Dünya Sineması

Published on Temmuz 7th, 2018 | by Betül Uludoğan

0

Hüzün Arası: Bir Ayrılık

Share Button

Konfüçyüs: “Devletin hazinesi adalettir.”

Epiktetus: “Adaleti seven bir insan için her yer emindir.”

 

“A Separation” 2011 yılı, İran yapımı dram tadında bir filmdir. Asgar Ferhadi’nin yönetmenliğini üstlendiği filmin orijinal adının Türkçe karşılığı ‘Nadir ile Simin, Bir Ayrılık’ tır. İran sinemasında en iyi film dalında Altın Ay’ı kazanan ilk filmdir.

Başkent Tahran’nda ikamet eden, ekonomik düzeyi orta halli diyebileceğimiz, 14 yıllık evli ve bir kız çocuğu sahibi çiftin evlilik hayatlarının sallantıda, boşanmanın eşiğinde olduğu dönemi, her iki yönden ele alan film, Nadir ile Simin’ in uzlaşamadıkları bir konuda arada kalmışlığı konu edinir. Simin, kızı Terme’nin daha iyi bir eğitim alması için elindeki tüm imkanlarını kullanarak, yurt dışına taşınmak ister; fakat eşi Nadir buna karşı çıkmak mecburiyetinde kalır. Çünkü bakıma muhtaç bir Alzheimer hastası babası vardır. Şahsi, aile içi meselelerini veya sorunlarını kendi aralarında halledemeyen çift, kurtuluşu çeşitli kurumlarda arar, onlardan medet umarlar. Çünkü insanlar, karşılıklı olarak sağlayamadıkları adalet anlayışını, Aristo’nun da belirttiği gibi devletten beklerler. ‘Adalet önce devletten gelir.’ Çıkan bu anlaşmazlıktan dolayı boşanmak için mahkemeye başvururlar, ama hakim sunulan gerekçeyi geçersiz gördüğü için davanın reddine karar verir.

Evi terk edip, kendi anne-babasının evine dönen Simin, kızını da yanına almak ister ama Terme, babasıyla kalır. Simin her ne kadar kızıp gitse de hala eşine aşıktır.  Ancak sorun, Simin’in eşine karşı sergilediği anlayışsız tutum değildir. Her ikisinin de haklı olduğu yönleri elbette vardır. Ama asıl kargaşanın ortaya çıkmasının nedeni kimsenin alttan almamasıdır. Nadir eli mahkum bir şekilde, babasına bakmakla mükellef olacak bakıcı arar; dindar, maddi durumu kötü, ihtiyacı olan, Raziye adında bir kadın bulur. Bu da yine eşi Simin tarafından önerilir. Görüldüğü gibi kadının aklı yine evinde, eşinde ve çocuğundadır. Ayrıca Simin kayınbabasıyla da iyi bir şekilde ilgilenmiş, hatta kimsenin özellikle de Nadir’in onu dinlemediği zamanlarda sığındığı, derdini paylaştığı tek insan eşinin hasta olan babasıdır.

Simin’in yaptıkları, aslında filmin gidişatını tetikleyen bir yan ürün, ara yoldur. Olay asıl Nadir’in etrafında cereyan eder. Nadir’in tarafında durumlar çok daha hareketlidir. Çünkü o, gerek kızına ve babasına bakma, gerekse işyerindeki ve evdeki işleriyle uğraşma noktasında verdiği mücadeleden mesuldür. Hayat meşgalesinde yoğun emek sarf eden, yaşamın kendisinden gelen, bir adamın filmidir, bu izlediğimiz. Sıradan insanların karşılaştıkları durumlardan, yaşantılardan hareketle gerçeklikten bir kesit sunduğu için film, çok başarılıdır. Oyuncular da sundukları sade, gösterişsiz, asude hayatla onun altında derin manalar bırakan bir zeminde, rol yapmıyormuşçasına sahici, mükemmel bir oyunculuk sergilemişler ve büründükleri karakterlerin hakkını vermişlerdir. Olaylar o kadar canlıdır ki, sanki herhangi birinin evine, vitrine kamera yerleştirilmiş de onu izliyormuşuz gibi yakın bir hal içerisindedir.

***

Nihayetinde Nadir ile Raziye arasında da bir yanlış anlaşılma olmuş ve bir anlık öfkeyle bu anlaşmazlık kötü sonuçların doğmasına sebebiyet vermiştir. Nadir, bakıcı kadını verdiği emanetle, yani babasıyla iyi ilgilenmediğini ve çekmecedeki bir miktar parayı onun çaldığını düşünür. O sebepten iftiraya maruz kalan Raziye bunu kendi gururuna yediremeyip hakkını savunmaya çalışınca, tüm olayların sahihliğinden haberi olmayan Nadir, ona kaba kuvvet uygular. Terme babasının bu denli sinirli olduğunu görünce şaşırır; bakıcının kızı ise annesini merdivenlerde bulunca üzülür. Seyirci ise o yürek burkan sahnede çocuklarla birlikte gözyaşı döker.

Filmin bir diğer başarısı, konular arasındaki ilişkinin ele alınması bakımından geniş bir yelpaze sunmasıdır. İnancın, dinin, hukukun, adaletin, aile içi sorunların, eğitimin, ekonominin, sınıfsal farklılıkların, toplumdaki statünün, babanın, çocuğun, İran’da kadın olmanın, bulunduğu zaman ve mekanın sosyal- kültürel yapısının, mahkemenin soğukluğunun ve katılığının düzgün, uygun ve güzel bir şekilde ele alındığını gördük. Evrensel bir dünya sorununu teşkil etmesi, içinde birtakım içsel vicdani sorgulama ve hesaplaşmaları, tercihleri, geleneksel ve modern yaşam arasındaki dilemmadan sıyrılıp doğruya ulaşabilmesi açısından film, oldukça etkili bir düzeydedir. Aile sıcaklığını pek fazla tadamadık; ama gördük ki sadece göz temasıyla kurulan bir ilişkide,  karşılıklı iletişim çok daha anlamlı bir hal alabilmektedir.

‘Bir Ayrılık’ sadece nicelik olarak bir ayrılık değil; nitelik olarak bir sıfattır. Yani yalnızca bir çiftin ayrılığıyla başlayan, bir silsile gibi devam eden farklı aileleri de etkileyen bir ayrılık zinciridir. Hamile olan Raziye düşük yapınca, bebeğinin katilini Nadir olarak tayin eder. Oldukça kıskanç ve sert mizaca sahip bir eşi olan bakıcının durumu ispatlayamaması ve bir yandan da hakkını araması onu tehlikeli yollara sevk etmiştir. Sonuçta bu durumu kanıtlayamadığı için kendisi de eşiyle ayrılmanın kurbanı olmuştur. Gerçek şu ki her iki anne figürü de (Simin ve Raziye) çocuklarını koruyup kollamak için çeşitli mücadeleler vermiştir.

Film, mahkemede hakimin karşısında başlayıp yine bir mahkeme salonunda hakimin karşısında son kararı vermek üzere bitmiş ve böylece güzel bir süreç izleyerek, seyirci filmden kopmamıştır. Yönetmen, Terme’nin kiminle kalmak istediği kararı verme esnasında filmi bitirerek seyircinin vicdanını devreye sokmuştur. İzleyen herkes ‘ben olsam şunu veya bunu seçerdim’ diye bir tercih yapmaya gitmiştir. Bence Terme, her ne kadar babasına karşı bir yerde güvensizlik hissedip, dürüstlük noktasında zedelendiğini görse de yine tercihini babasından yana kullanmıştır.

Necip Fazıl’ın vicdan muhasebesi için söylemiş olduğu şu söz çok manidardır:

‘Müftüler verse de fetvayı,

Kalbine danış sen, davayı!’

Halit Ziya Uşaklıgil ise bu konuya şöyle açıklık getirmiştir: ‘İnsanlar tuhaftır! Fena bir şey yapmakta olduklarını hissedecek olurlarsa, mutlaka en evvel vicdanlarını susturacak bir sebep bulurlar.’


Yazar Hakkında

1994 Erzincan doğumlu. Üsküdar Üniversitesi'nde Psikoloji ve Felsefe eğitimi alarak, felsefeden mezun oldu. Sinemanın felsefi, psikolojik ve sosyolojik okumasıyla ilgili dersler aldı. Birkaç dergide konuk olarak sinema eleştirmenliği ve yazarlığı yaptı. Şimdi ise sinemayı daha renkli okuyabilmek için burada!



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑