Dünya Sineması

Published on Nisan 23rd, 2018 | by Ali Sami Atabay

0

Certified Copy (2010): Kiarostami’nin Sanatta Orijinallik ve Aşka Dair Görüşleri

Share Button

Abbas Kiarostami sineması klişeleri reddeder. Sinema dünyasında öyle bir kapı aralar ki kurgu ve gerçeklik birbirine karışmıştır. Onun eserleri birkaç saatle sınırlı değildir, aklımızda tekrar tekrar oynamaya devam eder. Filmlerinde sisli bir hava hakimdir. Kesinliğin olduğu yerde sanatın sonlanacağına inanır.

Bir sanat eserinin orijinali neden bu kadar cezbedicidir? Orijinali kopyasından ayıran fiziksel özellikleri değildir tabii ki. Eğer o afili mercekler de yoksa elimizde ayrımı fark etmememiz işten bile değildir. Peki ya müzelerde sergilenen o görkemli tablolar ince işçilikle hazırlanmış kopyalardan ibaretlerse? Bakış açımızın değişmesi sadece kopya mı orijinal mi bilgisine ulaşabilmemize bağlıdır. Büyük babamızdan kalan bir saati düşünelim mesela. O saatin antik süsü verilip geçtiğimiz sene üretilmiş bir saat olduğunu bildiğimiz an her şey değişir.

“Bir şeyin çokça kopyasını uzun yıllar gördükten sonra orijinal gittiğimiz yolda bizi durdurur. Nefesimizi keser. Orijinali anlayacak kadar uzman değiliz. Bu yüzden orijinalin kopyaları olmadan onu anlayamazdık.” Abbas Kiarostami

Certified Copy (2010) Kiarsotami’nin en ünlü yapıtlarından biri. Juliette Binoche etkeniyle en cezbedicilerden de. Film yeni çıkan kitabı hakkında konuşma yapmak üzere İtalya’ya gelen James Miller’ın konferansıyla başlar. James sanatta kopyaların da orijinali kadar değerli olduğunu tarihten örnekler vererek açıklar. Kopyaların orijinalin değerini düşürmediğini aksine arttırdığını ve bu durumun yalnız sanatta değil insan hayatında da geçerliği olduğunu savunur. Kiarostami bu düşünceyi aklımızın bir köşesinde tutup filmin hikayesiyle bütünleştirmemizi ister.

Juliette Binoche’ın oynadığı karakterin filmde bir ismi yoktur. Hiçbir zaman adıyla çağrıldığına şahit olmayız. Oyuncu kadrosunda isminin “Elle” (Fransızca’da kadınlara özel kullanılan üçüncü tekil şahıs) şeklinde geçmesi sebebiyle yazıda bu isimle onu zikretmek gayet makul. Elle James’i ilk kez konferansta görmesine rağmen onu replika heykellerden oluşan dükkanına davet eder. James dükkana ilk girdiğinde içeriyi derinlemesine süzer. Ruhu daralmış gibidir. Sanatta kopyaların değeriyle ilgili konuşmasını bilmesek onlara büsbütün karşı olduğunu bile zannedebiliriz. Elle için ise durum tam tersidir. Orijinal sanat eserlerinin kopyayla mukayese bile edilemeyecek değere sahip olduğuna inanmasına rağmen replika heykel satarak geçimini sağlar. Bu ayrıntılarla daha filmin başlarında iki baş karakterimizin yaşam tarzları ve hayat görüşlerinin bir çelişki içerisinde olduğunu anlarız.

Güzel havayı değerlendirip vakitlerini dışarıda geçirmek için yola çıkan James ve Elle arabayla yola koyulurlar. Kiarostami’nin alışık olduğumuz, oyuncuların araba içinde bazen geniş açı gerektiğinde ise yakın plan çekimleri bu filmde de bir hayli belirgindir. Bu çekimler Floransa’nın o güzel doğasını ve mimarisini de es geçmez tabii ki.

James manzaranın tadını çıkarmak istediğini belirterek etrafındaki servi ağaçlarını gösterir. Bir sanat eseri olarak tanımlanmaları için bütün özelliklere sahip olduklarını söyler ve ekler: “Orijinallik, güzellik, yaş ve işlevsellik sanatın tanımı fakat galeride olmadıkları için kimse onlara dikkat etmiyor”. Serviler için güzellik, yaş ve işlevsellik kavramları orijinallik kadar tartışmaya açık değildir. Yani Kiarostami’nin burada “sanatta orijinallik nedir?” sorusunu düşünmemizi istediği bellidir. Peki servi ağaçları birden fazla oldukları için mi orijinal değillerdir? Bu soruyu bir de Edvard Munch’ın “Doğanın çığlığı” resim serisiyle düşünmekte fayda var. Bu seri, Munch’ın 1893 ve 1910 yılları arasında yaptığı kimi pastel kimi yağlı boyayla çizilmiş; birbirine çok benzer dört resimden oluşmaktadır. Peki bu dört resim birbirine bu denli benzerken hangisinin orijinal olduğunu söyleyebilmek mümkün müdür? “Çığlık” tablosu olarak hepimizin bildiği o ünlü resim aslında çiziliş sırasında ikincidir ve bir nevi ilkinin bazı farklı teknik detaylarla çizilen kopyasından başka bir şey değildir. Servilerde kabul görmeyen orijinallik kavramı sırf dahi bir ressam çizdi diye ihlal mi edilmelidir?

Sanatta orijinallik sanatçıdan bağımsız düşünülemez. Sinema dünyasından örnek vermek gerekirse; Tarkovsky’nin sinematik üslubu öylesine kendine özgüdür ki taklidi imkansızdır. Uzun metraj bir filmde gördüğümüz çok kısa Tarkovsky taklidi bir sahne bile bizi filmden soğutmaya yetebilir. Hatta o sahne Tarkovsky seviyesine ulaşmış olsa bile aklımız önyargılarımızı silmemize müsaade etmez ve objektif değerlendirme yapamayız. O sahnenin aslında Tarkovsky tarafından çekildiğini ve filme sonradan eklendiğini öğrenirsek işte o zaman her şey değişir. Yani aslında bir şeyi orijinal olarak kabul etmememiz sahip olduğumuz entelektüel bilgiden bağımsız düşünülemez.

Orijinalin ne olduğunu film boyunca sorgular Kiarostami. Mesela Elle arabada giderken kız kardeşi Marie’nin eşinin kekemeliğinden dolayı adını “Mmmmmarie” şeklinde okumasını çok beğendiğini söyler. Marie’nin bunu bir aşk şarkısı olarak gördüğünü hatta adının asılında bu olduğunu nüfusa yanlış kaydettirildiğini aktarır. Marie eşinin ona hitap şeklini özgünlüğünden dolayı sevmiştir. Ama özgünlük tek başına yeterli değildir. Bu hitap şeklinin kimden geldiği de önemlidir. Yani Marie’ye başka birinin, eşi gibi hitap etmesi hiçbir anlam ifade etmeyecektir.

Bu filmi özgün kılan şey, şüphesiz ikinci yarısında gördüğümüz gerçeklik değişimidir. Bize yeni tanışmış iki kişi olarak gösterilen Elle ve James artık on beş yıllık evli bir çift gibi davranmaya başlamışlardır. Burada anlatılan hikâye Christopher Nolan filmleri gibi bir çözümleme beklemez. Yani Elle ve James’in filmin hangi yarısında gerçek karakterlerini yansıttıkları hangi yarısında rol yaptıkları üzerine kafa yormak gereksizdir. Kiarostami’nin söylemek istediği ilk tanıştığında birbirlerini anlayamayan kadın ve erkeğin aradan on beş yıl geçse de yine anlamayacağıdır. Bu ömür boyu süregelen anlaşılmazlığı birçok kesitle fevkalade yansıtır Kiarostami. Mesela Elle, dün akşam evlilik yıldönümleri olmasına rağmen hatırlayamayıp uyuyakalan James’in savunma olarak çok yorgun olduğunu söylemesini bir türlü anlayamaz.  Onun için bu özel günü unutması artık sevilmediğine işarettir. James ise bu özel günlerin kadınlar için bir sevgi göstergesi olduğunu ve ne kadar yorgun olursa olsun bu durumun onlar için bir mazeret sayılmayacağını anlamlandıramaz. Her iki taraf da kendince haklıdır aslında. Bu anlaşamamazlık kadın ve erkeğin farklı oluşundan kaynaklanır.

“Birisi bir keresinde şey demişti “Aşk yanlış anlaşılmaların ürünüdür.” Biz aşka yanlış anlamaları aramak için düşeriz. Uzlaştığımızda, birbirimizi tam anlamıyla anladığımızda o zaman aşk bitmeye başlar. Biz bütün iyi şeyleri o kişiye atfeder ve âşık oluruz. Birbirimizi tamamen anlama noktasına geldiğimizde ise aşk biter. Başka bir deyişle, aşk yanlış anlaşılmalardan doğar. Birini anlamadığımızda ona âşık oluruz. Onun gerçek kişiliğini öğrendiğimizde düşündüğümüz gibi olmadığını söyleriz. “Bu yüzden aşk yanılsamadan başka bir şey değildir. Şükür ki bu kapasiteye sahibiz. Aksi halde, sadece bir orijinal olurdu ve herkes ona âşık olurdu.” Abbas Kiarostami

İlk tanıştıklarında James’e büyük bir hayranlık, aşk duyan Elle’nin hayal kırıklığı on beş yılın geçmesiyle katlanarak artmıştır. Aslında Elle’nin başlangıçta duyduğu aşk James’e değil, onun kusursuz –orijinal- haline, Platon’un deyimiyle onun ideasınadır. Kiarostami’ye göre orijinallik bir nevi kusursuzlukla eş değerdir. Fakat aşktaki orijinallik kusursuz gibi görünse de bir illüzyondan başka bir şey değildir ve sevgiliyi tanıdıkça yerini aslı gibi olan kopyalara bırakır. Bu kopyalara değer vermek büyük önem taşır çünkü yanılsamasız orijinallere -hakikate- ancak bu yolla ulaşılabilir.

“Her şey değişir, söz vermek bunu durduramaz. Kimse bir ağaçtan, bahar bitince çiçeklerini korumasını bekleyemez. Çünkü sonunda çiçekler meyveye dönüşür. Ve sonra, sonra ağaç meyvesini kaybeder. – Ya sonra? – Sonra yapraksız bir bahçe. – Yapraksız bir bahçe mi? – Farsça bir şiir. Yapraksız bir bahçe. Güzel olmadığını söylemeye kim cesaret edebilir?” Abbas Kiarostami


Yazar Hakkında

Sinemayı araç olarak görenlerden.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑