Eleştiri

Published on Nisan 3rd, 2018 | by Furkan Erkan

1

Kelebekler (2018): Çok da Kafaya Takmamak Lazım

Share Button

Bu yazı filmle ilgili bazı sürprizbozanlar içermektedir.

Amerikan bağımsız sineması ”Hayat, varılacak yol değil yolculuğun kendisidir.” mantalitesi doğrultusunda kendi yol filmleri janrı ve klişelerini üretmiştir. Bu tür filmlerde ekseriyetle şaşmayan iki formül vardır:

  1. Ana karakter, hayatının tüm o monoton gidişatını ve tekdüzeliğini bir kenara bırakıp kendine yeni bir sayfa açmak için yollara düşecek ve o süreçte hayatını değiştirecek kişilerle ya da hadiselerle karşılaşacak.
  2. Uzun yıllardır birbirleriyle görüşmemiş ya da birbirinden haberdar olmayan kardeşler, babalarının/analarının son isteği üzerine bir araya gelirler ya da yola çıkarlar. İki türlü de başlarda anlaşamayan, uyumsuz gibi görünen bu insanlar zamanla ne kaybettiklerini ve ne kazandıklarını anlayacaklardır.

Tolga Karaçelik’in yeni filmi Kelebekler, ikinci formülden yola çıkarak matrak bir kara mizah eşliğinde 30 yıldır ne kendilerinden ne de babalarından haber almış üç kardeşin, babalarının aniden gelen isteği üzerine Hasanlar köyüne doğru olan yolculuklarını ve orada yaşadıklarını anlatıyor.

Nadir Sarıbacak’ın sarsıcı performansı, gemideki mürettebat üzerinden kurulan memleket alegorisi, alt-üst ilişkiler ve atmosfer yaratımı, gerilimini sağlama konusunda rüştünü ispatlamış bir yönetmenlik ve salyangozlar… Son zamanların en vurucu yerli yapımlarından birini izlemiştik belki de perdede Sarmaşık ile. Kelebekler ise biraz daha hafif kalıyor onun yanında ama Karaçelik’in yönetmenlikten ziyade senaryo yazımı becerisindeki hünerleri sergilemesine fırsat veren bir çalışma izliyoruz.

Kardeşlerin yola çıktıkları süreçte önce Suzan’ın gazinoda kafasını şişiren iki adama küfredip ardından onları tartaklamaktan imtina etmemesi kendi tabiriyle artık hissettiği gibi yaşamanın bir göstergesi ve belki de aralarında yolda olmanın sağladığı dönüşümü yakalamış tek karakter. Hatta kardeşlerin eski defterleri açtığı ya da laf dalaşına girdikleri anlarda kriz çözmek yerine sert bir şekilde müdahil olarak onları bir araya getirdiği anlar karakterinin güçlü yanlarını daha da iyi yansıtıyor.  Hasanlar köyündeki muhtar başta olmak üzere oradaki ahalinin tuhaflıkları ve Kenan’ın umursamaz tavırları filmin kara mizahına fazlasıyla katkı sağlayan unsurlar elbet. Ancak diğer yandan kardeşler, babalarının ölüm haberini aldıktan sonra hikayeye kesif bir hüzün siniyor. ”Geliyorum-Gelmiyorsun” tartışmasından Serkan Keskin’in canlandırdığı muhtar karakterinin matruşka bebekler ile Cemal’e karşı lafı dolandırmaya çalıştığı sahnelere kadar sinir bozucu derecedeki komik sahnelerden sonra değil atmosferin müziğin bile tonunun değişimi keskin bir şekilde gerçekleşiyor. Örneğin, yine yol filmi türünde ve yerli yapımlardan Ali Atay imzalı Limonata da aynı sorunlardan mustaripti. Filmin İstanbul ve yolda geçen bölümleri o seneki birçok yerli komediye ders niteliğindeki iyi yazılmış esprileri ve anlarıyla filmin seviyesini yükseltiyordu. Fakat ne var ki cenaze evine girildiği an ve sonrasında Bosna’da yaşanan acıların anlatıldığı plan o kadar mizahın üzerine kaldırılamayacak derecede fazla bir hüzün barındırıyordu. Kelebekler bu denli dozu yüksek bir hüzün bombardımanına seyirciyi tutmasa da da ritminin düştüğünü ve tonunun başka yöne kaydığı hissediliyor. Hele ki finalde Ercan Kesal’ın canlandırdığı kör çobanın hem kardeşlere hem de seyirciye yaptığı ters köşenin ağızda kekremsi bir tat bırakması da kaçınılmaz oluyor.

Ama yine de Kelebekler‘in bir felsefesi var. Tam da bu duygular arasında yaşanan gelgitler üzerinden hem de. Daha kırkı çıkmamış babalarının cenazesinde rakı içip eskileri gülüp eğlenerek yad eden kardeşlerin durumu, Cemal’in gazetede okuduğu intihar haberindeki ”Bazı şeylere üzülüyorum” notunu ”Her zaman üzülmüyormuş” şeklinde kardeşlerine fıkra gibi anlatması gibi ayrıntılar,  Ricky Gervais’in Humanity adlı yeni stand-up şovunda belirttiği ”Hepimiz nasıl olsa öleceğimiz için bazı şeyleri o kadar da kafaya takmamak lazım” düşüncesine benzer nitelikte.

Kelebekler‘i hem Türk sineması hem de yol filmleri arasında özel bir yere konumlandıran birkaç nüansı daha var. Patlayan tavuklar, aklı bir karış havada olan köy halkı, rasyonalist ve varoluşçu imam gibi unsurlarla Hasanlar köyü ilginç ve yaratıcı bir köye dönüştürüyor kuşkusuz. Ama film özelinde konuşursak, Tuğçe Altuğ’a ayrıca bir parantez açmak gerekir. Karakteri ve kompozisyonu itibarıyla kendine has bir melankolikliği var. Ne fazla romantik ne de fazla depresif. Bazı sorunları olduğunu söylüyor ama o kadar. Son yıllardaki yerli sinemada cinselliği ya da erkek şiddeti karşısında hayatta kalma yönüyle öne çıkan güçlü karakterlere nazaran Suzan karakteri bu haliyle de gayet güçlü bir kompozisyon oluşturmayı başarıyor. Zaman zaman öfke patlamaları yaşadığı anlarda gözümün önüne Aubrey Plaza’nın canlandırdığı tiplemeler de gelmedi değil. Onun enerjisi ve stili hissediliyordu doğrusu. Tolga Tekin ise, uzaya çıkamayan astronot kimliğiyle akıllara kazınsa da Altuğ’dan sonra filmin ikinci yıldızı Bartu Küçükçağlayan oluyor. Özellikle Yalan Dünya‘daki Orçun’un ardından yine çok farklı bir karakterle karşımıza çıktığı Kenan karakteriyle filmin kara mizahına büyük ölçüde katkı sağlıyor ve etkili bir performans gösteriyor. Özellikle tavukların patladığı andaki şaşkınlığı ve korkusu tekrar tekrar izlenmeye değer.

Kelebekler, toparlayacak olduğumuz zaman iyi bir film olduğu izlenimi verebilir. Ha tabi yukarıda belirttiğimiz bazı handikaplardan kendini kurtaramadığı aşikar. Ama bazı filmler olur ya günahıyla da sevabıyla da sevilir. Komiktir ama bir o kadar hüznü de içinde barındırır. Hangi türe ait olduğu da çok kestirilemez ama iyi film olduğunu bilirsiniz. Öyle bir film işte Kelebekler. Teknik açıdan çok üstünde durabileceğimiz meziyetleri yok filmin ama bana kalırsa Karaçelik de böyle bir amacı gütmeden yazıp yönetmiş filmini. Daha sade daha bağımsız bir tatta.


Yazar Hakkında

6 Ocak 1995 Ankara doğumlu. Sinemada izlediği ilk filmi hatırlamasa da ''Herkül'', ''Babam Söz Verdi'', ''Asterix Sezar'a Karşı'', ''Tarzan'' gibi filmleri sinemada izlediğini hatırladığı ilk filmler arasında yer alıyor. Sinema büyüsünü Disney filmlerinden alan Furkan animasyon filmler üzerine yoğunlaşmaya başlayınca sinema büyüsünün etkisi altında olması da çok sürmedi. Türk Telekom Anadolu Teknik Üniversitesi Radyo TV bölümünden mezun olur olmaz Twitter'da sinema yazarları ve onların okuyucuları adına amme hizmeti yapan ''Film Eleştirileri'' adlı bir sosyal medya platformu yarattı. Eleştirmenlerin yazılarından etkilendikçe kendisi de yazmak istedi ve Popüler Sinema, Ranini TV, JR. Campaign gibi mecralarda 3 seneden fazla bir şekilde sinema üzerine karaladı. O kadar karalamadan sonra gerçek anlamda sinema ''yazabilmek'' için Sinematopya'ya geçti. Şu sıralar filmlere, kitaplara, gündeme ve çizgi romanlara fena halde sarmış durumda.



One Response to Kelebekler (2018): Çok da Kafaya Takmamak Lazım

  1. A. says:

    “Bazı şeylere üzülüyorum.” değil repliğin doğrusu “Bazen çok üzülüyorum.” :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑