Analiz

Published on Temmuz 28th, 2018 | by Ozan Kaan Üreten

0

Mine Vaganti (2010) – İmkansız Aşklar Asla Ölmez

Share Button

Ferzan Özpetek’in Serseri Mayınlar’ına , deyim yerindeyse duygu roller-coasterı denilebilir. Komedi ve drama öğelerinin harmanıyla beraber ‘hem güldük hem ağladık’ klişesinin doruk noktalarını yaşatan film; acı gerçekleri yüzümüze alttan alta fakat sürekli bir şekilde vuruyor. Film; makarna firması olan Cantone ailesinin başından geçen olayları merkezine alıyor ve yaşamımızın nasıl kısıtlanıp, bizden alındığını trajikomik bir şekilde beyaz perdeye aktarıyor.

Mine Vaganti, ailenin büyükannesinin geçmişteki düğün sahnesiyle, sevdiği adamın kardeşiyle evlenmek zorunda bırakılmasıyla başlıyor. Büyükanne, istediğimiz hayatı yaşayamadığımız veya bizden alındığında, koca bir ömürün bütünüyle mutsuz geçeceğini göstermektedir. Aynı zamanda şeker hastası olan büyükanne, her şeye rağmen torunlarını ve ailesini bir arada tutan en önemli değer, ulu bir yaşam ağacıdır. Uçsuz bucaksız bir arazide büyüyebilmiş o tek ağaç, meyve vermese bile güneşten kaçanlara gölgesini, fırtınadan kaçanlara ise gövdesini sunmaktan; bir barınak olmaktan hiç gocunmaz.

+Normal hayata dönmemiz lazım
– “Normal” mi? Ne korkunç kelime

Aile ve toplum düzeni yüzünden cinsel yönelimlerini açıklayamayan Antonio ve Tommaso kardeşler için, büyük olan Antonio Cantone, Tommaso’nun aileye kimliğini açıklama fikrini kardeşinden çalar ve Tommaso’ya kaldıramayacağı bir yük yüklemiş olur. Akşam yemeği masasında herkesin olduğu ortamda homoseksüel olduğunu açıklayan Antonio, babası tarafından evden, işten, dahası hayatlarından kovulur. Baba Vincenzo Cantone’nin davranışlarına bakıldığında oğlunun durumundan daha ziyade çevre baskısı ve insanlar hakkımızda nasıl düşünür tarzının daha ağır bastığını görüyoruz. Antonio’nun sırrını açıklamasından sonra oğlunu işten atan, kredi kartları, harçlıkları ve daha birçok şeyine el koyan ve onu evden kovan Vincenzo, adeta bu ‘ihanete’ daha fazla dayanamaz ve kalp rahatsızlığı geçirir. Belirlemiş oldukları “normal”in yansımaları aileye sadece acı vermektedir. Bu normal denilen olguysa hayatın renklerini reddetmekten başka birşey değildir. Yanlış olan geleneksel doğrular üzerinden yaşayan insanlar, çoğu zaman toplum baskısını kaldıramaz, tepkilerden çekinir ve içten içe kendilerine dahi yanlış gelen düşünce yapılarını değiştirmek için asla çaba harcamazlar ve bu korkak tutuma sahip oldukları için istedikleri şekilde özgür yaşayamazlar, yaşatmazlar. Unutulmamalı ki gerçek onursuzlar, kişilerden onurunu aldığını sananlardır. Yaşantıyı çok iyi çözümleyen ve samimiyeti bize yansıtan Ferzan Özpetek; büyük-küçük arasındaki saygılı ilişkileri , aile yapıları, arkadaşlıkları, sıcakkanlılıkları, kız isteme gibi adetleri ve daha birçok özellikleri ile Akdeniz toplumlarında kültürel olarak en çok Türklere benzeyen İtalyanlar’ın maço tavır takınma ve eşcinselliğe bakış açısını da gerçekçi bir şekilde aktarmayı başarabilmiş.

Yalnız kendini düşünürsen, yalnızlığa mahkumsundur.

Eşcinsellerin her zaman ötekileştirildiği apaçık bir gerçek. Bunu sadece toplumsal düzen ve dini yargılarla değil, yanlış çözümlenmiş psikanalitik uygulamalarda bile görmekteyiz. Bir nevi bilimsel tezler bile homoseksüelliğe karşı savaş açmıştır. Hal böyle olunca mücadele sanılandan çok daha büyük ve zordur. Ferzan Özpetek’in film boyunca anlatmaya çalıştığı olay; sene ile ilgili olan diyalogda ‘artık 2010 yılındayız’ sözüne cevap olarak “yani milenyum geride kaldı” sözüyle durumun ilkelliği iyice çarpıcı bir hal almaktadır.

“Hiç ağaca küser mi toprak”

Filmin ilerleyen sahnelerinde büyükanne yine devreye girer ve paramparça olmuş aileyi birleştirmek için sorumluluk alır ve kendisi için de sevdiğine deyim yerindeyse kavuşma kutlaması yapar. Filmde ana ve yan karakterlerin hemen hemen hepsinin dolu ya da boş bir öyküsünün bulunması filmi çok zenginleştirmiş. Sevdiğine kavuşamayan inkarla geçmiş bir yaşamdan, sevdiği adamın eşcinsel olduğunu bilen ve sevgisini devam ettiren kadına, mutlu yaşama ulaşma isteği yüzünden ilişkileri rekabete varmış kardeşlerden, evde kalmış halaya kadar pek çok karakter doygunluğa ulaşmamıza yardımcı olur. İzleyicilere duygusal boşalma; katarsis etkisi yapan son sahne sonrası hangi hayatı gerçekten yaşadınız diye insan kendi kendisini sorgulamaya başlar ve pek çoğumuzun cevabı aynıdır: hayal ettiğimizi değil. Serseri Mayınlar, herkesin izlemesi ve kendisini sorgulaması gereken bir Ferzan Özpetek başyapıtı.


Yazar Hakkında

Bir hayalim var ve her yeni günde onu korumam gerek.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑