Çeviri Görü Üzerine Metaforlar

Published on Nisan 14th, 2018 | by Hasan Cem Çal

0

Görü Üzerine Metaforlar

Share Button

1963 yılında Stan Brakhage’ın yazdığı Metaphors On Vision adlı kitabın, kitapla aynı başlığa sahip ilk bölümünün çevirisidir. Başlıktaki görsel, Stan Brakhage’ın 1955 yılında çektiği Reflections On Black adlı filmdendir.

Bir göz hayal edin ki insan-yapımı perspektif yasaları tarafından kontrol edilmesin; bir göz ki bileşimsel mantığın yargılarından sıyrılsın; bir göz ki her şey adına tepkisel hâle gelme derdi olmasın ama hayatın içerisinde karşılaştığı her nesneyi algının serüveninden geçirerek bilebilsin. Yeşil rengin farkında olmayan, emekleyen bir bebek için orada, çimlerin üzerinde kaç adet renk vardır? Eğitimsiz bir göz için ışık kaç tane gökkuşağı yaratabilir? Isı dalgalarının içerisindeki çeşitlemelerden göz ne kadarının farkında olabilir? Kavranamaz nesneler, ve bunların sonsuzca devinimlerinin göz kamaştırıcı çeşitlemeri ve sayısız derecedeki renkleriyle birlikte capcanlı bir dünya hayal edin. Başlangıçta söz vardıdan önceki bir dünyayı hayal edin.

Görmek, muhafaza etmektir; yoğunlaşmaktır. Tüm korkuların yok oluşu görüş içerisindedir, ki zaten hedeflenen de o olmalıdır. Görü bir kere verilmeye dursun; onun ta kendisi çocuğun gözünde kendiliğinden var olan, verili olan gibi gözükür, herhangi bir insanî özellikten daha açık bir şekilde masumiyetin yitimini yansıtan bir gözdür bu, bir göz ki zamanla görünüşleri sınıflandırmayı öğrenir, bir gözdür ki görme yetisinin git gide azalmasıyla kişinin ölüme doğru olan hareketini aynada yansıtır gibi yansıtır.

Ama kimse geriye dönemez, hattâ hayalinde bile dönemez. Saflığın yitiminin ardından, ancak bilginin en nihai noktası sallanan merkezi dengeleyebilir. Yine de, dilden bağımsız bir bilgi arayışının var olduğunu ve bunun da görsel iletişime -optik aklın gelişmesine dair bir taleple birlikte- ve kelimenin en has ve en derin anlamında algıya bağlı olduğunu ileri sürüyorum.

Varsayalım ki, bir aziz ve bir sanatçının görme yetileri git gide artan bir görme muktedirliğidir; bir görüdür. Algının diyarına, sözüm ona halüsinasyonun girmesine izin verin, kabûl edin ki insanoğlu hâlihazırda kullanım değeri bulunmayan bir şeye karşı her zaman indirgemeci bir terminoloji kullanmıştır, rüya görülerini kabûl edin, gündüz-düşlerini ya da gece-düşlerini kabûl edin, aynen sözüm ona gerçek olayları kabûl edeceğiniz gibi, hattâ göz kapaklarınızı kapattığınızda dinamik bir şekilde hareket eden soyutlamaların gerçekten de algının bir parçası olduğunu kabûl edin. Farkına varın ki yalnızca odaklanıyor olduğunuz görsel fenomenlerden etkilenmiyorsunuz ve tüm görsel etkilenişin derinliklerine bu yolla ses vermiyorsunuz. Aklın gözünün çocukluktan sonra körelmesi için hiçbir sebep yoktur, ama yine tam da bu zamanlarda görsel kavrayışın gelişimi evrensel olarak etkisiz kalıverir.

Bu, ölüm için kuru kafaların ve kemiklerin çürümüş hâlinden başka hiçbir sembolün bulunmadığı bir çağdır… ve toptan yok oluşunun korkusuyla doludur. Bu, cinsel titizlik tarafından lanetlenmiş bir zamandır, gelgelelim kendisinin öz-yıkımsal tezahürlerinin fallik mahiyetini neredeyse evrensel olarak algılamaktan acizdir. Bu bir çağdır ki kendisini soyut uzama maddî olarak yansıtmanın yollarını yapay bir şekilde arar ve mekanik olarak kendisini icra etmek ister; çünkü kendisini görüş alanının içerisindeki neredeyse tüm dışsal gerçekliğe karşı kör etmiştir; ve hattâ, kendi algılanabilirliğinin sağlamış olduğu fiziksel hareketliliğinin niteliklerinin organik farkındalığına karşı kendini kör etmiştir. Keşfedilen en eski mağara resimleri gösteriyor ki, korkunun nesnesinin somutlaştırılması gerektiği hakkında ilkel insanlar bizden çok daha incelikli bir anlayışa sahipti. Tüm erotik büyünün tarihi, korkuyu içeride tutmak yoluyla onun bir tür sahipliği hakkındadır. Nihai görselleştirmenin arayışında Tanrı’ya yönelmiş en derinlerden gelen imkânlı yegâne insan anlayışı korkunun olduğu yerde sonsuz sevginin olamayacağı sonucuna varır. Ama kaçımız bu çağda kendi çocuklarımızı içten bir biçimde anlamak adına az da olsa çabalıyor?

Sanatçı, görme ve görselleştirme geleneklerini çağlar boyunca beraberinde taşımıştır. Günümüzde, görsel algılayış sürecini en derin anlamıyla pek azı devam ettirmektedir; ve esinlerini sinematik deneyimlere evriltmişlerdir. Hareketli imge tarafından imkânlı kılınmış yeni bir dil yarattılar. Önlerindeki korkudan en büyük gerekliliği yarattılar. Onlar, en özünde, birer imgeci olarak doğum, seks, ölüm ve Tanrı’nın arayışıyla ilgili düşünür ve uğraşırlar.

Çeviri: Hasan Cem Çal

Tags: , ,


Yazar Hakkında

27 Haziran 1994’te, İstanbul’da doğdu. Liseyi 50. Yıl Tahran Anadolu Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde Sinema ve Televizyon okumaktadır.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑