Belgesel imaj

Published on Şubat 12th, 2018 | by Hasan Cem Çal

0

Picture of Light, ya da Işığı Yakalamak

Share Button

Kendi üzerine düşünen filmleri düşünüyorum; sinemada deneyler yapan, günümüzde daha çok deneysel olarak nitelendirdiğimiz filmleri. Kendi üzerine, diyorum, çünkü formatın (film) neliğini (niteliğini) sorguladığımız noktada, onun aracılığı ile onun üzerine tefekkürde bulunuyormuşuz gibi geliyor. Bu tefekkür de, ister istemez pratik ediyor olduğumuz şeyin (sinema) asli öğelerinin üzerine bir düşünüm, bir uygulama olarak beliriyor. Yani, soyut bir şeyden bahsetmiyoruz pek de; sesler ve imajlar ile kurulan bir eser var karşımızda. Uyardığı duyu organları göz ve kulak olan bir ifade biçimi bu. Aradığı da bu organların daha farklı bir şekilde nasıl uyarılabileceği, nasıl duyabileceği.

Evet, temelde bu var gibi gözüküyor. Ama bu şey (sinema) gözü ve kulağı, dolayısıyla bedeni ve birçok farklı fakülteyi uyarabildiği gibi, bunların işlevlerine sahip de olabiliyor. Sinema ile görmek, sinema ile duymak mümkün. Bunu bir yaşam pratiği hâline getirenler var: Mekas, Rosenblatt, Nestler. Bir yaşam pratiği olduğu noktada da, yeni imajların peşine, yeni seslerin ardına düşüyor. Onları arıyor, buluyor. Ama her şeyden önce, kaydediyor, saklıyor. Tekrar görmek, tekrar duymak, belki de var etmek için.

Bu var etme sorunsalı önemli. Tekrar etme sorunsalı ile de direkt olarak bağlantılı. Ama bu var etme sorunsalı bir imajın varlığı söz konusu olduğunda anlamlı. Bir imajın varlığı, bir şeyin imajının varlığı nedir? Bir şeyin imajının varlığı ile kendi mevcudiyeti arasındaki fark ya da farklar nedir? Bir imajı olmaksızın bir şey var olabilir mi? Bu gibi sorular sormak gerekiyor. Peter Mettler’in Picture of Light adlı filminin benim aklıma getirdiği sorular bunlar en azından. Film, direkt olarak bu soruları sormasa da, konusu itibariyle sorulan sorulara belirli bir bağlamda cevap niteliğinde.

Picture of Light; Kanada’nın kuzeyinde yer alan bir bölge olan Manitoba’da ortaya çıkan Kuzey Işıkları’nı kayda almak hakkında. Ve bu kaydın sürecini de kayda alarak kayıt sürecini de belirli anlamda ikiliyor. Bu ikileme garip bir forma bürünüyor film boyunca; kayıdı alınmak istenen şey ile kayıdı alınan şey arasında garip bir zikzak var. Hem Işıklar’ın kaydı alınıyor, hem de Işıklar’ı kaydı almak adına yola çıkılıyor, yani kayıt alınmaya başlanıyor. Sanki sürecin sonunda Işıklar’ın kaydı alınamasa da, en azından bu arayışın bir kaydının bulunması dileniyor gibi. Bu açıdan, bir imajı kapma (capture) istencinin kendisini dahi imajlar üzerinden düşünen bir film ortaya çıkıyor.

Bu film; hem gerçekliğin kendisinden çekip aldığı imajları başka bir imajın aranışına dayandırdığı için, hem de bu çekip aldığı imajları bir başka kuşakta (işitsel) tekrar yorumladığı için öz-düşünümsel (self-reflexive) hâle geliyor. Öyle anlar geliyor ki Mettler’in filminde, sanki imajların kendileri, belirmeleri (manifestation) gizemli hâle geliyor. Ses, bu şeylerin, imajların içerisindeki her ne ise onların, birer imge hâline gelmeden var olup olamayacaklarını soruyor. Bir imaj hâline gelen şey, ancak bir imaj hâline geldikten sonra mı bir şey olabiliyor, diye soruluyor. Böyle bakıldığında, bir imaj yığını olarak düşünülebilecek dünya, belki de tam anlamıyla bir gizem olabilir. İmaj hâline gelmemiş, imajı bulunmayan onca şey yok mudur hâlâ? Ama ondan da önce bu imaj hâline getirmenin doğasının ne olduğunu, bunun nasıl kullanıldığını da sormak gerekiyor.

Mettler’in filmi hem bunu soruyor, hem de kendince bir cevap veriyor. Alın, bakın, diyor, görmenizi istediğim bir şey var burada. Görülmemiş bir şey var ortada, çünkü imajı yok; ama aynı zamanda da bu görülmemiş şeyi görünür kılmak isteyen bir istenç var. Burada görmek, yalnızca o şeyin imajını yakalamaktan ibaret değil tabiî ki, şeyleri kurgulamak da bir nevi görmenin bir başka hâli. Ama Mettler’inki, imajın kendisinin belirimini sorunsal hâline getiriyor. Yani, bu açıdan bir imaj yığını olan dünyayı da.

Birbirimizle iletişim hâline olmanın bir yolu imajlar; yani bir haber, bir kanıt işlevi var, ki kimine göre bu işlevlere sahip dahi değildir. Ama bir yandan da bir ifade aracı; onunla hem görülen şeyi, hem de görme duyumuzu bir değişime uğratıyoruz. Belki de bu nedenle bir imajın kapılışı veya birçok imajın belirli bir kümelenmesine, bunu yapan kişinin vizyonu (vision) diyoruz. Kişinin baktığı açıyı, genişliği, niteliği, vs., belirtiyor imajlar; ama onun kendiliğini de tekrar kuruyor.

Mettler’in filminde kendilik, hem çekim esnasında, hem de kurgu masasında tekrar ve tekrar kuruluyor; her şeyden önce bir süreç Picture of Light. Bu açıdan Işıklar’ın kendileri de yalnızca filmin belirli bir kısmını kaplıyor; her ne kadar tüm filmin kurucu öğesi onlar olsa da. Ama ister istemez bu Işıklar’ı yakalama girişimi kendi içine kıvrılıyor; zaten Işıklar’ı görebilmemizi sağlayan bir diğerini, bir kavram olarak ışığı, imajı imkânlı kılan şeyi sorgulamamızı sağlıyor. Bir anlamda da, imajın görülebilirliğini ve imajı damıtılan şeyin dünyayla olan ilişkisini. Bunu daha önce de sorunsallaştıranlar var: Belson, Brakhage, Frampton. Ama her seferinde ışığın varlığını, onun imkânlı kıldığı şeyleri tekrar ve tekrar sorunsallaştırmak, ışığı tekrar yakalamak; sinema bu değil mi?

Tags: , , , , , , ,


Yazar Hakkında

27 Haziran 1994’te, İstanbul’da doğdu. Liseyi 50. Yıl Tahran Anadolu Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde İletişim Fakültesi'nde Sinema ve Televizyon’da okumaktadır. Çeşitli siteler, oluşumlar ve kurumlar için İngilizce’den Türkçe’ye metin çevirileri yapmakta, metin yazmakta ve düzenlemektedir. Serbest aralıklarla, belirli bir marka değeri taşıyan oluşumlar için görsel-işitsel kurgu çalışmaları gerçekleştirmektedir. Edebî anlamda teorik ve pratik metinler kaleme almaktadır. Kuledibi Dergi'de, Komplike Dergi'de, Birikim'de ve Sinematopya'da yazıları yayımlanmıştır. Yarı profesyonel olarak bateri çalmaktadır. FOL Sinema Topluluğu'nda yer almaktadır. Hâlâ doğduğu kent olan İstanbul’da yaşamaktadır.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑