Avrupa Sineması

Published on Nisan 5th, 2018 | by Betül Uludoğan

0

The Seventh Seal (1957) – Ölümle Yüzleşmek

Share Button

“The Seventh Seal” Ingmar Bergman’ın yönetmenliğini üstlendiği, 1957 İsveç yapımı, fantastik figürlerin yer aldığı bir dram filmidir.

Ortaçağ’da, Haçlı Seferleri sırasında inanç, ölüm gibi yoğun duyguların yaşandığı bir zamanda meydana gelen birtakım olayları konu alan film, aslında ilk başladığı andan itibaren kameranın göksel alana doğru yönelmesiyle, seyirciye metafizik ögeleri konu edeceğine dair ipucu vermiştir. 

Ortaçağ ile ön plana çıkan inanç, Yeniçağ’da daha çok bilime ve bilgiye doğru yönelir. Filmin de ana teması olarak belirleyeceğimiz, inanmakla bilmenin arasında kalmış, bu kavramları birbirinden ayırmaya çalışan, yaşamı sorgulayan, cevabını aradığı sorulara bir türlü tatmin olamayan, ölümle ilgili bilgi ve garanti isteyen, inanmak isteyen ama yapamayan bir şövalyenin ölümün ona uğramasıyla oluşan sorgu sahası anlatılır. Yaşadığı dönemde insanların çoğu, bir felaket misali etrafa yayılan vebayı Tanrı’nın cezası olarak görür. İnsanın duyu verileriyle neden Tanrı’yı algılayamadığını, onunla neden konuşamadığını, Tanrı’nın neden görünmeyen mucizelerin ardına saklandığını, içindeki Tanrı’yı nasıl öldürebileceğini sorgulayan bir iç çekişmeyi seyirciye sunan, modern insan inanır mı? sorusuna cevap arayan Bergman, yönettiği filmi için, ‘‘Ortaçağ malzemeleriyle sunulan bir şiirdir,’’ demiştir. Esasında Modern Dönemde de Ortaçağ devam etmektedir.

Ölüm meleğinin kendisini ziyaret etmesiyle pek de hoşnut olmayan şövalye Block, birebir ölümün canlı haliyle yüzleşir. Başlangıçta zaman kazanmak maksadıyla ölüme, satranç oynamayı teklif eder. Onu yenmeye çalışarak, ölümden kurtulacağını zanneder. Oysaki Euripides’in de dediği gibi ölüm, hepimizin ödeyeceği bir borçtur. Kendini hayaletler dünyasında gören şövalye rüyalarında ve hayallerinde tutsak kaldığını düşünür. Aslında o gelen ölüm, kişinin kendi ürettiği bir ölüm idesidir. Yani, insanların içinde olan ölüme karşı duydukları korkunun bir cisme büründüğü şekliyle ölüm, Block’a böyle tezahür etmiştir. Ve asıl hayat, zaten oyundan ibarettir; tıpkı satranç gibi. Ortada da gereğinden fazla oyuncu vardır. Bizler, görülen en ölü oyuncularız. Ölüm nedeniyle oyun iptal! Peki ya hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşayıp da her şeyi imzaladığımız kontrata ne olacak? O da geçersiz sayılacak tabii. 

Nietzsche: ‘‘İnsan ölümü nasıl karşılayacağına karar vermek zorundadır.’’

Genel olarak insanlar ölümü, ayrılık getirdiği için sevmezler. Onların da bir gün öleceklerini hatırlatmak için filmdeki bir karakter, ölümün resmini, kimsenin hoşuna gitmeyeceğini bildiği halde sürekli duvarlara çizer. Evet, bu onları rahatsız eder, insanlar ölümden iyice korkmaya başlar ama bu onun olanı çizmesine engel değildir. Çünkü ölüm, olan bir şeydir.

Montaigne: Ölümden niye korkacağım ki? Ben varken o yoktur, o gelince de ben olmayacağım.

Filmde zalimlerin efendisi olarak atfedilen ölüm, ‘hiçbir şey gözümden kaçmaz, kimse kaçamaz!’ diyerek de herkesin bir gün himayesi altına gireceğini söyler. Ve ölüm, herkesle eninde sonunda dans eder. Çünkü tüm canlılar, var oldukları andan itibaren ölümle nişanlıdır. 

Şövalyenin kendi hayatını tenkit etmesi, ne için yaşadığını ve neler uğruna savaştığını anlamaya çalışması, bilmesi onun mutlu olmasına yeterli bir sebep midir? Yoksa mutlu olmak bildiğin şeyleri yaşamak mıdır? Hiçbir şeyi sorgulamayıp, tıpkı Mia ve Jof çifti gibi hayatı seyrinde yaşamak mı daha keyiflidir? Mesela Block, tüm sorulardan sıyrılıp bu ailenin yanına gittiğinde ölümü bir kenara bırakarak daha güzel anlar yaşadığını belirtmişti. Asıl mutluluk ölümü unutarak yaşamak mıdır? Karar sizin!

En nihayetinde her zaman karşımıza çıkacağı düşüncesiyle ölüm, şövalyeye, onun eşi ve dostunun içinde olduğu altı kişilik grubun yanına, yedinci kişi olarak uğrar ve son mührü basar. 

Nietzsche: ‘‘Ölüm güç bir şeydir. Ölümün son iyiliği bir daha ölümün olmamasıdır.’’


Yazar Hakkında

1994 Erzincan doğumlu. Üsküdar Üniversitesi'nde Psikoloji ve Felsefe eğitimi alarak, felsefeden mezun oldu. Sinemanın felsefi, psikolojik ve sosyolojik okumasıyla ilgili dersler aldı. Birkaç dergide konuk olarak sinema eleştirmenliği ve yazarlığı yaptı. Şimdi ise sinemayı daha renkli okuyabilmek için burada!



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑