37. İstanbul Film Festivali

Published on Nisan 10th, 2018 | by Yaşam Kaya

0

Lean On Pete (2017): 37. İstanbul Film Festivali’nde Görsel Şaheser

Share Button

Andrew Haigh yeni filmi Lean On Pete ile 37. İstanbul Film Festivali’nin açılışını gerçekleştirdi. Film daha önce Toronto Film Festivali’nde gösterilmiş, 2018’ in dikkat çekici yapımları arasına girmişti. 45 Years filmi ile 2015 yılında adından söz ettiren yönetmen Haigh, başrolde Steve Buscemi, Chloë Sevigny ve Charlie Plummer ile eşsiz muazzamlıkta bir başyapıta imza atıp, 15 yaşındaki bir çocuğun penceresinden hayata tutunma umudunu seyircisine aktarıyor. Willy Vlautin’in aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan yapımın en dikkat çekici özelliği sevgi, yalnızlık, aile ve arkadaşlık hakkında derin hareketleri içinde barındırması. Bir çocuğun yaşadıklarıyla bağlantısının eşsiz prizmasından çok özel bir yarış atıyla olan ilişkisine uzanırız. Birisi gencecik duruşuyla umudun anlamı, diğeri yorgun bakışlarıyla insanlardan uzaklaşmış hissin gölgesi olan iki canlının yakınlaşması bizleri derin anlamların içine çekiyor.

On beş yaşındaki Charley Thompson (Charlie Plummer), her ikisi de bir dizi sert darbeden sonra yeni bir başlangıç için istekli olan babası Ray (Travis Fimmel) ile Portland, Oregon’a varır. Charley, babasıyla giriştiği bu mücadelenin akabinde kendisini yerel bir yarış pistinde, Lean On Pete adlı yaşlanmış yarış atına bakarken bulacaktır. Atın sahibi Del Montgomery (Steve Buscemi) ve terbiyecisi jokey Bonnie (Chloë Sevigny), Charley’in babasının yokluğunun boşluğunu doldurmasına yardım eder. Pete’in, yani yaşlı atın katledilip öldürülmemesi için verilecek mücadele Charley ve Pete için büyük bir bilinmeyenin kapılarını açar. Burada sevginin yoksunluğunu damarlarına kadar hisseden seyirci için en büyük etki, kendi hayatının çıkmazları içinde boğulan gencecik bir delikanlının sevgiye, aşka duyduğu açlıktır. O atın varlığı genç Charley için bir babanın, annenin varlığından farksızdır.

Yavaş yavaş ortaya çıkan bir yaş hikayesi olan “Lean on Pete”, yazar Michael Harrington’un “fakirlerin örünmez toprağı” olarak adlandırdığı, Amerikan filmlerinde çok az görülen bir gerçekte yer alıyor. Geçim sıkıntısı içinde, hızla boşalan buzdolabının sekansı beynimize kazınırken, elinde süslü cep telefonu ile oradan oraya koşturmayan gencecik insanın hayatla olan yüzleşmesi suratımıza tokat gibi iniyor. Filmleri 45. Yıl ve Haftasonu ile kendi reel gerçekçiliğini yaratan yönetmen Haigh, annesinin terk edip gittiği ve babasıyla zoraki biçimde hayatı paylaşmak isteyen gencecik çocuk üzerinden yine gerçekçi bir bakış yakalıyor.

Film merhamet duygusunu hissetmek adına inanılmaz duyguları bizlere sunuyor. Filmin görüntü yönetmeni Magnus Nordenhof Jonck, Charley’in hayatındaki tek hassasiyeti, onun etrafında bir battaniye gibi kıvrılan yumuşak ışığı büyüleyici atmosferle gösteriyor. Doğanın içinde savrulan bir konuya bakarken akıp giden zaman sessizliği içinde Amerika’nın gerçekçi öyküsünü ruhumuzda hissediyoruz. Dünyanın en güzel pasajlarına uzanan kozmik boyutun içinde doğa ya da Tanrı-Allah kavramını genç çocuğun merhametli duyarlılığından başlayarak algılıyoruz. Bu görsel güzellik hikayenin durgunluğu ile çelişebilir, ama filmdeki en büyük özellik zaten bu görsel şölenin ayrıntılarında gizli. Amerikan filmlerinde biliriz ki; çocuklar isyankardır, heyecanlıdır; fakat hiçbir zaman yoksul değillerdir. Film bu algıyı tersyüz edip, yılların sinema algısına öylesine büyük eleştiri sunmuş ki, insan olayların içine girdikçe gerçek Amerikan rüyasının ne olduğuna karar veriyor.

Charlie Plummer, filmde sadece bakışıyla insanların beynini delen yapıya sahip. Karakterinin bir atla kurduğu duygusal bağı, karakterin hayatındaki boşlukları doldurmaya yol alırken 19 yaşındaki genç oyuncu adeta şaha kalkıyor. Charley aile çatışması içinde, yoksulluk içinde kıvranan bir karakter. Hani o Arthur Miller öykülerinde olduğu gibi, aç kalmamak için mücadele eden gencecik Amerikalılar olduğunu biliyorduk, ama uzun yıllardır bunu sinemada pek göremiyorduk. Yönetmenin cesur adımları, Plummer’ in insanı kendisine hayran bırakan oyunculuğu bu muhteşem başyapıtın değerini bizlere gösteriyor. 37. İstanbul Film Festivali çok doğru bir karar verip Lean On Pete filmi ile seyircilerine görsel bir seyir ziyafeti sunuyor.

yasam.kaya@gmail.com


Yazar Hakkında

1999 yılından bu yana sinema, tiyatro, jazz, blues ve arkeoloji üzerine yazılar yazmaktadır. 2 YIL Taraf Gazetesi, 4 yıl BirGün Gazetesi, 2 sene İstanbul Art News, 3 yıl Turkish Review' da yazılar yazdı. Şu anda Sinematopya, Life Art Sanat, Tiyatronline, Tiyatro Gazetesi'nde, Artful Living'de köşe yazarıdır. Ntv Radyo'da sanat eleştirileri konuşmaktadır. UK Leeds'te Psikoloji eğitimi aldı.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑