Eleştiri

Published on Temmuz 27th, 2018 | by Yaşam Kaya

1

Mission: Impossible – Yansımalar (2018)

Share Button

Büyük aksiyon filmleri başka film türleriyle benzer ritim geliştirir. Mesela “Mad Max: Fury Road ” daki dublörler, filmin hikayesine öylesine derinden eklenir ki, siz olayın akışına dalarken dublörlerle beraber anlatımının bir parçası haline gelirsiniz. “Die Hard” ın o muhteşem akıcı sahnelerini bir düşünün, John McClane’le birlikte soluksuz filmi an be an yaşadığınızı hayal edin. “Baby Driver” ın göz kamaştırıcı kurgusunu aklınıza getirin; ses tasarımını, müziğini ve eylemin içinde yoğrulan gerilimi beyninize not edin. ‘Mission: Impossible – Yansımalar’ bu filmlerin tamamını bizlere hatırlatıyor, bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu kritiğe giriş sizlere abartılı övgüler olarak gelebilir, ama filmin serisini takip eden bir eleştirmen olarak övgülerin daha artarak ilerleyeceğini sizlere şimdiden belirteyim. Bu yılın en iyi filmlerinden birisi olan ‘Mission: Impossible – Yansımalar’, harika bir aksiyon filmi yapmak için gereken her teknik unsuru içinde barındırıyor, mükemmel bir karışımla birlikte hepsi şahane bir senaryoya hizmet ediyor ve aynı zamanda kendi türündeki yeniliklere bir yenisini ekleyerek imkansıza ilerliyor.

Yönetmen Christopher McQuarrie, bu seremonide ilk kez, bir önceki film “Mission: Impossible – Rogue Nation (2015)” filminin doğrudan bir devamı niteliğinde ilerlemiş. Kesinlikle vakit kaybetmeden izleyicileri anlatıya bırakarak, önemli eylemin başlayabilmesi için ayrıntıları filmin başında yakalamamızı sağlamış. Pek çok aksiyon filmi, kötü adamlarla ve geniş çaplı kurgularla zamanını harcar. Ama bu filmde konuda esnemeler yok, dahası, eylemin “iyi şeyler” e ulaşmak için çok uzun sürdüğüne şahit olmadan, bizleri tamamen aksiyonun içine çeken algı konunun merkezinde kalıyor. Yani dağınık bir örgünün olmadığına vur yapıyor Yönetmen McQuarrie!
Havariler denen bir grup kaos yaratmak istiyor. Bilmemiz gereken tek şey bu. Acı çekmenin barışa yol açtığına dair bir inançları var ve bu yüzden acıyı ortaya çıkarma zamanı olarak görüyor bu grup. IMF kodlu John Lark plütonyum elde etmek için komplo kuran bir ekiple birlikte içeride iş birliği içindedir. Ethan Hunt ( Tom Cruise ) plütonyumu geri almak zorundadır, ancak Hunt’un öldürmek yerine hayatta bıraktığı Solomon Lane ( Sean Harris ) hayalet gibi Hunt’ un peşinde dolaşır. Bu yeni komplonun dünyayı sona erdirmek için tasarlandığını olayın hemen başında görürüz.
Film açılırken Hunt, patronu Alan Hunley ( Alec Baldwin ) tarafından plütonyum satın alınmadan önce John Lark’ı bulması için Paris’e gitmek üzere görevlendirilir. Alan, Erica Sloan ( Angela Bassett), August Walker ( Henry Cavill) adlı iki yardımcıyla yola koyulur. Kişiler arasındaki güven problemlerinin gün yüzüne çıktığı Paris seyahatinde, Hunt’ un kendi kişisel duyguları mı ön planda kalacaktır, yoksa iş için her şeyini feda etmeye hazır bir ajanla mı karşılaşacağız? Soruların tamamını filmin içinde görmek en mantıklı olanı. Zaten konuyla ilgili çok fazla spoiler verdiğimde, yazı bir kritikten çok film tanıtımına doğru kayıyor.

Bu dinamik kişiler Paris’e gidiyor, ardından Luther ( Ving Rhames ), Benji ( Simon Pegg ) ve Ilsa ( Rebecca Ferguson ) gibi tanıdık yüzler de ekibe katılıyor -ve, işler ölümcül hızda ilerlemeye başlıyor. “Fallout”, konunun geçtiği bölgeye dikkat edip etmemenize olanak sağlayan mükemmel aksiyon filmlerinden. Hollywood tarihinde, bir set parçasından diğerine hareket eden, en aerodinamik, hızlı tempolu filmlerden biri. McQuarrie ve Cruise, konuşmalara ihtiyaç duymadan film kurulumundaki dramatik yapıyı ustaca olayların içine işliyor. Bir çift ajan hikayesinin neresinde durursanız durun, eninde sonunda aksiyonun büyüleyici ivmesine istem dışı kendinizi kaptırıyorsunuz.

Bir eleştirmen olarak bu filmi “Fury Road” ile karşılaştırdığımı da belirteyim. Her iki filmde de gördüğünüz hareketin akışkanlığı gerçekten cezbedici. Büyük görüntü yönetmeni Rob Hardy (Annihilation) ve editör Eddie Hamilton (son filmi yapan) bu yapıtta eylemi McQuarrie ile mükemmel bir şekilde rafine etmişler. Filmde sahnelerin coğrafyasını nadiren kaybediyoruz – ki bu kötü aksiyon filmlerinde çok yaygındır – olay gelişirken çoğu kez izleyici olarak Hunt ile koşuyoruz gibi hissediyoruz kendimizi.

“Fallout”, performans açısından sık sık pompalanan türden bir film değil. Cruise’un nihayet, özellikle daha sert, güçlü bir Avustralyalı Hunt modeline benzeyen Cavill’e gösterdiği mütevazi yaklaşım, filmin bir sonraki serisinde Henry Cavill imajının iyice belirginleşmesini sağlamış. Görüntü itibariyle değil, ama geçmiş işleriyle biraz yaşlanan Cruise, amiral gemiyi kime devredeceğini karar verip, on ikiden nokta atışı yapmış.

yasam.kaya@gmail.com


Yazar Hakkında

1999 yılından bu yana sinema, tiyatro, jazz, blues ve arkeoloji üzerine yazılar yazmaktadır. 2 YIL Taraf Gazetesi, 4 yıl BirGün Gazetesi, 2 sene İstanbul Art News, 3 yıl Turkish Review' da yazılar yazdı. Şu anda Sinematopya, Life Art Sanat, Tiyatronline, Tiyatro Gazetesi'nde, Artful Living'de köşe yazarıdır. Ntv Radyo'da sanat eleştirileri konuşmaktadır. UK Leeds'te Psikoloji eğitimi aldı.



One Response to Mission: Impossible – Yansımalar (2018)

  1. can says:

    bu yazı filmin son 10 dakkasını izlememiş biri tarafından mı yazıldı? cavill derken? gerçekten inanamıyorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑