37. İstanbul Film Festivali

Published on Nisan 10th, 2018 | by Hasan Cem Çal

0

Phase IV: Anti-Bilim-Bilim-Kurgu

Share Button

Phase IV, aslında çok basit bir hikâye anlatıyor; karıncalar üzerinde deneyler yapan iki bilim adamının deneylerinin kontrolden çıkması. Bir yandan oldukça da klişe bir hikâye bu; insanlar doğaya müdahale ediyor, müdahaleleri sonucunda işler çığrından çıkıyor ve ne yapacaklarını şaşırıyorlar; bilim-kurgu sinemasında çokça görüldük bir hikâye dinamiği. Saul Bass’ın filmi bu yapıyı muhafaza ediyor kesinlikle, ama aynı yapıyla çok hınzırca da oynamasını biliyor.

Konuya yer yer yazıda değineceğim, ama filmi özet geçmek istemiyorum. Filmle ilgili birkaç not düşmek yeterli olacak gibi geliyor. Şöyle başlayabilirim; film, aslında bir bilim-kurgu filmi izlenimi yaratıyor, ama bana kalırsa gözüktüğünden çok daha fazlası. Hattâ, belirli bağlamlarda eleştirel olduğu dahi söylenebilir.

Film, iki bilim adamının karıncalar üzerinde muhtelif deneyler yapmasıyla başlıyor, ama dediğim gibi, deneyler kontrolden çıkıyor. Öyle ki, sonucunda deneyle hiçbir ilgisi olmayan insanlar da ölüyor. İki bilim adamından biri, klişe duygusuz-mantıklı bilim adamı; diğeri ise daha duygusal-insanî bilim adamı. Duygusuz bilim adamımız karıncaların yaşama şekillerinden, davranışlarından, vs., büyülenmiş gibi gözüküyor; onları incelemek için her şeyi yapıyor. İnsanların ölmesine dahi izin veriyor; iki bilim adamı arasındaki ilk kırılma burada yaşanıyor. Biri, insanlar ölmüş, derken, diğeri, insanlar ara sıra ölür, diyor. Bunun vurucu yanı belki de şu; bilim zaten insanın bilgisi, gelişimi, vs., içinse, bu uğraş nasıl olup da insan öldürmeyi içine alabiliyor. Bu, kanımca, filmin temelindeki sorunlardan da biri. Bir diğer sorun ise, karıncalardan bunca etkilenen insanların, aynı anda nasıl olup da karınca adlı yaşam formunun yaşamı üretme şekline korkunç bir şekilde zarar veriyor olduklarını görmemeleri. Aslında sorun, onlardan etkilenme şeklinin kendisinde; etkilenme, içerisinde etkilenilene doğrudan müdahale etmeyi, üzerinde acımasız deneyler yapmayı, onu öldürmeyi, kesmeyi-biçmeyi barındırınca, sonuç tabiî ki de hoş olmuyor. Phase IV, biraz da bunun anlatısı. Yani, bir bilim-kurgu olmakla beraber, bir anti-bilim-bilim-kurgu, denebilir.

Phase IV, adından da anlaşılacağı üzere, dört faza ayrılıyor. Bunlardan ilki deneye hazırlık, ikincisi deney, üçüncüsü deneyin çöküşü, dördüncüsü ise yeni bir gün, olarak sınıflandırılabilir. Aslında film, daha en baştan dördüncü fazın beklentisine sokuyor izleyiciyi, ama bu fazın bir yandan da filmin içerisine dahil edilmemesi ile iyicene bir düşündürüyor. Üç faz boyunca, filmin anlatısı zaten temel olarak kuruluyor, dört gelince ise bitiveriyor. Ama filmin adı, aslında hiç işlenmemiş fazın adı bir yandan da. Bunda bir bit yeniği var denecektir; var da.

Film, en temelde insanlar ile karıncaların savaşı olarak görülebilirdi. Ama bunu her iki canlının da doğasında olan bir eğilim olarak görmek fazlasıyla bayağı ve bir yandan da kesinlikle komik olurdu. Durum, aslen karıncalardan çok insanlarla ilgili. Hattâ, karıncalarla ilgili olduğu zaman bile insanlarla ilgili. Ortada açık bir antropomorfizm var da demeyeceğim, ama yer yer o da söz konusu. Açmaz, aslen insanlar ile karıncalar arasında değil, daha çok insanın kendi açmazı gibi gözüküyor; bağımlı olduğu bir canlıyla arasındaki ilişkiye zarar veriyor; ve sonucunda kendisi de bundan zarar görüyor. Bu bağlamda, filmdeki karıncalar, başka bir canlı da olabilirdi. Belki de karıncanın seçilme nedeni en zararsız canlı olduğuna kanı getirilmiş olmasıdır, kim bilir.

Bass’ın filminin en garip taraflarından biri ise kuşkusuz sonu; daha önce ölen insanların arasından kurtulan genç ve güzel bir kadınla bizim insanî bilim adamımız bir karınca ininde çift oluyorlar; ve güneş doğuyor. İşte, dördünce faz bu. Aslında karıncalar tarafından gönderilen mesajın yorumlanmasıyla beraber temiz kalpli bilim adamımız bu ine gidiyor; sonrasında görülüyor ki karıncalar tarafından çağrılan aslen kötü kalpli bilim adamı değil, çiftimizmiş. Bu, neyi amaçlayan bir çağrı, tabiî ki de sorulmalı. Bana kalırsa, antropomorfik bir karınca sürüsünün insanı yeniden insanî hâle getirmek adına yaptığı bir çağrı. Ve belki biraz da insanın insanî olanı yeniden düşünmesi için bir olanak olarak okunabilir. Bu, yalnızca kendisini bir tür olarak düşünmesi değil tabiî ki, daha çok çevresiyle ilintili olarak kendisini düşünmesinin altını çiziyor. Karıncalar, olsa olsa bunun bir parçası. Bu açıdan, Bass’ın filmi anti-bilimsel, ekolojik ve deştikçe daha birçok boyutta da okunabilir. Ama Bass, kısaca diyebilirim ki, insanda kesinlikle bir maraz görüyor. Ve filmin sonu, biraz da bununla ilgili; dördüncü faz, aslında ilk üç fazın sonucu, ama belki de bir yandan da başlangıcı, tam bir belirsizlik, kim bilir. İşte, sonuç olarak, insan hâlâ insan, ama yeni bir gün

Tags: ,


Yazar Hakkında

27 Haziran 1994’te, İstanbul’da doğdu. Liseyi 50. Yıl Tahran Anadolu Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde Sinema ve Televizyon okumaktadır.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑