettirmeyi bile başaran hem matrak hem de ciddi bir filme dönüşüyor. Filmin ikinci yarısındaki son buz pateni müsabakasının olduğu sekansı gerim gerim gerilerek izlemekse bambaşka bir deneyim kesinlikle. Margot Robbie’nin karakterindeki duygu yoğunluğunu iyi bir şekilde verebilen performansı göz doldururken LaVona’yı canlandıran Allison Janney, katı bir duygusuzluğa sahip anne rolündeki dengeli oyunuyla da filmin yıldızı oluyor. Neticede kurgu dalından sonra ikisinin de Oscar adaylıkları gayet isabetli.


Yazar Hakkında

6 Ocak 1995 Ankara doğumlu. Sinemada izlediği ilk filmi hatırlamasa da ''Herkül'', ''Babam Söz Verdi'', ''Asterix Sezar'a Karşı'', ''Tarzan'' gibi filmleri sinemada izlediğini hatırladığı ilk filmler arasında yer alıyor. Sinema büyüsünü Disney filmlerinden alan Furkan animasyon filmler üzerine yoğunlaşmaya başlayınca sinema büyüsünün etkisi altında olması da çok sürmedi. Türk Telekom Anadolu Teknik Üniversitesi Radyo TV bölümünden mezun olur olmaz Twitter'da sinema yazarları ve onların okuyucuları adına amme hizmeti yapan ''Film Eleştirileri'' adlı bir sosyal medya platformu yarattı. Eleştirmenlerin yazılarından etkilendikçe kendisi de yazmak istedi ve Popüler Sinema, Ranini TV, JR. Campaign gibi mecralarda 3 seneden fazla bir şekilde sinema üzerine karaladı. O kadar karalamadan sonra gerçek anlamda sinema ''yazabilmek'' için Sinematopya'ya geçti. Şu sıralar filmlere, kitaplara, gündeme ve çizgi romanlara fena halde sarmış durumda.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑